sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Küçük Öyküler – 14: KÂĞIT İKİ BUÇUK LİRA

Halil Ergün Urgan Ekleyen Halil Ergün Urgan
Şubat 1, 2023
in YAZARLAR
0
Küçük Öyküler – 14: KÂĞIT İKİ BUÇUK LİRA
0
Paylaş
4
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

İnsan belleği ilginç bir depo. Kimi anılar, belki bir zamanlar çok büyük acılara, travmalara ya da eşsiz mutluluklara karşılık gelirken bugün ancak özel bir anımsatma olursa yarım yamalak gün yüzüne çıkabiliyor. Kimi anılar ise aslında öyle ahım şahım bir özelliği olmasa bile hiç unutulmuyor, bugün yaşanmış gibi kafatasımızın içindeki o projektörün yansıtmaları olarak capcanlı, full HD mi desem 4K mı desem, o netlikte gezinip duruyor.

Çocukluk yıllarımdan kalma anılarımın pek çoğu bayramlarla ilgilidir benim. Çünkü bayramların bugünkü kuşakların pek yaşamadığı bir anlamı vardır benim gibi yaşını başını almış insanlar için. Bayram demek; günler, haftalar, aylar öncesinden rezervasyon yaptırarak daha arifeden yollara düşerek bir otelde ya da tatil kampında ailecek eğlenceli birkaç gün geçirmek değildi o zamanlar.

Bayrama birkaç gün kala yaşlıların, hele uzakta çocukları, torunları olan yaşlıların yürekleri pır pır etmeye başlardı. Bir gün önceden baklavalar, kadayıflar, kalburabasmalar, yağlı halkalar hazırlanır; çocuklar için bayram paraları cebin bir köşesine konur, hediye bez mendiller çekmecedeki yerini alırdı.

Şimdiki gibi öyle çeşit çeşit giysiler, marka marka ayakkabılar mı vardı? Bayramdan bayrama alınabilen ve bayram sabahı ilk kez giyilecek bir çift ayakkabının değeri bir başkaydı o zamanlar! Arife gecesi ayakkabısıyla yatan çocuk görseli uyduruktan bir tasarım değil, pek çok evde somut bir gerçeklikti.

Bayram sabahları önce ailecek bayramlaşılır, büyüklerin elleri öpülür, ilk harçlıklar anne babadan alınır; sonra sırasıyla yakın komşu kapıları çalınır, kiminden harçlık, kiminden şeker ya da çikolatalar toplanır; hızını alamayan çocuklar tanısın tanımasın mahalle mahalle gezer, kapıyı açan büyüklerin ellerine yapışılır, o eller öpüp alna konur,  elleri öpülen kişilerin bayramı mübareklenir, bu ritüel karşılığında en azından şeker-çikolata mutlaka verilir, yani akmasa da damlar, bayram nimetlerinden yararlanılırdı. Para verilen evlerin bilgisi çocuklar arasında hemen paylaşılır; o gün, o kapıların ziyaretçi istatistikleri şeker verilen evlerden daha çok olurdu. 

Komşu ve mahalle bayramlaşması faslı bitince aynı kentte ya farklı kentte büyükleri olanlar için kent içi ya da kentler arası yolculuklara gelirdi sıra.

Bu arada, kimi bayramlarda ortak akraba ya da tanıdıkların araya girmesiyle, genellikle yaşça küçük olanın, yaşça büyüğün ayağına gidip elini öpmesi ve iki tarafın birbirine sarılıp bayramlaşması biçiminde küsler arasında barışmalar yaşanırdı, çünkü bayramlar küslerin birbiri ile barışması için bir vesileydi, “bayramda küslük olmaz”dı.

Ben bayram yaklaştıkça Ulamış’a, anneannemin, dedemin yaşadığı köye gitme hayallerini kurmaya başlardım en çok. Huriye ninemle (hiçbir torunu ona anneanne, babaanne demezdi, hepimizin “nine”siydi o, içten ve derin bir aşk yaşardık onunla, ölene kadar sürdü bu nine-torun aşkı. Dedem Hacı’nın Ali, çocukların sevgilisi bir insandı. Normal zamanda bile elinde bastonu, kocaman göbeğiyle köy kahvesine giderken karşısına çıkan çocukların avcuna tutuşturacak birkaç leblebisi mutlaka olurdu cebinde. Bayramlarda ise o mucize ceplere şaşar kalırdık. Nasıl şaşmayalım! Dedem bayramlarda mutlaka hepimize harçlık verirdi. Sonra da “Hadi bakalım şimdi o harçlık paralarını herkes asılı olan ceketimin ya da pantolonumun ayrı bir cebine koysun, bakalım sabaha kadar doğuracak mı?” derdi. Hepimiz ayrı ceplere paraları koyardık, sabah kalkar kalkmaz ilk işimiz cepleri kontrol etmek olurdu. Ve inanılmaz bir şey: Dedemin ceplerine koyduğumuz paralar gerçekten de doğurmuş olurdu! Yirmi beş kuruş koyduysak sabah bir bakarız bir yirmi beş kuruş daha var yanında, bir lira koyduysak yanında bir lira daha!.. Dedemden alınan harçlığa akşamdan sabaha bu kadar faizi veren banka bugüne kadar ne duydum ne de gördüm!..

Ama benim en unutulmaz anım Seferihisar’da oturan babam sülalesinden babaannem ile ilgiliydi. Babamın babası en azından bana karşı pek mesafeli idi, diğerlerini pek anımsamıyorum ama benden hiç hoşlanmazdı, ben sanırım onun kara listesinin başındaydım torunlardan yana. Bir bayram sadece yirmi beş kuruş verdiğini anımsıyorum bana. Büyük bir sevinç ve heyecanla anneme koşmuştum elimdeki yirmi beş kuruşla: “Anneeeee! Dedem para vermeyi öğrenmiiiiş!”

Babaannem öyle değildi, belki de dedenin günahını alıyorum bu konuda, belki de bayram harçlığı verme ritüeli babaannemin işiydi evde, bildiğiniz iş bölümü yani; bilmiyorum ama çocuk aklı işte, kim para verirse onunla ilgili anıları kalıyor yıllar sonrasına.

Olayımıza gelelim. Bir bayram babaannem beni bir kenara çekip elime bir kâğıt para sıkıştırdı. O zamanlar kâğıt para, beş lira, on lira veren çok azdı, harçlık olarak verilen paralar yirmi beş kuruş ile iki buçuk lira arasında değişirdi. Bozuk para olarak beş kuruş, on kuruş da vardı ama bayram harçlığı olarak onların verilmesi ayıptı, en az yirmi beş kuruş şarttı.  Babaannemin elime kâğıt para sıkıştırması önemliydi anlayacağınız, bu kallavi bir bayram harçlığı demekti. Babaannem parayı böyle gizli saklı elime sıkıştırırken bir de tembihte bulundu:

“Bak, sana aslında demir para vermem lazımdı çünkü sen küçüksün. Ama ben sana da, abine verdiğim gibi kâğıt para veriyorum. Ona gösterme, sorarsa demir para verdi dersin.” 

Tembih etmese aklıma bile gelmeyebilecek o soruyu aklıma yapıştırıp uzaklaşmıştı yanımdan. O andan sonra benim ilk işim abimi bulup sormak oldu:

“Çıkarıp göstersene babaannemin verdiği parayı. Bakalım aynı mı?”

Abim, babaannemizin kendisine verdiği parayı çıkarıp gösterdi. Onunki kâğıt beş liraydı, benimki kâğıt iki buçukluk.

Bu anının benim için önemi nedir? Ben geriye dönüp zihnimi zorladığımda kâğıt iki buçuk liranın alışverişte kullanıldığı zamanları anımsamıyorum, ne zaman tedavülden kaldırıldığını da. Ama bugünkü paralardan daha büyük boyutlarda, kahverengi kâğıt iki buçuk lirayı bugünkü gibi gözlerimin önüne getirebiliyorum. Bunu da bana abime yaptığı gibi beş lira değil, kâğıt iki buçuk lira verip bir de o tembihte bulunan babaanneme borçluyum. Hoş, yaptığında biraz “üçkâğıtçılık” olsa da bana böyle bir anı bıraktığı için kendisine “kırgın” değilim, aksine bu anı-öykünün konusunu oluşturduğu için şu anda bile minnet borçluyum.

Bir de büyüklere kıssadan hisse: Çocuklara bir şeyi yapmamalarını tembih ederken birkaç kez düşünün. Çocuk ruhunda “yapılmaması istenen şeyler” konusunda anlatılmaz bir yapma arzusu, sonucun ne olacağı merakı ve yasak çiğnendiğinde alınan muazzam bir haz vardır.

Post Views: 156
Önceki yazı

DOĞA, İNSAN VE BİSİKLET

Sonraki Gönderi

Haliletos’tan…

Halil Ergün Urgan

Halil Ergün Urgan

Sonraki Gönderi
Haliletos’tan…

Haliletos'tan...

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.