Bir erkek, ne zaman kendindeki kadın yanlarıyla barışır,
o vakit bütün erkekler şiddetten arınarak insanlaşır.
Bir kadın, ne zaman fikriyle, ruhuyla, fiziğiyle özgürleşir,
o vakit bütün kadınlar özgürlüğün dayanılmaz hafifliğine varır! ( Gerokvan )
Sevgili dostum,
Gerokvan’ın “Kadına karşı şiddete hayır” gününde erkek ve kadını özetleyen küçük ama çok anlamlı bulduğum yazısından yola çıkarak bir şeyler karaladım.
Çünkü erkek olmanın kural kitapçığı yok aslında. Toplumun yüzyıllardır önüne koyduğu roller var: Güçlü ol, ağlama, korkma, baskın ol, duygularını sakla… Ne kadar tanıdık değil mi? Duygularını bastırmayı erkekliğin bir şartı gibi gösteren bu anlayış hem erkekleri hem kadınları yaraladı. Duygusunu bastıran erkek, çoğu zaman öfkesini kusarak kendini kanıtlama çabasına girdi. Oysa insan olmanın özünde hem sertlik hem kırılganlık vardır. Biri eksik kalınca, diğerinin çığlığı büyür.
Bir erkek; ağladığında eksilmez, şefkat gösterdiğinde utandırılmamalıdır. Belki de en büyük dönüşüm, erkeklerin kendi içlerindeki kadın sesini duymaya izin vermesiyle başlayacak. O ses; merhametin, empati kurmanın, sevgiyi gösterebilmenin sesidir. İşte o zaman erkeklik değil, insanlık kazanacak.
Kadınların özgürlüğüne yönelik engeller ise hayatın her alanında: Evde, sokakta, işte, okulda… Kadının sesi “fazla” bulunur, kahkahası “yüksek”, bedeni “ayıp”, fikri “tehlikeli” görülür. Çünkü kadın özgürleştiğinde statükonun duvarları çatırdar. O duvarların ardında saklanan zihniyet, özgür bir kadından korkar.
Oysa kadın, insanlığın yarısıdır. Ve insanlığın bir yarısının zincirlenmiş olduğu bir dünya özgür olabilir mi? Bir kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olması; aşkını, öfkesini, kariyerini, arzularını özgürce belirlemesi sadece bir birey için değil, toplumun dönüşümü için gereklidir. Kadınların özgürlük mücadelesi, hayatın ta kendisi için verilen mücadeledir.
Erkeği insanlaştıransa kadın tarafıdır;
kadını özgürleştirense düşüncesidir.
Ve belki de eşitlik tam da bu noktada filizlenir:
Birbirini bastırmadan, korkutmadan, küçültmeden…
Birlikte var olmayı öğrenerek.
Ne erkek düşsün kadın yükselsin,
ne de kadın ezilsin erkek büyüsün.
Aynı göğün altında, aynı değerde, aynı eşitlikte buluşulsun.
Çünkü dünya, ancak iki yarısı bir araya geldiğinde tam olur.














