sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Küçük Öyküler – 4: KUKURİK

Halil Ergün Urgan Ekleyen Halil Ergün Urgan
Kasım 22, 2022
in YAZARLAR
0
Küçük Öyküler – 4: KUKURİK
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

O yıllarda hemen hepimizin bir lakabı vardı, öğretmenlerimizin de: Matematikçi Direk Hilmi, bir diğer matematikçi Kroş, bize her hata yaptığımızda “Öküz! Hayvan! Ay siz ne kadar gabil çocuklarsınız!” diye “iltifat üstüne iltifat yağdıran” Deli Kadın, Coğrafyacı Toto, bir diğer coğrafyacı Lazo, edebiyatçımız Sünnetçi Nuri, müdür yardımcımız Şaşı Celal, felsefeci Cici Mahmut… Her biri kendi alanlarında bir markaydı hocalarımızın. Karakterleri farklı farklı olsa da ortak noktaları; notlarının çok kıt, disiplin kurullarındaki temsilcilerinin çok acımasız, öfkelerinin eyvah eyvah olmasıydı. Üç yıllık liseyi üç yılda bitirebilmek öyle her yiğidin harcı değildi. Ümit’le biz de lise ikide iki dersten sınıf tekrarına kalmıştık. O yıllarda öyle bir uygulama vardı: Bir, iki, üç… kaç dersten sınıfta kaldıysan bir yıl sadece o derslerden devam ediyordun okula.

O gün kaç saat dersimiz olursa olsun hatta dersimiz ister olsun ister olmasın, Ümit’le ben; Lorel ile Hardy, Yavru ile Kâtip, Zeki ile Metin, Hacivat’la Karagöz, Kavuklu ile Pişekâr gibiydik aynı sınıftaki ikinci yılımızda da.

Boyu bana iki üç santim fark atardı; çöp gibi incecik bacaklı, esmere yakın kırmızı yüzlü, iri ve sık kirpikli, aşağı inildikçe dışa doğru hafif kavis yapan uzun ve alt kısmı normalden geniş burunlu, sivri çeneli, üst tarafları çıkıntılı ve hafif kepçe iki kulak sahibi, güleç yüzlü, sempatik biriydi Ümit. Simsiyah düz saçlarının soldan sağa taralı bir perçemi sağ kaşını örter, -daha fazlasına okul izin vermediği ve saçı uzun olanları müdür ve müdür yardımcıları ellerinde makas eşek tıraşı yaptığı, sonuçta zorunlu olarak kafayı gidip kazıttığınız için- gözünün üstünü kapatacak kadar uzanamazdı.  Yüzünün tek tek organlarına değil de bir bütün olarak oluşturdukları senteze odaklandığınızda aslında yakışıklı ya da en azından albenili bir delikanlı sayılabilirdi ama “kız tavlama” konusunda çok beceriksizdi. Bu nedenle bu konuda iş başa düşer, ben her defasında iki kızı ikna etmek zorunda kalırdım; biri kendim, biri de Ümit için.

Okulun top sahasında, o yılların toprak zemininde; kollarımızın, dizlerimizin parçalanmasının “sıradan olay” sayıldığı o yıllarda top, en çok onun ayağına yakışırdı. Ceza sahası içinde meşin yuvarlak onun ayağına geldi mi sonuç yüzde doksan gol demekti. Bu nedenle orta sahayı geçen her oyuncu gözleriyle onu arar, gördüğü anda da topu ona atacağını bildirmek için “Kukurik!” diye bağırırdı.

Kukurik!.. Okulda hemen herkes -sanırım futboldaki özel yeteneği nedeniyle- onu tanırdı, adını bilmezdi pek çok kimse ama “Kukurik” dendi mi bilirlerdi ki o muhteşem kıvrak ayakların ve hep hedefi bulan volelerin sahibidir sözü edilen. Kukurik, kendi çapında yaşayan bir efsaneydi. Erkekler arasında biraz kıskanılan, biraz özenilerek bakılan canlı bir efsane. Aslında ben de bir Kukurik’tim. Hatta birkaç kişi Kukurik’tik. Kendimize “Kukurik Kulüp” derdik aramızda. Tam takma adlarımızla o “Kukurik Delta Beta 3”, ben “Kukurik Delta Fi 12” idim. Ama yılların oluşturduğu sisli anılarını kim zorlasa bugün, “Kukurik” dendi mi aklına büyük olasılıkla tek Ümit gelir. Hani bazı ürünler vardır, kendi türlerinden ne içerseniz, markası ne olursa olsun o tek ürünle isim olarak özdeşleşmiştir, “Kukurik” adı da Ümit’le özdeşti o zamanlarda. Bizler olsak olsak “Kukurik Kulüp”ün isimsiz birer üyeleri, rütbesiz askerleri olarak akılda kalmışızdır.

Evet, doğa bana onun ayağının sihirli gücünü vermemişti ama sonradan edebiyatçı olmamı sağlayacak “ağzı iyi laf yapma” yeteneğini vermişti. Bu nedenle Kukurik’in gençlik maceraları üzerinde hakkım az değildir. Kolay iş değildi benimki, belki topa iyi vurmaktan daha zor, daha çok emek, sabır, çene, yetenek gerektiren bir şeydi. Erkek lisesindeydik çünkü, kolay değildi okulumuzun karşısındaki kız meslek lisesinden iki kızı birden buluşmaya ikna edebilmek. Üstelik bunu hem okullarımızın çevresinde kol gezen polis devriyelerine hem de -daha da kötüsü- “yoldaşlar”a ve -hele hele- diğer fraksiyonlardan solculara yakalanmadan yapmak zorundaydım.

“Yoldaşlar”a tabii. Okulda futbolcu ya da “inek öğrenci” olarak pek parlak bir ünümüz olmasa da solcu, devrimci olarak ünümüz vardı. Okulda bir öğretmen öğrenci dövdü diye boykot örgütlemişliğimiz bile var. Öğretmenler ve diğer öğrenciler üzerinde böyle bir havam vardı, hissediyordum bunu. Ama bu durum o delikanlı çağımda benim, davranışlarıma çok dikkat etmemi zorunlu kılıyordu. Kendi grubum içinde olsun rakip sol grupların diline düşme felaketi durumunda olsun başıma gelebilecek en kötü şey ise adımın “fıstıkçı”ya çıkmasıydı. Apolitik, işi gücü kızlarla gezip tozmak, aklı fikri kızlarda olanlara yakıştırılan bir beter yaftalamaydı bu. Bir devrimcinin yüz karasıydı böyle bir sıfatla nitelendirilmek. Bu nedenle “kız tavlama” eylemlerinde illegalitenin bütün kurallarını harfiyen uygulamak, şanıma leke sürdürmemek şarttı. Şükürler olsun ki bu işin üstesinden hem de defalarca layıkıyla çıktığımı bugün “gururla” söyleyebilirim. Hatta bu süreçte kazandığım karda yürüyüp izini belli etmeme yeteneği, gelecekteki örgütsel mücadele yıllarımda da çok işime yarayacaktı. Ama bu başarılı eylemlerimin sonuçları açısından biri vardır ki bugün bile aklıma geldikçe içim şöyle bir sızlar ve acı acı gülerim.

Ben yine az zamanda büyük bir yetenek göstererek iki kız arkadaşı okul çıkışında, bizim solcu öğrencilerin pek gidip gelmedikleri Kültürpark’taki çocuk parkında buluşmak üzere ikna etmişim. Kızlardan biri tombulca, biri de zayıf ve kısa boylu. Ben ilk diyaloğu tombulca olanla kurduğum için ister istemez o benim arkadaşım olacak, diğeri de Ümit’in arkadaşı. Ümit’e müjdeyi veriyorum, kızları da tarif ediyorum: “Zagor’un arkadaşı Çiko gibi tombul olan benim; ön dişleri hafif öne çıkık olan, İlhan İrem’e benzeyen senin.”

Okul çıkışında “yoldaşlar”ı atlatıp Ümit’le çocuk parkına gidiyoruz. Kızlar bizden önce gelmişler. Tanışıyoruz. Yanakları al al ikisinin de. Çocukluk güzelliği ile genç kızlığa adım atmış olmanın o tedirgin, meraklı, utangaç, cüretkâr, kararsız, gitgellerle süslü hoş pembeliği konmuş ikisinin de yanaklarına. Sanırım ikisi de ilk kez bir erkekle buluşmaya gelmişler. Tanışıyoruz. Adlarımızı söylüyoruz birbirimize. Ben konuşuyorum sürekli. Ümit zaten kızların yanında dut yemiş bülbüle döner, sadece arada kafa sallayıp iştahsızca gülüyor. Biliyorum, bugün sıkıntı var. Sonra söz nereden oraya geldiyse Ümit’in “Kukurik” olduğundan söz ediyorum. Bu çok hoşlarına gidiyor kızların, kıkır kıkır gülüyorlar. Ortamın havası biraz daha ısınıyor o andan sonra. Ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın Ümit’in yüzünden kızı pek beğenmediğini anlıyorum ama hiç bozuntuya vermiyorum. “Daha iyisini kendin bul kardeşim beğenmediysen.” diye geçiriyorum içimden. “Bulmuş da bunuyor Allah’ın Kukurik’i! Sanki sen Ayhan Işık, Cüneyt Arkın’sın!..”

Sonra laf lafı açıyor ve ben “Kitap okur musunuz?” diye soruyorum “benim kız”a. O hemen, “Aa, ben çok kitap okurum.” diyor. İçimden bir güneş ışığı akıp gidiyor o anda, “İster misin kız da sol kitaplar okuyor olsun!.. Biraz tombul ama güzel kız, aslında zeki bir kıza da benziyor konuşmalarına bakılırsa. Kesin sol eğilimli bu kız.” diye fısıldıyor beynim yüreğime. Öyle olsun istiyorum, çok istiyorum o anda bunu. Neredeyse “İnşallah, inşallah öyledir!” diye dualar edeceğim. Kız temiz yüzlü, güzel bir kız. Biraz tombul ama olsun, zayıflar istedikten sonra… Ona “Çiko” adını hemen yapıştırdığım için kendimden utanıyorum.

Kız “Göstereyim mi okuduğum kitapları sana?” diyor, sonra sanki ben “Haydi hemen göster!” dercesine bakmışım gibi acele bir hareketle okul çantasının fermuarını boydan boya açıp içinden o romantik yılların çok satan kitaplarından olan “Cep Foto Roman”larından iki tane çıkarıp bana gösteriyor.

“Bu mu? Bu mu senin, okuyorum, çok okuyorum, dediğin kitaplar!” diye haykırmak geçiyor içimden. “Cep Foto Roman okuyorsun ha! Hiç okumasan daha iyiymiş!.. Allahın apolitiği!..”

Kukurik bana yan gözle bakıp bıyık altından gülüyor. Sonra kızlara hissettirmeden kaşlarından birini havaya kaldırıp alnına doğru uzatıp gererek  “Haydi sohbeti toparla da kaçalım.” der gibi bir hareket yapıyor.

Şu anda nasıl bir gerekçe ile oradan ayrıldık anımsamıyorum ama biz yolda giderken Kukurik, “Birader bir daha bana kız bulacaksan güzel olsun. Seninki şişmandı ama güzeldi.” diye birkaç kez sitem ediyor. “Tamam oğlum, sanki benimki çok matahtı!.. Hem apolitik hem Çiko!” diyorum ona.

“Ben de apolitiğim sana göre birader. Ne yani?” diyecek oluyor Ümit. “Saçmalama oğlum, sen başkasın!..” diye hemen bastırıyorum bu itirazını.

Evet, başkaydı Ümit. Benim gibi bir gariban emekçi çocuğuydu her şeyden önce. Okulumuzda genellikle toplumun üst tabakasından insanların çocukları eğitim görürdü, bizim gibiler bir istisnaydı. Dostluğu içtendi; beklentisiz, duruydu; ona arkadaş olarak getirdiğim kızı beğenmediği anlar dışında kaprisi, nazı, mızıldanması, oyunbozanlık etmesi olmazdı. Siyasete hepten uzak değildi ama futboldaki gibi sahaya inmez,  maçı kenardan seyrederdi…  

Liseden sonra yollarımız ayrıldı. Ben üniversiteye başladım; onun liseden sonra okumadığını, bir iş yerinde bekçi olarak yıllarca çalışıp emekli olduğunu yıllar sonra bir rastlantı sonucu kendisinden öğrendim. En az yirmi yıl sonra çarşıda, onca insan arasında yürürken sol tarafımdan gelen “Kukurik!” sesiyle o tarafa baktığımda üzerime doğru gelen kırklı yaşlardaki; aynı ışıltılı gözlere, aynı kocaman kirpiklere ve kırmızı yüze sahip bir adamın boynuma sarıldığını gördüm. Sevgili dostum, aradan yıllar geçse de, üstelik o kalabalık içinde beni tanımıştı. Vakti yoktu, o büyük coşku ile ayaküstü biraz sohbet edebildik. Ev telefonunu verdi, uygun bir zamanda buluşmak üzere sözleşerek ayrıldık.

Aradan ne kadar geçmişti bilmiyorum, bir gün bana yazıp verdiği telefonu aradım. Telefon iptal edilmişti.

Bitpazarında küçücük bir terzi dükkânı olan babasının yanına gidip onun aracılığıyla belki yeniden bir bağlantı kurabilirim diye düşündüm. Gittim. Dükkânın tenekeden panjurları inikti. Sağındaki solundaki esnafa sordum, baba geçen yıl ölmüştü, o gün bu gündür bu panjurlar böyle inikti. Oğlu Ümit’i tanıyanlar vardı ama nerede oturduğunu, ne iş yaptığını bilen yoktu.

Post Views: 178
Önceki yazı

Haliletos’tan…

Sonraki Gönderi

Haliletos’tan…

Halil Ergün Urgan

Halil Ergün Urgan

Sonraki Gönderi
Haliletos’tan…

Haliletos'tan...

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.