
unutMADIMAKlımda
2 Temmuz 1993
Yaz ayları Ege Sahil İlçeleri ve Beldelerinde festivaller, şenlikler, etkinlikler artar. Hemen her gün bir yerde renkli günler yaşanır. O günlerde Babam’a Sivas Pir Sultan Abdal Etkinliklerinden bir çağrı gelmişti. Aynı günlerde Çanakkale’nin Çan İlçesinde yapılacak olan bir etkinliğe de çağrılıydı. Annem “ Her yere gitmek zorunda mısın? Bu sıcakta gitme, Sivas uzun yol, tansiyonun da var. Çanakkale’ye de gitmene razı değilim ama, yine de sen bilirsin” dedi. Babam pek annemin bu sözlerini dinlemez gibiydi. “Gideyim, iki yerden de çağrı var ama birçok yazar arkadaş Sivas’ta olacak, hem onları da görmüş olurum” dedi. Dedi demesine ama, evde birden hava değişti. Annem o gün her zamandan fazla tepki gösterdi babamın bu kararına. O arada evin telefonu çaldı. Ben açtım. Arayan Talip ( Apaydın) amcaydı. Hal hatırdan sonra babamı istedi telefona. Babam; “Mmm öylemi, tamam olur, iyi o zaman. Yarın görüşürüz” dedi. Merakla bekliyorduk, annem sordu;” ne dedi Talip Bey? “ “Yarın Çanakkale’ye o da gelecekmiş, Mehmet Başaran, Niyazi Altunya orada olacaklar. Birlikte olalım” dedi. Annemin isteği olmuş, evdeki hava yumuşamıştı. Babam ertesi sabah erkenden Çanakkale’ye gitmişti.
Şimdi düşünüyorum, aradan 30 yıl geçmiş. Arada evde konuştuğumuz bu konuyu şimdiye dek kimseyle paylaşmamıştım.
O gün Sivas’ta canlarımız yakıldı. 36 canımız yitti. Türkiye’nin aydınlık insanları kaldıkları otelde diri diri ateşe verildi. Üstelik iktidar ortağı olduğumuz günlerdeydik. Elbette ülkemizde işlenen ilk insanlık suçu değildi bu.
Yıllar su gibi aktı geçti. Bu suçu işleyen caniler birer birer aklandılar, hatta o günlerde Belediye Başkanı olan ve olayları yatıştırmak yerine ateşi körükleyen kişi yıllar sonra seçim ortağımız bile oldu.
Şu saatlerde kamuoyunda “Sivas Davası” olarak bilinen, aslı “İnsanlık Suçu” olan davanın, zaman aşımından düştüğünü öğrendim. Hani “adalet er ya da geç tecelli ederdi?” Yazıklar olsun. Yuh olsun.














