Kadir kardeşimizin ölümünü okuduğumda çok üzüldüm… kaçınılmaz olarak o günlere gittim….
Beynimin karanlık belleğinin zaman zaman rüya olarak , bazen de bir işkence haberi nedeniyle getirip önüme koyduğu o ” uzun intikam gecelerini ” anımsadım bir kez daha ürpererek…
Öncelikle Kadir kardeşimin önünde saygıyla eğiliyorum.. Sonsuz huzurla uyuyacak… Bu dünyadaki ” tecrit ” ve kederi bitti… Tecrit kararını alanlar da rahatlamıştır artık…
Ben Kadir’le birlikte 6. Şubede aynı dönem sorgudaydım… Ama aynı sorgu odasında değildim…
Sorgu sebebimiz hem ilçe , hem de il bazında farklıydı..
Bu sebeple ne bana onunla ilgili bir soru soruldu, ne de O’ na benimle ilgili.. Ben 54 gün kalmıştım şubede… ama onun ne kadar kaldığını anımsamıyorum şu an…
O dönem TDKP hareketine büyük bir operasyon vardı, anımsayacağınız gibi… Sempatizanından militanına, il komitesinden merkez komitesine… Bu iddiayla, ele geçirdikleri tüm devrimcilere çok büyük ve sürekli bir işkence çarkını işleme koymuşlardı…
Önder yoldaşların çoğu , kendi el yazılarıyla ifadeler yazmış ve “randevular ” nı paylaşmıştı polisle… Biz ona istinaden oradaydık..
Onların işkence seanslarına gidip geldiğine doğrusu tanık olmadım… Belki başka şehirlerde görmüşlerdir, bilemiyorum… Ama onların ifşa etmeleri nedeniyle orada olan devrimci kardeşlerime yapılan işkencelerin (başta kendim olmak üzere … ) yakından tanığıyım..
Kadir kardeşe de çok zalimce işkenceler ettiler… Yan odadan gelen çığlıkları halâ kulaklarımdadır… Bir insanın öyle desibelde çığlıklar atması … Bugün bile çok acı ve inanılmaz gelir bana…
Narlıdere’deki istihkâm gözetim evine de birlikte götürüldük. 15 gün boyunca yan yana yattık…
Ben ömrümde bir daha böyle şişmiş bacaklar görmedim… Hiç abartısız bir bacak üç bacak kalınlığındaydı.. Bütün vücudu davul gibi şişmişti…
Lavaboya iki arkadaş kollarına girip zorlukla sürüklüyorduk… Öleceğini düşünüyorduk o sıralar…
Tutuklandıktan sonra beni tecrit koğuşuna, O’nu ve diğer arkadaşları başka koğuşlara yolladılar.. İki ay yürüyemediğini duymuştum sonra… Bir daha da karşılaşmadım kendisiyle…
Yıllar sonra Engin’e anlattığı “işkence” tavrını birebir teyit ediyorum ben de… Neredeyse aynı sözcüklerle anlatmıştı gözetim evinde bana da… Çünkü zaten arkasından zincirleme olarak başka birilerini getirdiğini, onunla yüzleştirmeye çalıştıklarını … Ne duydum, ne gördüm… Kendi konumunu kabul etmiş, birlikte örgütsel çalışmalar yaptıkları arkadaşlarının ise şu anda nerede ve hangi adreste olduklarını bilmediğini… söylediği için korkunç işkencelere maruz kalmıştı…
Nihayetinde O’nun hem cezaevinde, hem de ” dışarıdaki ” hayatında bir tür müebbet tecride tabi tutulması çok acı….
Şüphesiz işkence yeryüzündeki en iğrenç ve korkunç insan eylemidir…
İşkence mağdurunun üzerindeki fiziki tahribat zamanla hafifler ve geçer belki… Ama psikolojik tahribatın geçmesi çok zor…
Hele bir de yoldaş ve kardeş saydığı kişilerin mobbing ve tecridine maruz kalmak… Ömür boyu işkence çekmektir…
O ” polislik ” yapmadı… kimsenin ocağını yıkmadı.. Bir insan bu kadar dayanabildi, ite bu kadar !
O dönem
” hareketin
” pür- melali ” ortadaydı zaten…
“Tencere dibin kara!” Meseline dönüşmüştü iş… Sanki “önderler ” ve diğer militanlar “Saygon Zindanlarında” büyük direniş örnekleri veriyor, yeni kahramanlık romanları yazıyorlardı da…
Bir tek Kadir öyle mi?
Ne acı… Ne yazık…
Bu dünyadaki tecrit bitti… yıldızlar yalnız bırakmaz onu…














