“Bu adam
sattı arkadaşını;
sattı altın bir tepside arkadaşının
kanlı, kesik başını…
bu adamın ayaklarında dolaşıyor
korku,
gölgesi gibi..
karanlık bir su gibi yaşıyor
bu adam.
güneş batınca her akşam,
kaldırımlarda karısının donunu sürüyerek,
parmaklarının ucuna basıp yürüyerek
size doğru yaklaşan odur.
siz tanıyın onu
kalbinin boynunda sallanarak seslenen
mel’un çıngırağından,
ve bilin ki onun
döküyor parça parça cüzzam illeti
ruhunun etini…
bu adam bugün açtır.
açtır ama,
kaybetti bu adamda
kudretli ve büyük açlık bile kudsiyetini…
a dostlar, bu adam
güneş batınca bir akşam
sattı arkadaşını;
sattı altın bir tepside arkadaşının
kanlı, kesik başını…”
192O yılında kaleme alınan “Provokatör” başlıklı bu şiir, Nazım Hikmet’in en sert politik şiirlerinden biri olarak görülür.
Doğrudan bir “ihanet”, “itirafçılık” ve “dava arkadaşını satma” teması üzerine kurulu.
Şiirdeki öfke kişisel değil; ideolojik ve ahlaki bir yargıya dönüşüyor.
Özellikle şu tekrar “sattı altın bir tepside arkadaşının kanlı, kesik başını” şiiri çok sert bir suçlama metnine çeviriyor.
Tarihsel olarak bu şiirin, Türkiye Komünist Partisi(TKP) çevrelerinde iktidar ve onun yargısıyla iş birliği yapan, parti belgelerini teslim eden Vedat Nedim Tör için yazıldığı kabul edilir. 1920’lerin TKP iç tasfiyeleri, tutuklamalar ve yeraltı örgütlenmesi düşünüldüğünde, o dönem bu tür “ihanet” suçlamaları çok ağırdı.
Bugün bu şiirin yeniden dolaşıma girmesinin nedeni de tam burada yatıyor:
Şiir sadece bir kişiye değil, her dönemde “dava arkadaşını satan”, “iktidarla uzlaşan”, “ilkelerini çiğneyen” figürlere uyarlanabilecek kadar evrensel bir politik dile sahip.
Günümüzde istediğinize uyarlayın.
Daha azını gör














