sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Küçük Öyküler – 9: “Konuşan Bebek”

Halil Ergün Urgan Ekleyen Halil Ergün Urgan
Aralık 29, 2022
in YAZARLAR
0
Küçük Öyküler – 9: “Konuşan Bebek”
0
Paylaş
0
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Benim çok fazla oyuncağım olmamıştı çocukken.

Gerçi benim çevremdeki insanların çocuklarının da çok fazla oyuncağı yoktu o yıllarda.

Hem oyuncak sektörü bugünkü kadar gelişmiş devasa bir sektör değildi hem de zaten olanlardan da çeşit çeşit alabilecek durumda değildi ailelerimiz. Yoksul insanlardık biz.

Tahta ve plastik oyuncaklar dönemiydi. En çok, kızlara ikinci sınıf malzemeden plastik bebekler, erkeklere polis ya da imdatsiye, şimdiki adıyla cankurtaran arabaları olurdu oyuncakçılarda.

Zaten biz genellikle bireysel oyuncaklarla değil, özellikle bahar ve yaz geceleri sokaklarda saklambaç, körebe vb. gibi oyunlarla giderirdik oyun gereksinimlerimizi. Sevmek dokunmaktı o yıllarda gerçekten ve dokunmak masum bir eylemdi, saftı, temizdi, candandı… Geceleri kapıların kilitlenmediği; hırsızlığın, tacizlerin, sapıklıkların pek yaşanmadığı; komşu kızının komşu oğlunun koruması altında olduğu; mahallelerde, sokaklarda tek bir aile kurumu gibi herkesin birbirinin ölüsüne dirisine koştuğu; dostluğun, paylaşmanın, artniyetsiz çat kapı gelip gitmelerin güzelliğinin yaşandığı; tek kanallı siyah-beyaz televizyonu olan evlerde her akşam neredeyse bütün mahallenin toplanıp ekranda askerlerin yürüyüş yaparak dizildiği ve ekrandaki bayrak eşliğinde İstiklal Marşı’nın okunduğu, ardından  “Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız.” yazısının çıktığı,  en sonunda da ekranda cızırtılı bir karıncalanmanın başladığı âna kadar kimsenin yerinden kıpırdamadığı zamanlardı…

Haftada en az bir kez ailecek yazlık sinemalara giderdik. Üzerine o haftaki filmin afişi tutturulmuş, penceresinden elinde cızırtılı bir megafonla bağıran bir çığırtkanın seslendiği külüstür taksiler sokaklarda dolanırken öğrenirdik bu hafta “son yıların en muhteşem filmi”nin, yani gidersek seyredebileceğimiz filmin adı ve oyuncularını: “Dikkat dikkat! Bu akşam Yeşiltepe Açıkhava Sinemasında son yılların en muhteşem filmi!.. Altın Çocuk Beyrut’ta! Başrollerde Göksel Arsoy ve Lübnanlı güzeller güzeli Tarup!” Dikkat dikkat! Bu akşam Yeşiltepe Açıkhava Sinemasında…..”

Ama bütün bu güzellikler bir yana oyuncağı severdik her çocuk gibi. Ayrıca zaten az sayıda olan oyuncaklarımız çok değerliydi. Benim, avuç içi kadar, plastikten, rengi yeşil, kanatları beyaz bir “yumurtlayan tavuğum” vardı. Hayatım boyunca sahip olabildiğim en değerli oyuncağımdır kesinlikle. Kanatları, o yumurta kadarcık tavuk görünümlü yeşil plastiğe, iki tarafından birer yuvaya geçirilmiş çıkıntıları ile bağlantı yerlerine tutturulmuştu. Beş altı tane bembeyaz yumurtası vardı tavuğumun ve kanatların birinin altında bulunan küçük boşluktan iterek onları tavuğun içine koyabiliyordunuz. Sonra her iki kanadı iki tarafından sıkıştırıp bastırdığınızda tavuğum arkadan pıt pıt yumurtluyordu. Ne oldu, nasıl kaybolup gitti canım tavuğum bilmiyorum ama yıllar geçip kocaman adam olduğumda bile her oyuncakçı dükkânına girişimde bu oyuncağın aynısından aradım, ne yazık ki hiçbir yerde bulamadım, kimsede de görmedim.

Bazen kendimiz yapardık oyuncaklarımızı. En yaygın erkek oyuncaklarından biri telleri kıvırarak yaptığımız, birinci parçasını ortadaki düz uzantının iki tarafını yuvarlak birer tekerlek hâlinde şekillendirdiğimiz parça olup, yerde parmağımızla yuvarlayabileceğimiz bu “yerli ve millî” arabalarımız, iki tekerlekli arabamızın ana gövdesi olurdu. İkinci parçamız olan ve uzunluğunu genellikle yerden belimize kadar ayarladığımız telin bir ucu “direksiyon” görevi görmesi için tekerlekler gibi yuvarlak hâle getirilir, diğer ucu ise arabamızın orta kısmındaki, iki tekerlek arasındaki düz telin ortasına, ucu yuvarlanarak bir zincir halkasının bir cismi kavraması gibi yerleştirilirdi. Artık ardından yürüyerek, elimizde direksiyonu, bir adım önümüzdeki, telin diğer ucundaki kendi arabamızı sürebilirdik. 

Kızlarda kimilerini annelerin evdeki artık bezlerden yaptığı ve kendi yaratıcılıklarını da işin içine kattığı bez bebekler de olurdu ama parayla satın alınan plastikten bebekler daha çok tutulurdu. Hele bir de gözlerini açıp kapatabilen, taranabilen saçları olan bebekler çok hora geçerdi.

Semt pazarlarında mutlaka oyuncak satanlar da olurdu ve çocuklarla pazara çıkan aileler için oyuncakçıların yanından bir “isterim de isterim olayı” yaşanmadan geçmek genellikle çok zordu. Benim de bir “imdatsiye” için kendimi yerlere atıp dövündüğüm bir “vukuatım” vardır.

Yıllar beni büyütüp de bir “baba” rolü yüklediğinde “iyi bir baba” olmanın gerekleri arasındaki çocuklarına oyuncak alma gibi bir madde de yaşamıma girmiş oldu. Bu konuda hiç nazlanmadım ben. Yeter ki gücüm olsun o oyuncağı alabilmek için. Zaten, aramızda kalsın, bu oyuncak alma konusunda aslında kendi çocukluğumdan kalma açlığımı doyurma fırsatını değerlendiriyordum çoğu kez. Bilmiyorum kaç kız çocuğu raylar üzerinde giden bir pilli treni bir oyuncak bebeğe tercih eder ama ben kızıma böyle bir tren alıp ondan fazla kendim oynadım onunla, bozasıya kadar…

Yeter ki gücüm olsun, demiştim ya az önce, bir keresinde kızım, o yıllarda piyasaya yeni çıkmış ama benim keseme göre oldukça pahalı bir “konuşan bebek” istedi benden. Alamadım.

Dert oldu bana bu iş. Aklımda fikrimde o bebeği alıp çocuğuma hediye etme hayali… Bebeğin öyle ucuz yollusu, şimdiki gibi Çin malı taklitleri falan da yok. Her yerde de satılmıyor. Kemeraltı çarşısında, lüks oyuncaklar satan bir dükkânın kapısından bakınca karşı duvarın sol üst köşesinde havalı havalı bakıyor girip çıkanlara. Üstündeki “Talky Baby” yazısı da emperyalist emperyalist sırıtıyor bana oradan her geçişimde. Çarşıya her inişimde gidip kontrol ediyorum, bakıyorum satılmamış, oh şükür, para biriktiriyorum onu satın almak için.

Ve o gün gerçek oluyor! Cebimde bebeğin parası, alnım ak, yürüyüşüm dik, dükkânın kapısından giriyorum. “Hayırlı işler!” diliyorum satıcıya.

Satıcı kapıdan bakınca sağ taraftaki tezgâhın ardından gülümsüyor. “Buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?” diyor.

“Ben şu tepedeki konuşan bebeği satın almak istiyorum.” diyorum havalı bir sesle.

“Tabii ki.” diyor satıcı, indiriyor bebeği aşağı. Tezgâhın az önce çıkıp geldiği tarafına geçip oradan büyükçe bir poşet çıkarıyor. Bebeği tam poşete koyacak, 

“Yalnız…” diyorum, “bir kontrol etseydik. Mâlum, oldukça pahalı bir oyuncak bu. Parası bir yana, bozuk falan çıkar, çalışmazsa çocuğumun yaşayacağı hayal kırıklığı… Yani…”

“Haklısınız. Neredeyse bir servet ödeyeceksiniz buna.” diyerek gülümsüyor ve kafasını sallıyor anlayışlı satıcı.  “Hemen deneyelim.”

Önü şeffaf naylondan oluşan kâğıt paketin üstteki açma kapama bölümünü nazikçe aralıyor, incitmek istemez bir özenle bebeği çıkarıyor. Sonra bebeğin karnına basıp ona “Merhaba!” diyor. Bebek de aynı sesle ona “Merhaba!” diyor. “Nasılsın?” diyor, bebek de “Nasılsın?” diye soruyor. Adam bana, “Siz de konuşun.” diyor. Bebek de bana “Siz de konuşun.” diyor ardından. Bebeğe “Nasılsın, iyi misin?” diye soruyorum, o da bana soruyor: “Nasılsın, iyi misin?”

Satıcı, bebeğin karnına tekrar basıyor, belli ki bu konuşma özelliğini sona erdirmek için yapılan bir şey. Karnına basıyorsun konuşuyor, basıyorsun susuyor.  “Tamam mı? Koyayım mı paketine geri?” diye soruyor bana güleç bir yüzle satıcı.

“Tamam da… “ diyorum, suratım bir karış, süngüm düşmüş bir ifadeyle.

“Bir sorun mu var?” diyor satıcı?

“Ama bu bebek kız olmasına karşın erkek sesi çıkarıyor. Bunun kız sesi çıkaranı yok mu?”

Satıcı afallıyor, sonra beni, “Bu adam süzme salak mı yoksa şaka mı yapıyor?”, bunu anlamak ister bakışlarla tepeden tırnağa süzüyor. Büyük olasılıkla süzme salak olduğum kanısına vararak gülümsüyor. “Şimdi biz konuştuk ya, ondan erkek sesi geliyor oyuncaktan, kızınız konuştuğunda kız sesi çıkaracak, merak etmeyin.” diyor.

Eve gelene kadar durup durup satıcı karşısında düştüğüm duruma gülüyorum. 

Bu oyuncağın bir anısı da köyden evimize misafirliğe gelen teyzemle ilgilidir. Onu bir türlü bebeğin konuştuğuna inandıramıyoruz. “Beni mi kandıracaksınız? Kendiniz konuşuyorsunuz, ben anlamıyor muyum sanki?” diyor her seferinde. Bebek her konuştuğunda hepimizin ağızlarına bakıyor. “Bak biz konuştuk mu? Hiçbirimiz ağzımızı açmadık.” diyoruz. “Nasıl yapıyorsunuz bilmem ama siz konuşuyorsunuz.” diyor. “Cansız bir oyuncak konuşur mu hiç?”

Post Views: 152
Önceki yazı

“Yeni, güzel bir ülke kurmak mümkün”

Sonraki Gönderi

Haliletos’tan…

Halil Ergün Urgan

Halil Ergün Urgan

Sonraki Gönderi
Haliletos’tan…

Haliletos'tan...

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.