Almanya`ya göçün 60. yılı dolayısıyla DIDF Braunschweig bir etkinlik düzenledi. Bu etkinliğin organizesinde çalıştığı iş yerinde işçi temsilcisi ve IGM Sendikasının da aktif üyesi olan Kamil Gümleksiz ve Alper Özgür başta olmak üzere Braunschweig DIDF derneği el ele vererek çok başarılı başka kültürel çalışmaları yapanlara örnek olacak bir etkinlik hazırlamışlardı.
Bu etkinliğe Duisburg Üniversitesinde Öğretim görevlisi olan uyum ve çok kültürlülük konusunda Uzman olan Prof. Dr. Helen Baykara Krumme ve Evrensel Gazetesinin Almanya yazarlarından olan Ali Çarman ve Şair- yazar olarak ben davet edildim. Müzisyenlerden Cengiz Akataş ile öğrencileri ve Müzisyen Hakan Öztürk etkinlikte güzel ses ve enstrümanlarıyla yer aldılar. Etkinliğin moderasyonunu DİDF Berlin Yönetim Kurulunda olan şair Rüştü Yıldırım yaptı. Ne yazık ki ben Otobanda bir kaza nedeniyle bir buçuk saat sıradan beklediğim için açılış konuşmasına kavuşamadım. Vardığımda Prof. Dr. Helene Baykara-Krumme hanımda konuşmasına başlamıştı.

Göç ve katılım odaklı bir sosyoloji profesörü olan Bayan Helen Baykara-Krumme oldukça bilgi dolu bir sunum yaptı. Araştırmaları, göç ve ulus ötekileşme, iş- meslekleri, entegrasyon ve katılımın yanı sıra göç bağlamında aile süreçleri ve aile ilişkileri üzerine odaklandı. Özellikle göç sosyolojisi, ekonomik, örgütsel, çalışma ve endüstriyel sosyoloji alanlarında Göçmenlerin ve Almanya’nın genel durumunu Dia ve Grafiklerle anlattı
Ali Çarman, özellikle Türkiye’den misafir işçilerin (ilk kuşak) Almanya’ya gelişini “Valizler Dolusu Umut” adlı kitabına aldığı fotoğraflarda portreler sunarak işçilerin anlatımlarını dile getirdi ve onlarla sohbetlerinde örnekler sundu. Bu sohbet halindeki anlatım ve fotoğraflar hem düşündürdü hem de yer yer anıları hatırlattı böylece hüzünlendirdi. Özetlersek oldukça başarılı halk diliyle sunulan bir sunum oldu.

DIDIF Gençlik adına Hayrı Akpolat konuştu. Siyasilere seslendi. Ve gerçekten demokratik bir ülkede olması gereken hakları talep etti. Genç kuşakların kimden ne beklediklerini ve siyasilere nasıl hitap edileceğini biz birinci ve ikinci kuşağın bu gençlikte öğrenecek çok şey olduğunu düşündüm.
Molla Demirel (ben) daha 1965 yılında Almanya’ya misafir işçi olarak gelenlerin ardından yakınların yaptıkları ağıtlardan etkilenerek yazdığım bu şiirle konuşmama başladım:
Bilinmezliğe doğru
Şu insanlara bakın katar katar
Ellerinde bavullarla
Düşmüşler yollara gidiyorlar
Gidiyorlar bilinmezliğe doğru
Başuçlarında bir kara bulut
Gidiyorlar birlikte
Yola çıkışlarından beri
İnsanlar umut dolu
Bulutlarsa kalleşlik
Bilmezler ki onlar
Bu kara bulutun güneşi
Kararttığı gibi
Karartacak umutlarını
Ve geleceklerini de
Durdurabilsem şu kara bulutu
Engelleyebilsem bütün kötülükleri
Yaşarlardı insanlarım
Güzel umutlarıyla
Çıplak güneşin aydınlığında
Yaşarlardı hiç değilse
Işığa doya doya güzel umutlarıyla insanlarım

Bu şiiri okumamın ardından İki yıl çalışma kararıyla gelen birinci kuşak işçilerin Almanya’ya yerleşerek beşinci kuşağında burada dünyaya gözlerini açtıklarını vurguladım. Bu “Misafir İşçilikten’ vatandaş toplum olurken biz göçmenlerin ve yerleştiğimiz bu ülkelerde karşılıklı nelerden yararlandığımızı anlatmaya çalıştım.
Bu konuda İŞ – GÖÇ – ÜTOPYA“ kitabımda yer alan Avrupa’da önemli mevkilerde yer almış olan bilim, eğitim, ve sendikacı olan insanların anlattıklarını kısaca özetlemeye çalıştım. Örneğin Prof. Onur Güntürkün şu cümlelerini burada vermek gerekir: “Bir ülkeden başka bir ülkeye göç doğru değerlendirirse zararlı değildir. Çok faydalıdır. Her iki ülkenin de yararınadır. Özellikle bilim alanında çalışanlar için bu göç çok daha yararlıdır iki ülke için. Bu İki ülkenin bilimsel çalışma arasında iyi ilişkiler yaratır. Karşılıklı gelişen bilimsel çalışmalardan, bilgilerden yararlanırlar.”
Kısaca çok dil ve kültürle yetişen çocukların daha başarılı olduklarını kısaca anlatmaya çalıştım ve ırkçılığın, savaşın sıradan insanlar arasında yaygın olduğunu ve bunu devlet içindeki bazı mihraklar yardım etmese bu kadar yaygınlaşamayacağını örneklemeye çalıştım. Konuşmamı biz göçmenler köken olarak bağlı olduğumuz ülke ve yerleştiğimiz ülkelerce sömürülsek de her iki ülkede yaşamın her alanında var olduğumuzu eşitlik ve hak mücadelemizin mutlaka bu haksızlıkları yok edeceğini anlatmaya çalıştım. Konuşmamı 1978 de yazdığım VARIZ adlı şiirin bu son dizelerini okuyarak noktaladım:
Boşuna bu çabaları
Milyonlar kopamazlar doğdukları yerden
Kopamazlar yaşadıkları yerden
Her iki toplumda
Ve her iki toprakta üretiyorlar
Ve yaşıyorlar ve yaşatıyorlar
Analar, babalar, kızlar oğullar
Kardeşler ve dostlarla varız
İşte varız
Emekli sendikalarına bırakılan
Milyonlarda varız
Hızla göçüp giden bu karmaşık yaşamda
Bu kaygılı, bu utanılacak yüzyılda varız
Yaşamımızda yoktur kavgasız barış
İşte varız üretimde, çilede
İnsanca yaşam savaşında
Ve gelecekte yaratılan mutluluklarda
Varız
Maden ocağında, göçük altında
Ve göğe yükselen teknikte biz varız
Hak, adalet ve özgürlük için mücadele eden dünya halklarına selam olsun!














