Jaguar deyince aklımıza o güzel görünümlü vahşi yaratık gelir. Jaguar asaleti, güzelliği, gücü, özgürlüğü, hepsini birarada temsil eder. Hayranlık uyandırıcı bir çekiciliği vardır. Öyle her hayvana benzemez. Herkes bırakın izlemeyi, göremez bile. Gören de ayrıcalıklı hisseder kendini.
Jaguar aynı zamanda bir otomobil markasıdır. Asaletli, güzel, güçlü, atak, hızlıdır. Öyle her otomobile benzemez. Herkes bırakın binmeyi göremez bile. Binen de ayrıcalıklı hisseder kendini.
Yıllar öncesinde bir de Jaguarcı İşçi Sendika başkanı vardı. Zonguldak’ta maden işçileri tarafından seçilip gelmişti başkanlığa. Sonra Jaguar marka bir araç aldı altına makam otomobili olarak. Çok eleştirildi, fayda etmedi, kimseleri dinlemedi. Altında güzelliği, gücü , özgürlüğü barındıran otomobiline binmeyi sürdürdü. Sonra… Sonrası olmadı işte. Göçtü gitti bu dünyadan.
Jaguar markası el değiştirdi. Hintli bir firmaya satıldı. Sonra eski cazibesini yitirdi. Ülkemizde de gözden düştü, gönülden çıktı. Bugünlerde o önceki ihtişamlı günlerini arıyor. Yeniden gözde olmaya, güçlü görünmeye çalışıyor.
Sendikacılarımız şimdilerde öyle şatafatlı otomobillere binmiyor artık. Toplumun reflekslerini öğrendiler. Ama belediye kapılarını “ kale kapısı” çalışanlarını da “gürz” olarak görüp (fetih) yolu gösterip ikbal arzusundan da vazgeçemediler. Güçlü görünmeye çalışıyorlar.
Jaguarlar ise doğada sayıları çok azalmasına rağmen ne güzelliklerinden, ne asaletlerinden, ne cesaretlerinden birşey kaybettiler. Doğanın derinliklerinde, sakin ve huzur içinde “özgürce yaşıyorlar”.














