sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Akvaryum Balıklarını Çok Severim.

Halil Ergün Urgan Ekleyen Halil Ergün Urgan
Kasım 30, 2022
in YAZARLAR
0
Akvaryum Balıklarını Çok Severim.
0
Paylaş
0
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Küçük Öyküler – 5

Çocukken yazları iple çekerdim. O yıllarda köyü tam ortadan ikiye bölen Kocaçay ile dedemle anneannemin -ki bütün torunları ona nine derdik, babaannemiz babaanne idi ama anneannemiz ninemizdi bizim- köyün bir ucundaki geniş bir avlu içine yerleştirilmiş evlerinin yanından Küçükçay olarak anılan iki çay akıp giderdi. Yazın etkisiyle suyu ve akış hızı azalan, yer yer ip gibi incelen, yer yer su çekilmiş yerleri sarımsı yeşil renkte, kurumaya yüz tutmuş yosunlar bağlamış bu çaylarda tırnak ucu kadarından 10-15 santim boylarına kadar tatlı su kefalleri gezinirdi. Elbette kurbağalar ve henüz kolu bacağı çıkmamış, küçücük ve simsiyah kurbağa yavruları da.

Akvaryum nedir bilmediğim zamanlarda bu derelerde aç susuz bütün gün balık tutmakla başladı bendeki balık besleme aşkı. Misina ile, iğne ile değil, elimde sepet, peşlerinden koşturarak ya da su kenarlarındaki kaya oyukları ya da ağaç köklerinin oluşturduğu oyukları dürterek tutmaya çalışırdım onları. Mümkün olduğunca canlarını yakmadan… Evet, yemek için değil, yaz sonu kente, kentteki evimize dönüşte oval, geniş turşu kavanozlarında beslemek için tutardım tatlı su kefallerini. Ayrıca tuttuğum bu balıkların bir kısmını avludaki kuyuya atardım ve kuyudan su çekişlerin bazılarında bu balıklar kovanın içinde yukarı çıkar, çevresi kapalı olduğu için kovadaki sudan dışarı zıplar ve kendilerini attıkları yerde hâlâ zıplayıp dururken yakalanıp yeniden kuyunun suyu ile buluşturulurdu. 

Kente götürmeden önce, köyde, kavanozlarda, şişelerde bakmaya ve yaşatmaya, ekmek ve peynirle doyurmaya çalıştığım balıkların çoğu havasızlıktan, suyun kirlenmesinden, su değiştirmeler sırasında suyun niteliği ile uyum sağlayamamaktan ölür, kalan sağları bir küçük bidon içinde kente getirir, evdeki en geniş turşu kavanozlarından birini güzelce arıtıp içine doldurur, teker teker ölüp gidene kadar her birine kefalin en sevdiği ve denizlerde yakalanmak için tuzak olarak kullanılan peynir-ekmekle beslerdim onları. Şimdi çok uzaklarda kalmış hoş anılardan bazılarını anımsadıkça hâlâ keyifle gülümserim: Elimdeki peynir parçasını kavanozun üzerinde gezdirirdim, balıklar yunuslar gibi zıplayıp parmak uçlarımdan onları kapmaya çalışırlardı. Ta ki bir gün kavanozu suyunu değiştirmek için taşımak isterken odanın ortasında elimden kaydırıp yere düşüresiye, paramparça olan kavanozda odanın her tarafına saçılan balıkları can havliyle toplayıp önce bir tasa sonra satın alıp geldiğim yeni bir kavanoz içine koyduğum güne kadar.

Sözde balık hafızası diye bir deyim vardır değil mi? Siz öyle sanın. O günden sonra balıklar bırakın zıplayıp elimden peynir kapmayı, beni gördüklerinde topluca kavanozun dibine sinip “Eyvah! Geliyor bizim sakar yine!” diye titreyip durdular.

Sonra bir gün geldi akvaryum modası başladı bulunduğum ilde. Pek çok semtte akvaryumcular dükkân açtı, çarşıda pazarda bile akvaryumlar, lepistesler, platiler, black moliler, çöpçü balıkları, japonbalıkları, vatozlar, yerli ve ithal daha nice çeşit çeşit balık, bu balıkların yemleri, akvaryum bitkileri, renk renk dip taşları, iç hava motorları, dış hava motorları, hava hortumları, ısıtıcılar, akvaryum içi sabit ve hareketli süs eşyaları satılmaya başlamıştı. Köye gidişlerde derelerde eski zamanlardan anılar ve bazen yine balıklar devşirmekle birlikte artık turşu kavanozları kendi asıl görevlerine geri dönmüşler, onların yerini akvaryumlar almıştı benim evimde de. En az bir, genellikle ev halkını, evlendikten sonra da eşimi çıldırtacak kadar çok, bir amatörün sahip olma sayısının çok üstünde akvaryumum oldu ömrümün her döneminde. Hâlâ var.

Akvaryumlarımdan bir askerde bir de muhalif kimlikli insanların her zaman başına gelebilecek, toplumdan soyutlanma dönemlerimde ayrı kaldım. Büyük bir boşluktu balıklardan, onların nazlı nazlı süzülüp gezmelerini seyretmekten, yem atmaya yaklaştığımda camın önünde birikip ağızlarını aça aça kıpır kıpır bir telaş içinde çırpınmalarını görmekten koparıldığım zamanlar. Bunca yıl kendimi, kendi beslenmemi, kendi gereksinimlerimi görmezden geldiğim, ertelediğim çok olmuştur ama balıklar söz konusu olduğunda bu durum çok enderdir ve onların da haklı sayılabilecek gerekçeleri hep olmuştur.

Kurulu düzenin “Sen dışarıda çok koşturdun, biraz bizim ‘otel’lerimizden birinde istirahat et.” dediği zamanlardan birinde, yaşamımın olmazsa olmazlarından balıklarımı da özlemeye başlamıştım. Ama burası evim değildi, onların deyişiyle “babamım çiftliği de değil”di. Yine de şansımı denemek istedim. Bir dilekçe yazdım müdüriyete:

“Burada bir küçük kavanoz içinde birkaç süs balığı beslemek istiyorum. Bilginizi ve onayınızı arz ederim.” diye yazdım, verdim.

Yanıt geldi: “Yönetmeliğin falanca falanca maddesi uyarınca koğuşlarımızda hayvan beslemek kesinlikle yasaktır. Bilginize…”

O yıllarda Sıkıyönetim Mahkemeleri kaldırılmış, yerlerine onların kibar adlısı, parlamenter sistemin nurtopu gibi parlak çocuğu Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuştu. Cezaevi idaresi ile ilgili bir şikâyetiniz varsa Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne başvurabiliyordunuz. Ben de öyle yaptım: “Falanca tarihli dilekçeme, yönetmeliğin falanca falanca maddesi uyarınca koğuşlarda hayvan beslemek kesinlikle yasaktır, biçiminde yanıt verilmiştir. Şu anda koğuşlarımızda kedi büyüklüğünde fareler; gardiyanlar ve cezaevi idaresinin bilgisi dâhilinde havalı havalı cirit atmaktadır. Yönetmeliğe aykırı bu duruma bile bile göz yuman cezaevi idaresi ve çalışanları hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.” diye bir dilekçe gönderdim DGM’ye.

DGM’ler, allahları yok kendileri vardı, işini iyi yapan, hızlı çalışan mahkemelerdi. Bana kısa zamanda yanıt geldi: “Dilekçeniz, X Cezaevi yönetimini küçük düşürmeye ve manevi şahsını değersizleştirmeye yönelik olduğundan bir ay mektup ve görüş yasağı ile cezalandırıldınız.”

Sonra ben sevdim bu işi. Cezam bitince “Koğuşta ömrümü boş boş geçirmek yerine sanatsal etkinliklerde bulunmak istiyorum. Bu nedenle kuru boya, sulu boya, resim kâğıdı getirtmek istiyorum; gerekli iznin verilmesini arz ederim.” diye yeni bir dilekçe verdim. “Cezaevlerinde resim, pankart, afiş vb. yapımı için kullanılabilecek malzemelerin içeri girişi ve tutuklulara verilmesi yönetmeliğin falanca falanca maddeleri uyarınca kesinlikle yasaktır.” diye dönüş yaptılar. Ben durur muyum, hemen DGM’ye bir dilekçe yazıp durumu anlattım ve dilekçeme normal tükenmez kalemle, mektup kâğıdına yaptığım birkaç resmi toplu iğne ile iliştirip ekledim. “Bu kâğıtları ve kalemleri bana tedarik ederek resim yapmama fırsat yaratan cezaevi idaresi ve kantin elemanları hakkında suç duyurusu”nda bulundum.

DGM’den ışık hızıyla yanıt ve bir ay mektup ve görüş yasağı daha geldi.

Tahliye olana kadar DGM’ye yazma gerekçelerim ile ilgili çok kafa yordum, çok dilekçe gönderdim. Haklarını yememeyim, DGM’deki yargıçlar hiçbir zaman beni ciddiye almamazlık etmediler, her dilekçeme yanıt verdiler ve “mâlûm maddeler uyarınca, cezaevi idaresinin manevi şahsiyetini rencide ettiğim için standart cezamı her defasında kesmeyi” bir kez olsun ertelemediler, idare de uygulamayı hiç ihmal etmedi.

Daha anlatabilirdim ama kusura bakmayın, balıklarımın karnı acıkmıştır; onları yemlemem, filtreleri kirlendiyse arıtmam, yavru dökecek olan dişilerden doğurması yakın olanları ayırmam, camları içten kireç bağlamış olan akvaryumları özel kazıma aletiyle kazıyıp temizlemem, suyu eksilmiş yani bir kısmı buhar olup uçmuş akvaryumların üzerine onlara ozmos su katabilmek için özel olarak satın aldığım su arıtma cihazından su alıp akvaryuma takviye yapmam gerek.

Sonra bir ara uğrarım, kaldığımız yerden devam ederiz.

Post Views: 213
Önceki yazı

YAZIKLAR OLSUN, YAZIKLAR OLSUN!

Sonraki Gönderi

Yaşar Kemal Sempozyumu’na sayılı günler kaldı

Halil Ergün Urgan

Halil Ergün Urgan

Sonraki Gönderi
Yaşar Kemal Sempozyumu’na sayılı günler kaldı

Yaşar Kemal Sempozyumu’na sayılı günler kaldı

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.