25 Şubat’ta BirGünTV’den Aycan Karadağ’ın, Ekonomik Kayyuma Direnenler belgeselini Mimarlık Merkezi’nde izlediğimde, demokrasiye inanmayan hükümetlerin bu halka neler çektirdiği aklımda döndü durdu.
Öyle ya, bakın siyasal yaşamımıza…Menderes iktidarı, 1950-60 arasında o günün CHP’ sini kapatmayı amaçlayan Vatan Cephesi ve Tahkikat Komisyonu’nu değil de hizmet üzerinden yarışı tercih etmiş olsaydı, o elim 1960 ihtilali olur muydu?
Sanmıyorum!
Aynı biçimde 1980 yıllarının Tariş Direnişi ya da Gültepe olayları da böyle.
Ben o günkü hükümetlerin, sorunların hoşgörüyle çözümü konusunda esnek adımlar atabilmeleri halinde yaşanan üzücü olayların çoğunun olmayacağına inananlardanım.
***
Yaşananlardan ne yazık ki ders çıkaran yok gibi!
Oysa tarih, bir geçmiş zaman olaylar yığını değil, bugüne ışık tutan bir hazine gibidir.
Yeter ki böyle bakılabilsin!
Yaşananları görüp duyunca insan karamsarlığa kapılıyor. Tarihi ıskalayanlar her yerde kendini gösteriyor.
İzmir’de Vakıflar Müdürlüğü; belediyenin yıllardır kullandığı Meslek Fabrikası denen binayı, Egemenlik Evi ile Gusülhane’yi almak için harekete geçmiş.
Önceki yıllarda İstanbul’da da aynı şeyler yaşanmıştı; Galata Kulesi, Gezi Parkı, Yerebatan Sarnıcı…belediyeden alınmış Vakıflara geçmişti.
Şimdi de Selçuk Belediyesi’nin yıllardır işlettiği Meryem Ana Evi otoparkı gelirleri aynı akıbeti yaşıyor.
Bakanlık bu gelirlerin kendilerinde olması gerektiğinin, nasıl olmuşsa bir gecede farkına varmış. Ve Belediye bütçesinin yüzde 60’ını oluşturan bu gelirleri kendine istiyor.
Bir anda insan kendini 1950’lerin tarihsel dehlizinde görüyor.
Bölünmüş, parçalanmış kitleler, güç kimdeyse onun borusunun öttüğü bir arena!
Demokrasi mi? dediniz; hak getire.
***
Diğerleri iyi kötü tartışma götürür de Selçuk’ta olanlar benim garibime gidiyor.
Yıllardır kimliğini tarihsel mirasın zenginliğiyle oluşturmuş, yerel ekonomisini de doğal olarak bu ören yerlerinden gelen turizm gelirlerine dayamış bir yer Selçuk.
Durum böyleyken bu gelirleri bir gecede “merkez”dengelen bir kararla belediyeden alıp Kültür Bakanlığına aktarmak neyin nesidir?
Oysa bu hükümet ilk kurulduğunda yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sözünü vermişti.
Şimdi ise ortalıkta dolaşan haberler, AKP’nin, vali ve kaymakamların yetkilerini artırıp yerelin gücünü sınırlandırma peşinde olduğu yönünde.
Hatta bununla da kalınmayarak belediyelerin imar yetkileriyle şirket kurmasını zorlaştırıp elini ayağını bağlamanın da bu paket içinde olduğu, kulislerde konuşulanlardan.
Kısaca yerelde demokrasinin gelişmesi şimdiki hükümetin ajandası içinde görülmüyor.
Peki amaçlanan ne?
Tabii ki CHP belediyelerinin hizmetini engellemek.
Gelirleri, yetkileri kısarak da bunu ‘başarmak’.
Olay bu ikenSelçuk’a neden böyle yapıyorsunuz? diye sormanın da elbette bir anlamı olmayacaktır.
***
Tabii hükümetin bu kararına, beklendiği gibi, Selçuklular isyan ediyor.
Belgeselde belediye çalışanları başta olmak üzere, Selçuk’tan manav, fırın, dükkân sahibi hemen herkes bu duruma tepki gösteriyordu.
İnsanın yaşadığı yerle kurduğu bağın bence doğal sonucu bu.
Öyle ya her şehir bulunduğu toprak parçasının hem nimetini hem de külfetini yaşar.
Kimisi Selçuk gibi tarihsel mirastan gelir elde eder, kimisi de Soma’da olduğu gibi, kömürden elde ettiği yarar yanında sık ölüm kazalarıyla külfetini yaşar.
İbn Haldun boşa mı demiş, coğrafya kaderdir diye.
O halde Selçuk’un kaderi de dünya çapındaki bu tarihsel mirası kenditoprakları içinde barındırıyor olması değil mi?
Buradan doğacak iyi ve kötü öncelikle bu ilçenin hanesine neden yazılmasın ki!
Dolayısıyla Meryem Ana Evi’nden gelecek gelir bakanlıktan önce bu kentindir.
Ancak merkezi idare bu yerelliği görmemekte ısrarlı gibi.
***
Yazının başında Gültepe Olayları ile Tariş örneklerini vermiştim ya.
Kısaca bunlara da değinmek isterim:
Bugünlerde okuduğum Gültepe kitabında yazar Turgay Gülpınar ayrıntıları anlatıyor, isteyen alıp okuyabilir.
Ben özetlemek istiyorum:
1973’te Aydın Erten Gültepe’de belediye başkanı olunca iki mesele var önünde; biri, belediyenin merkezi hükümetten yardım alamaması, diğeri ise yeni kurulmuş olan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetinin Tariş’in başına getirdiği yeni yönetim.
Geçen haftaki yazımda toplumsal belediyecilik anlayışı gereği Erten’in imece usulüyle altyapı sorunlarını halkla beraber çözmeye çalıştığını, ucuz gıda için tanzim satış mağazaları açtığını, kömür ve odun yardımı yapıp Gültepe halkından bir kısmına arsa tahsis ettiğini yazmıştım.
İkinci bir mesele de Tariş Direnişi idi Gültepe için.
Belediyenin Tariş’le ilgisi sorulabilir ama burada çalışanların çoğu Gültepe gibi kenar semtlerde oturan insanlar.
Dolayısıyla Aydın Erten’in buna ilgisiz kalması düşünülemez. Ayrıca Erten devrimci birinsan.
Peki, Tariş olaylarını köpürten ne?
Köpürten MC hükümeti.
CHP’nin 1979 ara seçimlerinde başarısız olmasıyla MC hükümeti bir kez daha kuruluyor.
Bu hükümetin ilk işi de Tariş genel müdürü Erdinç Gönenç’i görevden almak oluyor.
Bu da binlerce işçinin işinden edilmesi anlamına geliyor.
En azından işçiler arasındaki algı bu.
Bunu yatıştırmak hükümete ve atanan yöneticilere düşer ama -başta söylemiştik- o hoşgörü olabilirse.
Dolayısıyla atananlar ilk iş liste oluşturup işçilerin bir bölümünü atmakla meşgul oluyor.
Bu gerekçe binlerce işçi için direnişin nedenlerinden biri.
22 Ocak 1980’de Tariş işletmelerinde kapılar kapatılarak direniş başlıyor.
Gültepe’de ve birkaç başka semtte de bu direnişe destek için halkın katıldığı barikatlar kuruluyor. Günlerce süren bir mücadele başlıyor.
Sonuçta 6 Şubat’ta yüzlerce asker ve polisin katıldığı büyük bir müdahaleyle direniş kırılıp yüzlerce işçi, Gültepe ve diğer semtlerden direnişe katılan insan -esnaf ve gençler- tutuklanıyor.
Bunların arasında Aydın Erten de var.
Hükümet ‘zafer’ kazanmış görüyor kendini.
Oysa şiddet yerine hoşgörü, diyalog ve demokrasi olabilse…
Provokatörlerin günahsız bir polisi öldürmesiengellenebilir, belediye başkanı Aydın Erten’in hapse düşüp işkence görmesine gerek kalmaz, Hıdır Aslan’ın idamı dagerçekleşmezdi.
İnsanların içinden çıkmayacak bu yara en azından yaşanmamış olurdu.
Selçuk’ta yaşananlar da böyle; hoşgörü, diyalog ve demokrasi eksikliği her yanından akıyor.
Hükümet elindeki güçle ezip geçmeye çalışıyor sanki!
Tarih onlar için zafer taklarının kurulduğu nostalji alanı gibi.
Geleceği inşa etmekse şimdilik görülmüyor.














