KIZILAĞAÇ–FİN HALK MASALI
Bir zamanlar, çocukları olmayan bir adam ve bir kadın yaşarmış. Çocukları olmamış. Kadın adama şöyle demiş: “Sevgili kocam, lütfen bana bir kızılağaç kütüğünden bir çocuk yap, eğlence olsun diye büyütebileceğim bir çocuk; çünkü günler çok uzun geçiyor, yapayalnızım ve sen de her zaman evde olmuyorsun.”
Adam ormandan bir kızılağaç kütüğü getirir. Bu ağaçtan bir çocuk heykeli yapar ve birde beşik yapar. Kadın çocuğu sallamaya başlar ve ona türküler, şarkılar söyler. Bunu üç yıl boyunca sürdürür. Bu sürede kızılağaç kütüğünden yapılan oyuncak bebeğin kolları ve bacakları çıkar. Sonra kadın onu üç yıl daha sallar ve şimdi gözleri, kulakları, burnu ve ağzı çıkar. Kadın onu üç yıl daha sallamayı sürdürür bakıyor ki bu ağaçtan oyuncak bebek canlanıyor. Gerçek bir insana dönüşüyor. Bu bebeği beşikte sallamaya, ona türküler, şarkılar söylemeyi ve okşayarak sevmeyi sürdürür bu son üç yıllında sonunda gerçekten yemeye içmeye başlar.
Kızıl ağaç kütüğü böylece bir oğul oluyor onlara. Bu oğul büyür ve neredeyse yetişkin yaşa gelince adam ölür. Kadın oğluyla birlikte orada yaşamaya devam eder.
Bir gün oğul annesine şöyle der: “Bana yarın için bir eş bulmalısın!” Oğul çok başarılı bir avcı olur ve avcılıkta büyük zevk alır. Her zaman annesinin istediği canlıları avlar, eve eli boş dönmez!
Oğul sabah olunca ormana gittiğinde ve anne yakındaki bir dul kadına gider.
“İşlerimi tek başıma yürütemediğim için kızınızı bana hizmetçi olarak verin!” der. Dul kadın, ” Peki, büyük kızımın bir yerde çalışması gerekir. Ben de bunu onaylamak zorundayım…” der.
Dul kadının üç kızı var. Gelirleri yeterli değil.
Büyük kız onunla kadının evine işçi olarak gelirler. Akşam olunca oğul ormandan eve döner. Çok sayıda avladığı kuşlardan getirir. Kız ev işlerini yapar, yatakları hazırlar ve uyur. Gecenin ortasında oğul kızın odasına gelir ve onu yer.
Sabahleyin, oğul ormana gitmeden annesine yine gün içinde kendisine bir eş bulmasını rica eder. Annesi, oğlunun diğer eşini yediği için şimdi nereden eş bulacağını düşünür. Dul kadının iki kızı daha var. Yine dul kadına gitmeye karar verir. Dul kadına gider, şöyle der: “Sevgili dul kadın, lütfen bana ikinci kızınızı verin. İşlerimi yönetemediğim için bir işçiye ihtiyacım var,” der.
Dul kadın, ” Eh, iki kızımın birlikte olması ve birlikte çalışması kötü değil “der.
Sonra ortanca kızını da kadına hizmetçi olarak verir. Kadın ortancı kızı yanına alarak eve döner. Akşam olunca oğlan yine avladığı birçok orman kuşu getirir. Dul kadının ortancı kızı büyük bacısını sorar anacak nerede olduğuna dair bir yanıt almaz. Bütün işlerini bitirince yatakları hazırlayıp uyur. O uyurken oğlan yine gecenin ortasında ikinci kızın yanına gelir ve onu da yer.
Sabah kahvaltısında mutlu oğlan. Ormana gitmeden önce annesine tekrar şöyle der: “Sevgili anne, bu akşam için bana bir eş bul!”
Anne, oğlunun tüm eşlerini yediğini düşünür. Bunun sonucunun nereye varacağını merak etmeye başlar. Ama, bunu oğluna söylemeye de cesaret edemiyor.
Mutlaka oğlunun isteğini yerine getirmek zorundadır. Başka çaresi yoktur. En kolay ikna edebileceği dul kadın olduğuna karar verir. Cesaretini toparlar. Cüzdanına bir demet para kor ve dul kadına gider.
Dul kadının kapısını çalar. Kapıyı açan dul kadına çantasından hazırladığı parayı çıkarıp uzatır. Dul kadın bu parayla ihtiyaçlarını karşılayacağını düşünür sevinir.
Dul kadının yüzündeki sevinci gördüğü an konuşur “. Yine senden ricam var. Bana küçük kızını da ver, ona da ihtiyacım var. Sadece birkaç günlüğüne ver bana küçük kızı „ der.
Dul kadın başlangıçta küçük kızı vermeyi ret eder. Ancak öbürü dil dökerek üç kızın bir arada olmasının faydalarını anlatır ve dul kadını ikna eder.
Sonuçta küçük kızını da hizmetçi olarak yanına alır eve döner. Ancak küçük kız bu duruma biraz şaşırır, çünkü iki kız kardeşi hiçbir yerde görünmüyor. Bir şeylerin ters gittiğini düşünür.
Evde yapılacak işleri yapar. Akşam olunca oğul ormandan birçok orman kuşuyla birlikte eve gelir. Akşam yemeğinden sonra herkes yatacağı odaya yatmak için gider. Ama küçük kız hiç uyumaz; bunun yerine dışarı çıkar. Boynundaki kolyeyi avuçlarının içine alır ve şöyle seslenir: “Merhaba, sevgili kabile kardeşlerim, büyük aşiretimiz, bana yardım edin, Kızılağacın yaptığı kötülükleri engellemek için gücünü kıralım!”
Bunun üzerine bütün ağaçlar büyük bir gürültüyle ormandan yerinden sökülerek yürürler kızılağaç kütüğünden ortaya çıkan oğlanı dövmeye başlarlar, bir daha bu kadar acımasız olmaması ve insan yememesi için onu cezalandırmak isterler. Kızılağaç kütüğünden ortaya çıkan oğlan yalvarır ve yemin eder. “Bırakın beni, bir daha asla kimseyi yemeyeceğim veya kimseye kötülük yapmayacağım!”
İnanmaları için dul kadının iki kızını tükürür ve kızlar hayattadır.
O andan itibaren o kızılağaçtan ortaya çıkan oğul iyi bir adam olur ve dul kadının en küçük kızıyla evlenir. O günden bu yanı Kızılağacın orman içinde mutlu bir yaşam sürdürür.
Edebiyatçılar, öğretmenler, felsefeciler bilirler her masal konuşan bir okuldur.
Ergenekon ve Balyoz davalarını ne zaman hatırlasam, FETÖ ve 15 Temmuz 2016 ne zaman karşıma çıksa, ya da Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025 ile birlikte anıldığını ne zaman okusam veya görsem, içimde hep bu eski Fin halk masalı uyanıyor.
Acaba bu yaşananları okuyan ya da bir sohbet sırasında duyan başkaları da benim gibi, bu olaylarla benzer bir masal arasında sessiz bir bağ kuruyor mu?
25.01.2026
Molla Demirel














