4
Sabah Yeli ile Molla Demirel
Molla Demirel’in 2001 yılında “Verlag Anadolu”da yayınlanan şiir kitabıyla, özelliklede bu eserde yer alan “Sabah Yeli” adlı şiirini örnek olarak ele aldığımızda bugün aktüel olan Göçmen Edebiyatı’nın bu ülkenin edebiyatında önemli bir yer aldığını ve onun bu edebiyatı temsil edebileceğini görebiliriz. Özellikle Federal Almanya’da yaşayan göçmenlerin “iki Dünya arasında” sıkışmalarını bir çok yazar sık sık çalışmalarında anlatmaya çalıştılar. Buradan hareketle suskunluğu, vatansızlığı edebiyat çalışmalarında ele alıyorlar. Ancak Molla Demirel’in genel çalışmalarında ve özellikle de ,,Sabah Yeli” adlı şiirinde oldukça derinlere inen mevcut krizleri farklı bir biçimde ele aldığını görüyoruz. O bu konuları Romantik Lirizm dediğimiz estetik bir sitille işliyor. Toplumun ve bireyin bağrında derin yaralar açan bu krizlerin çok yaygın olduğunu vurguluyor. Romantizmin akan o koca nehri içinde gerçeği yetirmeden, onunla bütünleşmiş halde veriyor. Çalışmalarının da sınırsız romantik sevginin yerini “diş kıran bir suskunluk” alıyor sanki. Ama bunun yanında “ben” olan lirizmin sesinde gene kendine has bir estetikle romantizmi doğanın sembolleri içerisinde yansıtmaktadır ve doğanın metaphorizmin dili öne çıkıyor. Sık sık kullanılan (gül, tomurcuk, bahar, dağ, nehir) gibi romantik motifleri şiirlerinde yeni görev ve anlamlar yükleyerek kullanıyor. Ayrıca yaşamda görünen olumsuzlukları aynı dizelerde “solan gül” ve “parçalanmış güz çiçekleri” gibi ayrı bir anlam vermektedir. Ayrıca doğanın erişilmez olan tehdit ve yıkım gücünü öne çıkarıyor. Açıkça çalışmaları romantizmin tarihini kapsıyor. Örneğin Eichendorff´a atıf da bulunan “Bir yerlerde halen öpüşüyor mu / Güneş, yer ve deniz” bu romantik dünya bakışıyla kendisini ispatladığını ortaya koymuş oluyor. Eichendorff´un “Ay Gecesi” adlı bir şiirinde insan ile Göktanrısı’nın arasındaki ilişkilere umutla bakar. Molla Demirel’in “Sabah Yeli” adlı şiiri ona atıfta bulunarak bu ilişkilere
başka bir pencere açar. Günümüzde yaşanan doğal ve toplumsal afetleri kapsayacak bir lirizimle ,,Dolu vuruyor, güz yaprağı gibi / Dökülüyor tomurcuklar” dizeleriyle açıklıyor. Böylece Molla Demirel’in şiiri ile Eichendorff´un şiirini karşılaştırdığımızda Molla Demirel umudunu yitirmeden karşısındakine, bilinmez güce şüphe ile yaklaşır ve sürekli sorgular “ben” ile “sen” üzerinde düşünmeye yönlendirir okuyucuyu. Bütün bu sorgulayıcı ve şüpheci yaklaşımı büyük olumsuzlukların ortasında lirik gücünü artırarak umut ışığını yansıtır ve bir deste umut tomurcuğunu hitap ettiği ikinci şahısa, okuyucuya sunmaktadır. ,,Sabah Yeli” şiirindeki şu dizeler güzel bir örnektir.
“Döllenmiş umut
kanat açar gün be gün
Sabah yeli ile tıkırdatır bir dal
Çatımızı
Aydınlanır dünya“
Bu dizeler tüm büyük krizlerin içinde çıkılması zor olan olayların içinde oldukça romantik bir lirizmle umut ışıklarının olduğunu verir. Böylece çalışmalarında karamsarlığın ortasında umuda ışık tutan bir iyimserlik ağırlık kazanır.
Markus Apel – Johannes Diekhans
Einfach Deutsch – Romantik Unterrichtsmodell (Schönning, Schulbuchverlag), 2004
.

Akış
Kalmadı gizemi
Denizin
Yıldızın
Ve toprağın
Girdik kanına
Dolaştık
Tüm damarlarında
Anladık yaratan
Ve yaratılan biziz
Bir med-cezir
Akışıdır yaşam
Haziran 1981
Molla Demirel
.
Üç Gerilla
On iki yaşında bir çobandı
Her gün dağa götürürdü iki keçisini
Topladığı deste deste nevruz
Ve çiğdemleri
Sunardı köyün genç kızlarına
Karşılığında aldığı sıcacık bir öpücüktü
Dağların tepesinde bir konuk gibi
Duruyordu güneş
Kayalar arasında izliyordu onu
Bir günebakan çiçeği
Bedenini saran delicesine bir mutlulukla
Tırmandı kayalara
Anasına sunmak için o çiçeği
Beklenmeyen bir sağınak sanki
Kurşunlar yağdı sırtına
Dalından kopan bir elma gibi düştü yere
Son bir kez baktı köyüne
Duman ve alevler sarmıştı her yanı
Keçileri de kan içindeydi
Uzun uzadıya serilmişlerdi yere
Baktı gök yüzüne son kuşta
Dönüyordu yuvasına
Korku dolu gözleriyle izledi onu çocuk
Son bir kez bağırdı kuşa
Kurtar beni
Üç gün sonra gazetelerin ilk sayfalarında
Yer aldı büyük pontolarla
Ölü ele geçti üç gerila…
Mayıs 1994
Molla Demirel
(Yaprak Yaprak Şiir, Anadolu Schulbuch Verlag 2001, De- Höckenhöve, 2001)
.
ÇOCUKLUĞA DÖNÜŞ
En dolu dizgin çağımda,
Urgana vurulan bir tay gibi
Düştüm yaban ele.
Dolaştığım hiçbir caddede,
Yok çocukluk anılarım.
Çocukluk ya, gök mavisi gibi sınırları
Kaldırdı yeryüzünden.
Karadeniz’in sularını,
Malatya ile Sivas arasından geçirir,
Akdeniz’e aktarırdı düşlerimi.
Şimdi dalında altın sarısı
Bir kayısı bile alamıyorum, o bahçelerde
Oynaşan çocuk seslerini özlüyorum.
Karların erimesiyle taşınırdık Kartal dağı’n eteklerine,
Tapusu yoktu büyük dedelerimizden kalma yurtlarımızın.
Baharla koyun kuzu meleşmeleri,
Ses katardı kuşların müzik korolarına.
Nedensiz yasaklanınca yaylalar,
Tükendi sürüler, viran oldu ocaklarımız.
Düşmüşüm büyük kentlerin hoyratlığı ortasına
Yaylaları, kuzu, keklik seslerini özlüyorum.
Çocuk tarla işçiliğinde nasıl yorgun düşerdim yatağa.
Şimdi kol değil beyin gücümü satarak yaşıyorum.
Gökteki yıldızlar değil caddeleri ışıltan,
Cereyan lambaları.
Ne bir horoz, ne de bir kedi sesi var.
Yollarda tıklım tıklım araba
Ve biri öbürüne selam vermeyen insan kalabalığı.
Bense yıldızları, horoz, keklik, kuş seslerini
Ve bir gün görmediğimiz zaman arkadaşlarla
Candan kucaklaşmalarımızı özlüyorum.
Ne bu vitrinleri renkli kent, döşeli daire,
Ne bu rahat iş,
Ne de gece caddeleri gündüze çeviren
Elektrik aydınlığı gideriyor yurt özlemimi.
Her gün doğumunda, ak kanatlı güvercinler
Salıyorum gökmavisine, selamımı götürsün
Özgür bir tay gibi tırsladığım, oynaştığım
Köyümün kırlarına, yaylasına.
Çocuklarım, eşim bile anlamaz beni.
Bu caddelerde yok çocukluk anılarım,
Çocukluğumu özlüyorum…
MOLLA DEMİREL
Türk Dili Dergisi Eylül – Ekim 2001
.
IŞIN GİBİ
Tükendim tek yaşamaktan
Bul bir yol al beni
Yalnızlığımdan al
Al sevgiye bandır beni
Bir sana açılıyorum
Bir de rüzgarlara
Bilmez kimse çektiğim acıyı
Giysilerim gibi boyama gülüşlerim
Işın gibi pencereden
Süzül odama al ısıt beni
Yetmez mi bu çile bu acı
Al bilminle donat beni
Molla Demirel
(Kirazdalı ve Acılarımö Sanatyapım, Ankara ,1996)
.
KENT YAŞAMI
Kuşlar gelirdi katar katar bütün şarkılarıyla
Konarlardı penceremizin önündeki ceviz ağacına
Aynı ekindendik dururduk halaya
Okşardım yanaklarını saçlarını
Öpücükleriyle çiçeklenirdi içim
Çekerlerdi her sabah beni bir sevda ormanına kuşlar
Şifa dağıtan çeşmelerde birlikte sabah güneşini içerdik
Bin yıllık türküleri okur
Sevda masalları anlatırdım onlara
Birileri geldi, kül oldu tüm ormanlar
Zehirlediler kuşlarımı
Ilık ılık göz yaşlarım aktı toprağa
Ormansız kuşsuz bir kent yarattılar
Şimdi çocuk bahçeleri de yok, araba parkları da
Avcılar hayvanları koruma cemiyeti açıyor
Savaşı yaratanlar insan haklarını savunuyor
Ağır yüklü bir gemi saanki
Yakılan ormanın
Köyümün
Vurulan kuşlarının
Ve kardeşimin acısını taşıyan yüreğim
Bir çocuk avcunda kafeste aldığı kuş
Öpüyür gagasını
Ve gülüyor hepimize
Gel ayıkla bu pirincin taşını
06 Mart 2000
Molla Demirel















