-kan, isyan, umut
Belfast’ın nemli bir sabahı, Divis Flats’in beton duvarlarına yansıyan güneş, aslında bir ülkenin parçalanmışlığını gizlemeye yetmiyordu. 1969 yazında, Michael O’Hagan adında bir tersane işçisinin hikâyesi, bütün bir toplumun trajedisini adeta özetliyordu. 37. İş başvurusundan da “Sadece Protestanlar’a iş var.” cevabını alan Michael’in, oğluna “Senin için savaşacağım” diye fısıldadığı o an, aslında Kuzey İrlanda’daki Katolik nüfusun çaresizliğinin bir yansımasıydı. %42’ye varan işsizlik oranları (Protestanlarda %7), öfkenin sadece başlangıcıydı.
1968’de Derry’de başlayan barışçıl konut protestoları, Kraliyet Ulster Polisi’nin (RUC) sert müdahalesiyle bir anda kana bulanmıştı. O gün orada olanlar, 14 yaşındaki Annette McGavigan’ın başından vurularak öldürülüşünü asla unutmayacaktı. Annesi Sarah’nın cenazede attığı “Bu çocukların kanıyla oynuyorlar!” çığlığı, mahalleyi bir anda savaş alanına çevirmişti. Bu, sadece bir çocuğun ölümü değil, aynı zamanda bir neslin kırılma noktasıydı.
IRA’nın “Silahlarımız konuşacak” tehdidi boş bir söz değildi. 1971’de Ballymurphy’de yaşananlar, İngiliz paraşütçülerinin 11 sivilin hayatına mal olan operasyonu, toplumdaki gerilimi daha da artırdı. Ancak asıl dönüm noktası, 1972’deki Kanlı Pazar’da yaşandı. Londonderry’de 13 silahsız göstericinin vurularak öldürülmesi, şair Seamus Heaney’nin dediği gibi, “şiirlerin sustuğu gün”dü.
1970’ler boyunca IRA’nın gücü giderek arttı. Falls Road mahallesinde, adeta paralel bir devlet gibi örgütlenmişlerdi. Ancak 1976’da siyasi statülerinin ellerinden alınması ve Long Kesh hapishanesindeki korkunç koşullar, 1981’deki ölüm oruçlarının fitilini ateşledi. Bobby Sands’in 66 gün süren açlık grevi sırasında tuttuğu günlükler, bir kuşağın çaresizliğini gözler önüne seriyordu: “9 Mayıs… Artık annemin yüzünü göremiyorum.” Sands’in ölümünün ardından düzenlenen cenaze törenine 100.000 kişinin katılması, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmişti.
1990’lara gelindiğinde, IRA’nın silah depolarında 100 ton patlayıcı ve 20 milyon sterlin değerinde mühimmat olduğu biliniyordu. Ancak 1993’te Gerry Adams’ın “Silahlar susmalı” açıklaması, süreci başlatan kıvılcım oldu. ABD Senatörü George Mitchell’in arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde yaşanan 700 saatlik pazarlıklar, 17 başarısız ateşkes ve 3 kez masadan kalkılmasının ardından, nihayet 1998’de İyi Cuma(Good Friday) Anlaşması imzalandı.
Ancak barış, herkes için bir teselli olmadı. Real IRA, anlaşmadan sadece 4 ay sonra Omagh’da 500 kiloluk bomba patlatarak 29 sivili katletti. Bu olayın ardından Belfast’ta düzenlenen barış yürüyüşüne 200.000 kişinin katılması, halkın artık kan görmek istemediğinin en net göstergesiydi.
2005’te IRA’nın silah bırakmasıyla birlikte, eski militanların kaderi değişti. 500’ü siyasi kanat olan Sinn Féin’de siyasete atılırken, 300’ü organize suçlara bulaştı. Çoğunluğu ise sıradan işlerde çalışmaya başladı. İrlanda’da “Barış Duvarı”nın üzerinde yazan “Bugün dün kadar kanlı değil” sözü, aslında her şeyi özetliyordu.
Bugün, İrlanda’da bir kafede otururken, masanın bir yanında İngiliz askerlerinin torunları, diğer yanında eski IRA sempatizanları kahve içiyor. 3.532 kişinin hayatına mal olan bu çatışmaların ardından, barışın bedeli her bir isimle hatırlanıyor. Queen’s Üniversitesi’nin 2023 anketine göre gençlerin %68’i artık şiddeti bir çözüm olarak görmüyor.
Bu anlatı sadece İrlanda’nın değil, tüm dünyadaki çatışma bölgeleri için bir ayna işlevi görüyor. Belfast Limanı’ndaki dev “Hope” heykeli, geçmişin ağırlığına rağmen geleceğe uzanan bir el gibi: Kanla yazılan tarihin sayfaları, ancak diyalogla çevrilebilir.
Araştırmacı Dr. Walsh’un ofisindeki belgeler, bir gerçeği işaret ediyor: Barış, yalnızca silahların susması değil, sömürünün ve eşitsizliğin yarattığı öfkeyi dizginlemekle mümkün. Akademik çalışmalar açıkça gösteriyor; güven, ne elitlerin masasında ne de sahte uzlaşmalarında, ancak emekçilerin, yoksulların ve ezilenlerin ortak iradesiyle kurulur. Barış, adaletsiz bir düzenin sessizliği değil, sömürüsüz bir dünyanın temel taşıdır.
Bugün artık İrlanda sokaklarında, Katolik ve Protestan gençlerin el ele yürüdüğünü görüyoruz; bakışlarında, ayrımcılığa karşı birleşen bir jenerasyonun kararlılığı var. Barış, politikacıların kâğıt üzerindeki vaatleri ve zihinlerdeki duvarlarla ayrılıkların ve çatışmaların izlerini taşır; onları yıkacak olan, insanların eşitlik için bir araya getirdiği çabadır. Gelecek, gençlerin ellerinde; emekli, öğretmen, işçi, avukat ve vicdan sahibi hakim ve savcıların dayanışması ile şekillenecek.
24.05.2025
Seyfi Elçiboğa














