6 – 9 HAZİRAN – 2025
Bulgaristan en yakın komşumuz. Bursa da yaşayanlar için ayrı bir yere sahip. Bulgaristan’dan göç eden insanların çok yaşadığı bir şehir. Yaşamın bir anında göçmen birisi ile tanışmışsınızdır. Ya işyeri arkadaşı ya komşu mutlaka olmuştur.
Gazcılarda dükkan sahipleri Bulgaristan’dan 1950 yıllarında gelmişlerdi. 1989 yılında daha çok gelenler oldu. Sanayide teknik insanların çoğu göçmendi. En çok yaşadıkları Hürriyet mahallesinde göçmen pazarı kurulurdu. Bulgaristan gezmek için cazip görünmüyordu. Açlık, yoksulluk vardı. Ekonomisi çökmüş, fabrikalar yağmalanmış Türkiye pazarında satılıyordu.
Bulgar Levası Türk lirasının altındaydı. Bugün Leva yirmi iki liradan fazla. Ekonomisini toparlamış, Avrupa birliğine uyum yasalarını hızla yerine getiriyor. Şengene dahil olmuş, verme yetkisini almış.
Türkiye vatandaşları, ikinci vatandaşlık yada soy ağacı bulma derdinde. Bir şekilde Bulgaristan vatandaşı olmak için çaba sarf ediyorlar.
Türkiyeli emeklilere bir takım gereklilikleri yerine getirenlere, oturma izni veriyor. Geçen yıl başvuranlar bu hakkı kazanmış. Bu seneki başvurular reddediliyor. Çok başvuru olması veya Bulgaristan’ın Şengen’e girmiş olması olabilir.
Hikayelerini duyduğumuz, dinlediğimiz Bulgaristan’ı görmeden olmazdı. Eskiden vize yoktu. Hürriyetten otobüsler kalktığını biliyordum. Gitmek kolay olduğu zamanlar gitmedim. Vize koyunca önem kazandı.
Bursa’dan İstanbul’a doğru, yola çıktık. Büyük bir otobüsteyiz, yola çıkmamız ile birlikte şöför gece moduna geçti, ışıkları söndürdü. Boşluk varsa da İstanbul duraklarında dolacaktır. İstanbul’da kısa iki moladan sonra Kapıkule sınır kapısından Bulgaristan’a giriş yapacağız.
Araya sıkışmış bir gezi. Bazı bilgileri yaşadıkça öğreniyor ve anında düzeltiyorum.
Pasaportum ve vizem 2025’in ilk aylarında bitti. Bilindik sebeplerden yılbaşı öncesi pasaportumu yeniledim. En son üç yıllık Şengen vizem de mart ayında bitti. Vize açısından kriz yılı oldu. Bazı ülkeler kapı duvar, vize randevularını kapattı.
Koza Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü etkinlik programları içerisinde kültür gezisi olarak Kazanlık Gül Festivali vardı. Dernek faaliyetlerine katılım olarak destek olmak, aynı zamanda vizeyi yenilemek fırsatı oldu. İran, Japonya, Gürcistan gezileri arasına geldi yerleşti.
Dernek seyahat öncesi ve Bulgaristan’daki gezi organizasyonunu Miratus Turizm firması ile anlaşmış. Vize evraklarını ilgili firmaya teslim ettik. Bazı aksaklıklar yaşasak da Vize almayı hak kazandık. Avrupa Birliği etik kuralları içerisinde Vizeler kademeli artış gösterir. Bunu ifade eden bir terim bile icat etmişler, Cascade. En son vizemiz üç yıllık olmasına rağmen bize bir yıl vize verdiler. Cascade kuralı bize uygulanmadı.
Sonunda bir otobüse doluştuk, Bulgaristan’a doğru yola çıktık. Sabahın beşinde Bulgaristan gümrüğünü geçtik. Saat sekiz gibi Filibe (Plovdiv) çarşısına ulaştık. Tek tük açık dükkanlar vardı. Yanımızda, yolluk olarak, yiyecekler götürmüştük. Açık börekçilere de denk geldik. Börek ve çay ile kahvaltı tamamlandı.
Otobüste 41 kişi vardı, bunların 26’sı Koza Dağcılık grubundan kalan 15 kişi Miratus’un eklediği arkadaşlar.

Hep birlikte beş tepeli Old Town’ı ( Eskişehir) yürüyerek dolaştık.
Sonrası otobüs ile bir buçuk saatlik mesafede dağların içindeki Asen Kalesi ve Bachkovo Manastırını gezdik. Manastır çıkışı çevreye dağılarak öğle yemeği yedik. Kebap dedikleri balkan köftesi en bilindik yemek.
Otele gelip dinlendik.
Akşam yemeği için farklı seçeneklerle dağıldık. Organizasyonda gerek tur gerek Dernek açısından başıbozukluk var. İşler akışına yürüyor. Beklentisi olan arkadaşlar için hayal kırıklığı olabilir. Biz aile olarak bir aradayız. Gezi tecrübemizde var. Akşam yürüyerek Eskişehir’e gittik. İstediğimiz yiyecek ve içeceği bulduk. Güzel bir mekanda gecemizi şehrin kalabalığında geçirdik. Şehir merkezinde caminin arkasında Roma’dan kalma Stadyumdan ismini alan Arena’da oturduk. Geldiğimiz gibi yürüyerek otele döndük.
Yarın geziye ismini veren Kazanlık Gül Festivalindeyiz. Bakalım bizleri ne bekliyor. Sabah 07 kahvaltı, 7.45 otelden hareket. Saat gece yarısı 01 olmuş. Herkes uyumuş, sıra bende. İyi geceler.
Plovdiv, eski adı Filibe. 06 Haziran Cuma günü akşamı saat 21:30 da evden çıkmıştım. 07 Haziran 2025 Cumartesi, Saat 16:00 ancak otele geldik.

Sabah kahvaltını otelde aldıktan sonra çantalarımızı otobüse yerleştirdik. İki günlük gezide bavul getiren sayılı insan vardı. Genellikle sırt çantaları ile yolculuk eden bir gruptuk. Bu nedenle çabuk hazırlanıp, çıkıyorduk.
Türk köylerini geçerek Enduro Damascena gül komplesini ziyaret ettik. Yirmi leva ödeyerek bilet aldık. Geniş bir alanda gülün başına gelen hikayeleri, alet edevatları inceledik. Gül tarlalarından bize verilen kovalara gül topladık.
Bulgar kızlarının gül sabunu yapımını izledik. İki kızdan birinin Türkçe konuştuğunu gördük.
İki saatlik etkinlik sonrası otobüsle Kazanlık şehir merkezine ulaştık. Biz vardığımızda yürüyüş başlamıştı. Bizim bayram törenleri gibi. Festivale katılan ülkeler bayrakları ile dernekler, gruplar ilginç kıyafetleri ve gösterileriyle geçit yapıyorlar.
Önceden gelenler sandalyelerini şemsiyelerini koymuşlar. Gösteri alanını görebilmek için hayli çaba sarf ettik. Sonunda kafamı uzatacak bir boşluk buldum, fotoğraflar çektim. Güneş yakıyor, çok sıcak var. Uzun süre hazırlıksız güneş altında kalmak mümkün değil. Bir kafeye oturmak daha akıllıca, soğuk bir şeyler içip, geçenlerin müziklerini dinlemek daha güzeldi. Sayılı zaman çabuk geçiyor. İki saatlik süre yaklaşırken otobüse biniş yönüne yürüdük. Çok alakasız bir grup olmasına rağmen otobüse biniş saatlerinde katılımcılar çok titiz davrandılar. Hiçbir katılımcı otobüsü bekletmedi.
Stara Zagoraya doğru yola çıkıyoruz. Otele gitmeden önce Altın Kubbeli Kilise ye gidiyoruz. Altın Kubbeli Kilise Ruslar tarafından yapılmış. Bulgar tarihinde önemli bir yere sahip. Altınlar insanın aklını alıyor olmalı fotoğraf hileleri ile arkadaşların kilisenin tepesindeki altın yıldızları kopardıkları görülüyor.
Gece konaklama eski Zağra da Green Hill Stara Zagora da.
Akşam yemeği için grubun çoğu otel bahçesinde kalmayı tercih etti. Macera düşkünü az sayıda arkadaş şehir merkezine doğru yürüyerek yola çıktık. Genç ve hızlı olanlar önümüzden şehre vardılar.
Bizde az sonra şehre vardık, ama birbirbirimizi kaybettik. Hiçbirimizde internet yok. Restoranda oturduktan sonra internete kavuştuk birbirimizden haberimiz oldu. Paylaştığımız konumu gören Mehmet bey ve Nalan hanım otelden taxi ile yanımıza geldiler.
Otelde yapılan sabah kahvaltı sonrası erkenden yola çıktık. Dağların zirvelerine hayli tırmandıktan sonra Şipka tepesine ulaştık.Burada bir kaç tesis dışında bir şey yok. Rehber burada manda yoğurdu yiyebilirsiniz demişti. Gerçekten bizim Manyas yoğurdu gibi. Bir kavanoz aldık, plastik kaşık istedik, yok. Adam bize çatal veriyor, çok sert bununla yersiniz diyor. Dediği kadar var, güzel yoğurt yapmışlar. Türkiye’ye getirenler oldu.
Şipka tepesi Osmanlı, Rus, çatışmalarının yaşandığı bölge olması itibariyle tarihsel öneme sahip. Hemşerim Gazi Osman Paşa’nın cenk ettiği yerler.
Bir diğer önemli değeri de Bulgar Komünist partisinin bu dağlarda kurulmuş olması. Rehber uzaktan gösteriyor, dağın zirvesini. “Komünist partinin orada kurulduğu söylenir, niye dağın başını seçtiler bilmiyorum”
Şipka tepesinden sonra dağlara çıkmaya sonra inmeye devam ettik. Ormanın içinde iki aracın zor geçtiği yollar kıvrıla kıvrıla yükseliyor, iniyor. Sonunda dağların arasında tarihi bir köye ulaştık. Bulgaristan’ın en güzel açık hava müzesi ETAR’a ulaşıyoruz. Bir saatlik sürede koştura koştura geziyoruz. Köyün hikayesi bin sekiz yüz yıllarında suyun gücünü kullanarak günümüzde motor gücü ile yapılan aletleri çalıştırmaları.
Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sonuçlarını ürüne dönüştürmüşler. Su değirmenleri bizde de var. Tarım aletlerini yaparken suyun gücünü kullanmışlar. Tekstilde, metalde, ağaçta, her alanda ilginç aletler var. Ortasında saat kulesi var. Yarım saatte bir gong çalıyor. O bile suyun gücü ile çalışıyor.
Tarihi ilginç köyde gördüklerimizi belleklerimize kazıyarak Tırnova şehrine doğru yola çıkıyoruz.
Bulgaristan’ın ilk başkenti olduğu söylenen Tırnova ,Yantra nehrinin etrafında tepeye doğru kurulmuş
Kentlerin kraliçesi olarak bilinir.
206 metre yükseklikteki Tsarevest kalesini on beş leva giriş ücreti ödeyerek bir kaç arkadaş gezdi. Öğle sıcağında tepeye tırmanmayı göze almak zordu. Grup iki saatlik serbest zamanda çarşıya dağıldı. İtalyan dondurmacın reklamı çok yapılmıştı. İki top dondurma yiyenler yemek yeme ihtiyacı duymadı. Gölgelerde saklanarak çarşıyı gezdik. Daha çok Türk Çarşısı denen kısa sokakta zaman geçirdik. En güzel yer tepede çınarların gölgesindeki kale manzaralı cafe restorandı. Hemen hemen herkes dondurmacıya ve bu cafe restorana uğradı.
Bayram sonrası yoğunluk yaşanacağı düşünülerek mesai saatleri içerisinde sınıra ulaşmak hedefi de mümkün olmadı..
Yol üzerinde Mustafa markete uğrandı. Yok yok olan bu marketten Bulgaristan ile ilgili alışverişler yapıldı.
Gümrüğe vardığımızda önümüzde iki otobüsün olması şanslı olduğumuz anlamında yorumlandı. Mustafa markette alışveriş büyük oranda çözüldüğü için free shop ziyareti kısa sürdü. Gümrükten çabuk geçtik.
Türkiye’ye girdikten sonra iki yerde mola verdik. İstanbul sınırları içerisine birkaç arkadaşı bıraktık.
İniş noktamıza geldiğimizde gece yarısı üç olmuştu. Uyumaya çalışırken imamın sesi duyuldu, Türkiye’de olduğumu anladım.
Başka bir gezide buluşana kadar hoşçakalın, Sağlıkla, sevgiyle kalın.
11 Haziran 2025
Duran Çoban
BURSA














