Özgür Özel, Gülşah Durbay’ın cenazesinde oldukça duygulu konuşma yaptı.
Konuşmasının sonuna doğru gözyaşlarını tutamadı, ağladı.
İnsani bir durumdu ağlaması. Doğrusu, kimseden çekinmeden döktüğü gözyaşları benim de içimi parçaladı; benim de gözlerim doldu.
Aklıma Tahir Elçi’nin cenazesi geldi.
O cenazede de Selahattin Demirtaş gözyaşlarına engel olamamıştı.
Yoldaşlık böyle bir şey. Öyle yoldaş vardır ki onu kendine kardeşinden yakın hissedersin.
Kimi yoldaşı hastalık alır. Hesap soracak kimse yoktur ve elinden bir şey gelmez. Bu sana teselli olur.
Kimi yoldaş vardır, kalleşçe vurulan bedeni sokak ortasında upuzun yatan.
Hesabını soracak çok insan vardır ; hesabını soramaz, teselli bulamazsın..
İçin hep sızlar!..
…
Bu karikatürün hikayesini uzun zaman önce sayfamda yazmıştım.
Hamza, Gırgır dergilerinde sergisi için araştırma yaparken bunu bulup sergiye koyması nedeniyle, hikayesini kısaca tekrar edeyim.
Her pazar koğuş olarak aldığımız Gırgır, o pazar kesilmiş olarak içeriye verildi. “Yine sakıncalı bir şey bulmuşlar” Diye düşünürken mazgal açıldı ve asker gardiyanın kirli sesi mazgal deliğinden gürledi. “Hamza Öz çabok geyin, idareye gideceazz”
Hepimiz şaşırdık. Pazar günü birini idareye çağırmaları hayırlı olamazdı.
Yarım saat kadar sonra kapı açıldı ve Hamza içeriye girdi.
Suratı yediği tokatlar dan pancar gibi olmuştu.
Gırgır dergisinin sayfası onun dergiye gönderdiği karikatür nedeniyle kesilmiş.
Şunları sormuşlar “Cezaevinin krokisini çizmişsin. Kime çizdin?. Şu göbekli asker kim, beni mi çizdin?”
Bu arada, çizim Şirinyer Askeri Cezaevine gerçekten çok benzemiş.

…














