Karısı hastaydı. Ateşler içinde yatıyordu. Uykusunda sayıklıyordu yer yer… Boncuk boncuk terler alnından, boynundan süzülerek geceliğine, yastığa, yatak örtüsüne ulaşıyordu.
Sabaha kadar uyumamış, karısının başında beklemişti genç adam. Arada, yanındaki sehpadaki havlu ile onun terini, su içindeki alnını, yanaklarını, boynunu siliyor, arada kendi gözleri de kapanmak üzere olsa da kapısını ansızın çalan biri olmuş gibi ani bir ürpertiyle kocaman açılıyor, havluyu alıp sevgili hayat arkadaşının terlerini siliyordu.
Gün ağarmak üzereydi. Günün ilk ışıkları perdeleri çekili oda penceresinin kenarından bir gedik bulup dikey bir ışın demeti gibi odaya sızmaya başlamıştı. Az sonra karısını uyandıracak, saati geçmemesi gereken antibiyotiği içirecek, hastalığın verdiği halsizlikle çok büyük bir direniş göstermezse giysilerini değiştirecekti.
Karısı gözlerini araladı, “Elma!” dedi. Elmayı ikisi de çok severdi. Buzdolaplarının en alt gözüne ne zaman göz atsanız sarı, kırmızı, Amasya, kepir… hemen her çeşidinden elmalar görürdünüz. Kalktı, yürüdü. Mutfağa girdi. Buzdolabının kapağını araladı. İki kepir elma aldı dolaptan el yordamıyla. Muz gibi ağızda kolayca dağılan bir elma türü olduğundan eşim için en uygunu bu elma olur, diye düşünmüştü. Mutfak çeşmesinin üstündeki dolaptan iki pasta tabağı çıkardı. Elmaları birer tabağa koyup çatal kaşık bıçakların bulunduğu çekmeceden bir meyve bıçağı ile bir çatal aldı, karısının yanına döndü. O, çoktan uyumuştu yine. Derin derin soluyordu.
Genç adam iki elmayı göz ucuyla karşılaştırdı. Biri biraz daha iriydi. O elmanın olduğu pasta tabağını; karısının başucundaki, ilaçların, suyun bulunduğu, yemek saatlerinde tabakları da koyduğu küçük masadaki boşluğa yerleştirdi. Bıçakla çatalı da o tabağın kenarına bıraktı. Daha sonra, diğerinden küçük olan elmayı ağzına doğru götürdü ama ısırmadı, ısıramadı. Durdu, bir masadaki elmaya bir de elindeki elmaya baktı. Biraz yana doğru eğilip bir daha baktı. Sonra ani bir hareketle uzandı, iri olan elmayı aldı, karısının tabağına küçük olanı koydu.
Uzandı, karısının tabağındaki bıçağı eline aldı, iri olan elmanın bir yüzündeki deliğin çevresinden bir oval oyuk oluşturacak şekilde bıçağı elmanın içinde çevirerek çürük kısmı çıkardı. Kendi tabağının kenarına koydu. Elmanın yaklaşık üçte biri fire vermiş oldu böylece. Sonra bir eliyle karısının terini silerken, içinde kendisinin de o anda anlamlandıramadığı bir huzurla, diğer elindeki elmayı dişledi.














