(Vejdin Çiçek Hoca’ ya cevabımdır …)
.
Heraklitos ne demişti ?..
” Kendimi aradım!”
.
İnsan, her yaşın acemisidir derler… Her yeni aşk gibi.
.
Giden, aslında içinde birikmiş olan boşlukları doldurmak ve yaşama dair yeni anlamlar oluşturabilmek için yola çıkar… Bilinir ki, ‘ yola çıkanın hazinesi yoldadır ‘..
Lakin, bilmez ki dolan her boşluk, başka ve bambaşka boşluklarla çıkacaktır karşısına. Belki de insanı yazmaya yönelten de bu boşluk hissidir.
,
Sevgili hocam Oruç Aruoba’nın çok sevdiğim bir sözü vardır:
“yazmak, yaşamak uçurumunun doruğudur”!
.
Yazmak istediğiniz aslında ruhunuzun bir yerlerinde dibe vurmuş bir çözeltidir ve size obruk olarak döneceği günü beklemektedir… Zaten yaşadığı da yazdığı gibi değildir çoğu kez;
Söz uçar, yazı dökülür, siz kabuğunuza çekilirsiniz ve hayat kendi döngüselliğinde devam eder…
.
Aslında şöyle de söyleyebilirsiniz; bu sürekli bir varoluş ve yeniden var oluş sürecidir.
İki ayrı yaşam arasında boğuşan bir yeniden bilinç hali…
.
Gitmek, dışarıdan bakılınca daha kolay gibi görünse de ,
İşin aslı öyle değil…
.
Kendimden biliyorum.
.
Çünkü gidenin heybesinde sıkış- tepiş bir şekilde (kaçak mülteciler gibi!) ortaya çıkmayı bekleyen hatıralar ve ‘mazi’ vardır.
.
Kalan ise, gidenin bırakmış olduğu o muazzam obruğu doldurma telaşındadır; Ama heyhat !
O boşluk asla dolmaz.
Ama Kalan’ın unutmak istedikleri de her defasında düşlerinde ortaya çıkar.
.
Kalan,
zoraki bir
“hafıza bekçisidir” …
.
Ama işin ilginç yanı da şudur; hiç kimse tam olarak’ giden’ veya ‘ Kalan ‘ değildir.
.
Sorun, Eski SEN’den uzaklaşıp yeni BEN’e ulaşma çabasıdır ve yeni bilinç hallerine kavuşma arzusudur..
.
Giden, rüzgâr gibidir.
Kalan, kuyunun dibindeki taş!
.
Rüzgârın özgürlüğü ile taşın sabrı insan ruhunda sürekli çatışan Tanrılar gibidir.
.
Giden, köklerinden kopmanın eksikliğini ve hüznünü;
Kalan ise, hareket edememenin ve müdahalede bulunamamanın acısını ve ağırlığını sürekli olarak yaşar.
.
Belki de mutluluk, bu iki uç arasında denge kurabilmenin hazzıdır.
.
Bilgelik ise, hangisinin gerekli olduğunu sezebilme yeteneği olsa gerek…
.
Nazım Hikmet’e öykünerek son sözümü şöyle söylemek isterim:
.
Giden olmak da ayıp değil, Kalan olmak da…
Asıl sorun sevebilmekte, yani yürekte!..














