Tavuk … adlı meşhur restoranın meşhur menüsünden yiyen aile bireylerimin başına gelen taze diye yutturulan pişmiş tavuktan gelmişti.
Hayat arkadaşım Birgül dönüşünde istasyonda karşıladığımda daha el bile sıkışmadan bavulu, sırt çantasını attı geri koştu, istasyon tuvaletine zor yetişti. Uçakta da hostes kıyak yapmış tuvaletin en yakınındaki koltuğa oturtmuş. Akşam yedikleri tavuktan zehirlenmiş. Füsun bacım İstanbul’dan Adana’ya dönerken otobüs sık sık mola vermek zorunda kalmış. Esin bacım ise Adana’ya dönememiş bir hafta yeğeninin evinde yatmıştı.
Ama sorun o değil, çaydan gıda zehirlenmesi olur mu?
Olurmuş. İzmir’in bir sahil kasabasında en güvendiğim, sevdiklerimden olan bir ailenin kahvesinde içtiğim çaydan ikibuçuk gün karnımın sancılarıyla uğraştım, zehir gibi günlerdi. Sonunda hastaneye gitmeliyim diye düşündüğümde ağrıların hafiflediğini hissettim, üçüncü gün düzeldim.
Kısacık belirtirsem; mekan sahibiyle otururken verilen çayın bayatlığını söylediğimde seslenmemişti kişi. “Biz şöyle iyiyiz, kimse müşterimiz değil, konuğumuz diyoruz hep,” diyordu her keresinde.
Üç beş gün sonra oturduğumda “Ahmet abi, çay…” dedi işletmeci.
“ Lütfen,” dedim.
İlk yudumda acılık yayıldı ağzıma. Herhalde ağzımın tadı yoktur düşüncesiyle biraz da içmezsem saygısızlık olur nezaketiyle zorunlu olarak içmeye çalıştım, ancak yarıya kadar yudumlayabildim. Daha ilk yudumda karnım kıpırdanmaya, ikinci yudumdan sonra hafifçe ağrımaya başlamıştı. Yarıladığımda ise ağrılar içindeydim resmen. Zoruma gitti. Arkadaşım az çok rahatsızlıklarımı, o anda bir şey olsa yalnız olduğumu, biçare kalacağımı biliyordu oysa. Solcuyum diyordu. Şucuyum, felsefeciyim diyordu. Diyordu da diyordu.
Yurtdışındakiler ülkeye gidip geldikçe; “herkes parayı düşünüyor, senden ne koparabileceğini hesaplıyor arkadaş, hele ki esnaflar, gözünün yaşına bakmıyor, ne arkadaşlık, ne selam ne kelam, öyle bozulmuşluk var,” diyordu.
“Yok,” diyordum ben de. (Şimdi bile aynı düşüncede olarak,) “Hem herkes aynı değil, hem ilişkilerine bağlı” savındaydım.
Geçen yıl yaşadığım bu olay, yani sol gösterip sağ vuran arkadaşımın çayından sonra özellikle lokantada, kahvede vs. dikkatli olmam gerektiğini öğrendim. Öyle arkadaşmış, falanmış filanmış, azalmış, o anda senden alacağı paraymış hesaplanan. Hastalanmışsın, hatta son günlerde otellerde, lokantalarda görünen gıda zehirlenmesi, bu nedenle ölenler… haberleri oldukça düşündürdü, üzdü beni.
Zaten yurtdışından gelenlere para gözüyle bakılıyordu bu kesimlerce, o siyasiymiş bu yazarmış çizermiş, o işsizmiş işçiymiş, iyi kişiymiş, kötüymüş, bizim gibi buralarda en alt gelir grubuna sahipmiş, öbürü zenginmiş önemli değildi; hepsi paralı, pahalı, neticede yurtdışından gelmeler düşüncesi ağırlıktaydı, ne o düşünceler engellenebilinir ne aradaki sınıfsal kavramlar anlatılabilirdi.














