CEHALET DİZ BOYU!
Sözde muhalif TV Kanalı FOX’un absürt programlarından birine denk geldim geçtiğimiz günlerde…
Sunucusu Burcu Esmersoy isimli bir hanım…
Kadınlı- erkekli bir gurup bir evde…
Kadınlar; botoks, silikon, vs. Ne varsa eksiksiz…
Erkekler ise epey bir süre çalışıp vücut yapmış…
Yani onlarda tamam…
Program sunucusunun
Yönetimi altında…
Genel Kültür yarışması yapılıyor…
Sorular, “annenin adı ne?” türünden…
Soru:” Aşağıdaki iki ülkeden hangisi Asya kıtasında bulunan bir ülkedir?
Belli ki yaşamını, “görsel güzelliğe” önem vermekten öteye taşımamış genç kızımız, hemen yanıtlıyor soruyu: PERU!
Diğer üle ise VİETNAM!
Televizyon ekranından uzaklaştım ve düşünmeye başladım…
Nasıl bu hale geldik?
İki ülke arasında neredeyse koca bir dünya varken…
Üstelik yanlış cevaba muhatap ülke de…
Dünya tarihinde haklı bir şöhreti olan…
Emperyalizm ‘in lideri ABD’ye diz çöktürmüş ve bağımsızlığını kazanmış muzaffer bir ülke ise…
Bu düzeyde bir cehalet nasıl olur?
Ülkemiz bağımsızlık savaşını kazandıktan sonra….
Atatürk yönümüzü Batı Uygarlığına çevirmişti…
Devrimleri de zaten bunun en somut örneği olmuştur!
Ancak…
Bizim BATI MEDENİYETİ ile arayı hızla kapatmamıza vesile olacak bir yol ve yönteme ihtiyaç vardı…
Bulundu da bu yol!.
KÒY ENSTİTÜLERİ!
Bakan: Hasan Ali Yücel…
Genel Müdür:
İsmail Hakkı Tonguç…
Dünya tarihinde bir ilk ve son olan bu eğitim mucizesi, “ihanete” uğratılıp kapatılmasaydı…
Bugün biz başka şeyleri konuşuyor olacaktık…
O okullar kapatılmasaydı…
Erdoğan bu devletin tek hakimi olabilir miydi?
Ayakların baş olmasıyla…
Başlar ayak olunca…
O BAŞ, dinmek bilmeyen bir ağrıyla…
Sersem sepet, ne yaptığını bilmez bir şekilde ortada dolaşır hale geldi…
Bir yanda İHANET!…
Diğer yanda ise CEHALET!
Sonra da…
Beyinlerini değil…
Vücutlarını geliştiren bir yığın “genç” insan müsveddesi!
İşimiz çok zor!
Kurtuluş Savaşı döneminden de beter bir haldeyiz!
Tekrar gururla yeni bir “Onuncu Yıl Marşı” söyleyebilir miyiz bilmiyorum?
Ama önce işe ihanetlerden başlamalıyız!
Bunca felaket…
Sürekli üstü örtülen, hesabı kesilmeyen ihanetler sonucu bu noktadayız…
Ayrıca “kişisel hırs” içinde olmak da ihanetin bir başka türevidir….
Ama önce işe…
İlk ihanetin…
Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından başlayalım…
İlk darbeyi kim vurmuş?
Sonra cenazeyi kim kaldırmış?
Hadi bakalım…
Önyargısız ve cesurca!…
…
KOLTUĞUN DAYANILMAZ CAZİBESİ
Yine bir Salı…
Yine o suya tirit, bıktırıcı konuşmalardan birisi….
İlgi yok….
Heyecan yok….
Zaten ekibinin dörtte üçü, zahmet edip dinlemeye bile gelmemişler!
Konuşmanın nesi coşku versin ki?
Hep o bildik şeyler işte!
Seçim sonrasında ki tepkileri hafifletmek için…
“….Bir kaptan olarak gemiyi sağ salim limana yanaştırmadan olmaz!” demişti…
Şimdi ise…
“Sonuna kadar” diyor!
Meali, “Seçim kazanana kadar koltuk benim, bırakmam!”
E, seçimi kaybetmişken (21 kez) bırakılmayan KOLTUK…
Kazanıldığında nasıl bırakılacak ki?
Geçin bir kalem, boşuna ümitlenmeyin!
Bu gidişte sadece siz değil…
Torunlarınız dahi görmez bu değişimi!
“Araba sevdası” gibi bir şey galiba…
KOLTUK SEVDASI…
Oturanı büyülüyor, aklını başından alıyor galiba…
Yıllar önceydi…
İzmir’in Çiğli İlçesi’nin Belediye Başkanı Ensari Bulut hayatını kaybetmişti…
Meclis yeni Reisi seçmek için toplandı…
Aaa o da ne?
Bir kısım Meclis üyesi…
Oyunu, CHP İl Ýönetimi tarafından belirlenen CHP’li Meclis Üyesi’nden yana değil…
İL’E rağmen aday olan Meclis Üyesi’nin lehine kullandı…
AKP’li Meclis Üyeleri de bu aday lehine oy kullanınca…
İl Yönetimi’nin adayı değil… Ona rağmen aday olan CHP’li MECLİS ÜYESİ Metin SOLAK kazanmıştı…
Seçim öncesi…
Metin Solak’ı adaylıktan vazgeçirmek için…
Başkan eşliğinde bir heyet gider yanına…
O dönem Başkan Rıfat NALBANTOĞLU’dur…
İkna süreci…
Baskıya dönüşünce…
Metin Solak…
Belinde ki silahı çıkarır ve…
“…Ben hayatımı koydum bu işe. Gerekirse de bu uğurda ölürüm!” der ve silahı şakağına dayar…
Sonra mı?
Hiç!
Metin Solak…
Sadece 1 dönem Belediye Başkanlığı yapabildi!
Ben umudumu kestim…
Bu koltuk sevdalıları…
Bu ülkenin temel sorunu…
Onlara yalakalıkta sınır tanımayan sahte/sahtekâr Atatürkçülerden de sıdkım sıyrıldı…
Yalandan dolana her şey var bu kesimde!
21 yıllık Erdoğan’ın “iktidar yapma ahlâkı” hücrelerine işlemiş bunların…
Ne diyeyim ki?
Memlekette umurlarında değil…
Elbette Parti de…
Yeter ki KOLTUK altlarından gitmesin…
Bizim tarafın “mürid”leri de….
Milim sapmadan…
Tek sorgu yapmadan…
Ağanın izinde!
Alayı maraba ruhlu zavallı!
Vah ki vah!
Ört üstümü de ölem!…
…
İKSİNTİ UYANDIRAN İKİYÜZLÜK!
Yarın 2 Temmuz 2023…
Tam 30 yıl önceydi o büyük katliam…
Bir otele sıkıştırdıkları…
Her kuşaktan…
Semah döneni, Yazarı, Çizeri…
Şairi, ozanı…
Yaban ellerden gelen misafiri…
Kim varsa acımadan yaktılar!
Suçlular mı?
O kadar çok ki…
Benzin bidonunu taşıyanı…
O benzini binaya döküp, perdeleri tutuşturup ateşe vereni…
“Yak yak” diye bir “ayin uyuşmuşluğu” ile nümayiş yapanı….
İtfaiyesi…
Valisi…
Garnizon Komutanı….
Bakanı, Başbakanı, Başbakan Yardımcısı…
7’den 70’e…
Her yaştan, her baştan…
“Sivil”den…
“Resmi”ye kim varsa!
Bir katliamda tam bir ” milli mutabakat(!)yaşanmıştır!
Yeryüzünde…
Böyle bir organize vahşet ne duyulmuştur ne görülmüştür!
Suçlulara mı ne oldu?
Hiç bir şey!
Ana dava…
Zaman aşımına uğratıldı, dosyası kapatıldı…
Yurtdışında olan bir kaç sanığın yargılandığı O davada da…
Yargı heyetine de karar için bir kaç dakika yetti…
Zaman aşımı!
Yarın 2 Temmuz….
Yarın…
Sözde Demokratlar…
Sözde Aleviler…
Sözde laikler…
“sözde insanlar”…
Kınayarak cafcaflı sözcükler sıralayacak!
OYSA…
Bu katliamda…
O gün…
Cani güruhun yanına gelip, “…gazanız mübarek olsun” diyen dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu değil miydi?.
O caniler içinden az sayıda ki kişi yakalanıp yargı önüne çıkarıldığında… Avukatlarından bir kısmı…
Bugün…
Saadet, Deva, Gelecek Partileri içinde bulunuyorlar değil mi ?
Bunlara…
Sizin oy verdiğiniz Alevi bir Genel Başkan…
Oy vermenizi istemedi mi?
Sizde…
Alevi yurttaşları…
Vahşice yakan, onları savunan…
“Orada bir katliam olmamıştır, pencereler kapalı olduğu için boğularak ölmüşlerdir!”
Diyenlere oy vermediniz mi?
Verdiğinize göre…
Şimdi yarın neyi telin edeceksiniz?
Bir yandan Oy verip…
Sonra da…
Kınamak onları ha, öyle mi?
Ayıp değil mi?
30 yıl önce o canları yakanları, onları savunanları da…
Oy vererek Meclis’e taşıyanlara sözüm…
SUÇLU KİM?
SUÇLU ayağa kalk!…
…
SOL’DAKİ CEHÂLET!
SAĞ’I bıraktık…
Şimdi de SOL’daki cehaletle uğraşıyoruz!
Üstelik ötekisinden daha zehirli ve tehlikeli…
Terimleri eğik bükme, konuları başkalaştırma işini ilk…
SOL’dan dönme sahte liberaller başlattı…
Meselâ…
Siyasal İslâm! sözü!
Pek fiyakalı değil mi?
Ama bir o kadar da…
Söz de sizi kimi tehlikeden koruyor?
Bu “ucuz kurnazlık” bir yana..
Doğru da değil!
Çünkü İSLÂM, her yanı ile bir “bütün” ideolojidir!
Yani…
Her yanı ile “siyasi”dir!
Siyasi olduğu içinde ÖLÜMCÜLDÜR!
Bitki, hayvan yada insan fark etmez!
Devlet kurmuş tek, “tek tanrılı” dindir…
Yaşamın her aşamasında…
Soluğu ensenizdedir…
Eşinizle nasıl “birlikte” olacağınızdan tutun…
Tuvalette…
Kıçınızı “hangi elle” yıkıyacağınıza varıncaya dek size söyler, hatta emreder!
Kadını yok sayar, ona köleden daha aşağı bir mertebe yaşam hakkı tanır!
Ha…
Kendi halinde “namazında niyazında” denilen bir kesimi ayrı tutmak ise…
Onlarında yeri geldiğinde nasıl da KIYICI olabildiğini gördük kaç kez..
2 gün sonra ise…
30. Yıldönümü…
Bir otelde..
Kıstırılan bir avuç, Semah ekibinden gençler..
Şairler, Yazarlar, Halk Ozanları…
Ateşe verildiler dışarıdaki cani güruhça…
Bugün milyonlarca hayvanı boğazlayıp bayram edenler….
O gün…
33 masum insanı yakarak katlettiler!
Bir diğer konu…
İslamı…
Dönemlere ayırıp, birini İYİ, diğerini KÖTÚ ilan etme hastalığı!
Bu da yeni başladı…
Bizim sürüde hemen atladı üzerine…
Abbasi Dönemi iyi…
Emevi Dönemi kötü!
Ya da…
Bekir, Osman kötü…
Ali iyi!
İyi de…
Ali, o çift başlı Zülfikar ile kimleri soğan doğrar gibi doğramıştı?
Din konusuna genellikle girmem…
Çünkü en UZMANLIK gerektiren Konudur, DİN!…
Kendi başınıza eğitim alacağınız bir alan değildir… Öğretmenin…
Arapça bilmesi…
Yetmez…
6-7. Yüzyıl Arapça’sını da bilmesi gerekir!
Yetmez…
Kaynaklarından öğrenmiş olmak için…
Sahih-i Buhari’yi, Ebu Müslüm’ü vb. okumak…
Farsça’yı bilmek gerekir…
Yeter mi yine?
Elbette hayır!
Öğretmenin bu alanda sayısız kaynağı da bilmesi gerektiği gibi…
Felsefe, Mantık, Piskoloji, Sosyoloji, Matematik Bilimleri ile de yakınlığı olması gerekir!
Daha yazacak çok şey olmasına karşın…
Bu yazdıklarım bile konun ne kadar hassas olduğunu gösteriyor değil mi?
İşte bu vasıflara sahip bir öğretmenin oğlu iken bile…
Bu topa öyle kolay kolay girmiyorum!
Oysa kimi arkadaşlar…
Şaşılası bir cesaretle yazıyorlar…
Yok Emevi İslamı, yok şu , yok bu!
Ne diyelim buna?
“Cahil cesareti” ile…
“Bilgi sahibi olmadan…
İlim, FİKİR sahibi olmak”
ESAS olan ise…
Okumak…
Ama DOĞRU KAYNAKTAN!
Sonra yorum yapmak…
Elbette o da çok zaruri ise ….
Had bilmek…
Toplumumuzun en güzel göreneklerinden birisidir değil mi?
Ah keşke bir de haddimizi bilsek!…














