Didier Drogba: “2010 Dünya Kupası’ndan önce bir içecek markası için Messi, ben ve bazı oyuncularla birlikte reklam çekmiştik. Messi Afrika’daki uzak bir köydeki insanlarla tanıştı, onlarla futbol oynadı. Ama sonunda bana ciddi bir ifadeyle dönüp, ‘Didier, farkında mısın? Biz milyonlarca euro için oynarken bu insanlar kirli su içiyor,’ dedi.”
“Ertesi gün şirketin yöneticisinden duydum: Messi, o reklamdan kazandığı tüm payı o köyde su kuyuları açılması, bir hastane, okul, oyun alanı ve diğer ihtiyaçların yapılması için bağışlamış. Üstelik adının bu bağışta kesinlikle anılmamasını istemiş.”
“Altı ay sonra, paranın doğru yere gittiğinden emin olmak için köye bir doktor, bir muhasebeci ve bir mühendis göndermiş. İşlerin gerçekten yapıldığını kendi kontrol ettirmiş.”
“Uçakta Güney Afrika’ya dönerken ona sordum: ‘Neden bu kadar gizli tutuyorsun?’ Bana hayatım boyunca unutamayacağım bir cevap verdi:
‘Afrika’nın reklama değil, eyleme ihtiyacı var. Gerçek eylemler tanıklığa ihtiyaç duymaz.’”
“Messi’nin en büyük golleri kaleye değil, futbolu bile bilmeyen insanların kalbine atılmıştır.
Ve futbolu gerçekten bilen herkes, Messi’nin tarihin en iyi oyuncusu olduğunu da bilir.”
….. …….. …… …. ……
Kişinin, kendi ve yakınlarının çok iyi şartlarda yaşaması için, kazanması gereken para sınırsız değildir.
Ülkemizin futbolcuları kazandıkları milyon dolarları ihtiyacı olana dağıtsın demiyorum tabii. Ancak her gol attığında, asker selamı veren ve golünü “şehitlere” armağan edenler, bir kez olsun “Maç primimi şehit ailelerine, parasızlıktan okuyamayanlara, devletin görmezden geldiği SMA hastalarına vb veriyorum” Dediğini duymadık..
Paraya muhtaç aile, çocuğunu futbol okuluna gönderemez; öyle okullara gitmenin de bir maliyeti var.
Drogba ülkemizde top oynarken depremzedelere bir milyon dolar bağışlamıştı. Kendi, yoksul ülkesine ve ülkesinin çocuklarına her konuda düzenli olanaklar yaratıyor.
Osimhen maç primlerini sürekli tesis çalışanlarına veriyor.
Hayatın zorluklarını yaşayarak para kazanan kişiler, eğitimlerini yaşamın kendisinden alır!..
…
Dünyada hiç bir bayrak, masum insanları öldürmenin utancını örtecek kadar büyük değildir.
Howard Zinn
…
Rakı sofrasına buyur etti. “Pişmanım de seni de oğullarını da idam ettirmeyeceğim” Dedi.
Ak saçlı, ak sakallı reddetti bu teklifi. Defalarca kandırılmış olmayı kendine dert etmişti!.
Bu konuşma olurken oğlunu çoktan asmışlardı. Yine yalan söylendiğini biliyordu.
Hoş doğru söylüyor olsalar da onlar “Evladı Kerbelaydı, bi hataydı”
Motora bindirmeden önce silahlarını aldılar.
Hızlı tekneleriyle 16 yoldaşı açıkta yakaladılar!.
Yiğitçe öldüler, onlar gibi “aman” dilemediler.
Bilmeyenler için; üç bin Dersimli atlı yolunu kesti.”Beni öldürmeye mi geldiniz” Sorusunu “Olur mu hiç öyle şey paşam, size Eleziz’de pusu kuruldu. Siz Cumhuriyeti kuracaksınız, sizi korumaya geldik” Demişlerdi.
Bizim atalarımız Karadenizin dibinde, Dersim dağlarının bağrında mezarsız yatıyor.
Dandik “Komünistler!” Celladına varsın aşk ilan etsin.
Ben atalarımdan memnunum..
Herkesin atası kendine!.
…
Ölür müyüm sandınız acılardan…
Biz savaşmayı arka mahallede öğrenen
hayta çocuklardık
Bakkal Rüstem dövemedi bizi
Camlarını indirdiğimiz
Oyunu yarıda bırakmam,
Bırakırsam…
Yaralı dizlerine izmarit bastığım
Çocukluğum tükürsün yüzüme!..
Meral Aydın İpek














