“22.104 TL’YE SUSANIN AKLINDAN ŞÜPHE EDERİM!”
Hz. Ali’nin asırlar öncesinden bugüne ulaşan sözü, adeta günümüz toplumunun aynası gibi: “Geceyi aç geçirenin, sabahına kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim.”
Bu söz, yalnızca bir öfke çağrısı değil, aksine bir onur ve haysiyet manifestosudur. İnsanın ekmeğini, emeğini ve alın terini savunması kadar doğal ne olabilir? Bugün markette bir ekmeğin, bir kilo domatesin, bir litre sütün fiyatına bakanların yüzündeki ifadeyi görmeniz yeterli.
22.104 TL. Rakamları yan yana dizince ne kadar da kolay yazılıyor değil mi? Peki bu rakamın market raflarında, pazar tezgahlarında, kira ödemelerinde nasıl buharlaştığını kim açıklayacak? Çarşıya çıkıp da cebindeki paranın değerini sorgulamamak mümkün mü?
Hz. Ali’nin sözünü bugüne uyarlarsak: “Ay sonunu getiremeyen insanın, sesini çıkarmamasına şaşarım” demek yanlış olmaz. Zira bugün kılıç yerine kalemimiz, sesimiz ve emeğimiz var ve evet, aklımız var. Bu akıl bize şunu söylüyor: Emek, en yüce değerdir ve karşılığını almalıdır.
Tarih bize gösteriyor ki, toplumların refah seviyesi sadece rakamlarda değil, o rakamların alım gücünde gizlidir. Bugün belirlenen asgari ücret, rakamsal olarak tarihin en yükseği olabilir. Ancak asıl soru şu: Bu rakam, insanca yaşam için yeterli mi?
Hz. Ali’nin bilgeliği, bize sadece bir durumu değil, bir duruşu da anlatıyor. İnsan onurunu korumak, emeğinin hakkını aramak, sesini yükseltmek… Bunlar akıl sahibi her bireyin en doğal hakkıdır.
Sabah işe giden milyonlarca insan, Hz. Ali’nin sözlerini belki de hiç duymamış olacak. Ama o sözlerin özünü, her ay sonu geldiğinde iliklerine kadar hissedecek. Ve belki de artık seslerini daha gür çıkaracaklar. Çünkü aklı başında olan herkes bilir ki, emeğin değerini savunmak, insanlık onurunu savunmaktır.














