Pazar sabahı Belçika Liége Alevi Kültür Merkezinde kahvaltıya katıldık.
Kahvaltı sonrası; mayıs ayında yaşanan Dersim Tertelesi, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ı anma ayrıca tarihimizde mayıs aylarında yapılmış katliamlarda kaybedilen canlar için “çerağı uyandırıldı ve sırlandı”.
Anılarına saygıyla…

Oradan ayrılıp, Hasselt’i gezmeye gittik. Kalabalık olan meydana (Grotemarkt Meydanı) doğru yürüdüğümüzde oldukça şık giyinmiş, makyajlı, “topuklu ayakkabı” giymiş kadınlar gördük. Ne olduğunu anlamaya çalışırken; topuklu ayakkabılarla koşu müsabakası olduğunu öğrendik. Şaşırmamak mümkün değildi. Bir karış topuklu ayakkabılarla uzun sayılabilecek bir parkurda yamuk mamuk taşların üzerinde koşan kadınları görünce; erkekler bir durup düşünmeli, kadın gücünden korkmalılar diye düşündüm.

Meydanın çevresini gezerken; yeğenimin müze gezme ödevi için kiliseye girdik. (Gerçi bilenler bilir; ücretsiz her tarihi kiliseyi görmeye çalışırım.)
“Beıaardmuseum” yazısını görünce müze sandığımız Cathedral St. Quintinus’ e girdik. Meğer aktif ibadet edilen bir kilise imiş.
Az önce küçük, sade bir binada ibadet edildiğine tanık olan çocuklar, şaşaalı bir kilise görünce haliyle merak ettiler.
Cem evinin neden gösterişli olmadığını sordular. Babaları (AABK İnanç ve Erkan Kurulu Genel Sekreteri) basit bir dille açıkladı sebebini.
Sonra kilisedeki mumları görünce; Cem evindeki mum yakma ile aynı mı? diye sordular. Kilisede dilek dilemek, dua etmek için mum yakıldığını söyleyip; hala yeğen birlikte mum yaktık, dilek diledik. (Merak ettiniz biliyorum ama dilekler gerçekleşince söylenir. Bekleyeceğiz kısa bir süre.)
Eve gelince dinlerde mum yakmanın ne anlama geldiğine önce kendim, sonra sizin için baktım.
Özetle:
Aleviler mumun daha doğrusu mum ateşinin bir maneviyatı olduğuna inanır, belirli günlerde, belirli mekânlarda ve cem erkanı ve diğer erkanları sırasında mum yakılmaktadır. (Bugün çerağı uyandırılıp, çerağı sırlandırıldığı gibi)
Ateşin hem eski Türk inancı/Şamanizm hem de Aleviliğin inançlarına göre kutsal sayıldığı görülmektedir.
Zerdüşt dinine göre de; ateşin kutsal olduğuna, ocağın sürekli olarak yanması, çevresine aydınlık saçması sonucu kötü ruhların ışıktan kaçtığına, aydınlıkta duran ölünün, insanın çevresine sokulmayacağına inanılıyormuş.
Bu inanç, zamanla, değişerek mum adama, mum yakma geleneği niteliğine bürünmüş.
Hinduizm’de mum, ruhsal aydınlanmanın ve başarının sembolü olarak pek çok ritüelde kullanılmaktaymış.

Hıristiyanlıkta; Ortaçağda mum yakmanın Paganlardan kalan bir ritüel olduğu gerekçesiyle doğum günü pastasına mum dikilmesi bile yasaklanmışken; hristiyanların ibadethanelerinde ta başlangıçtan beri özel bir yere sahiptirler. Her ayin sırasında altarın üzerinde mumlar yanar. Mum, Mesih’i sembolize eder.
Ortadokslarda; mum yakmak duanın bir sembolü, mum yakma hareketi, sözsüz bir duadır; yine de mum yakarken dua edilebilinir.
İslam dini; türbelere, mezarlara mum dikmeyi, mum adamayı yasaklamış,
bu yasağa rağmen, Anadolu’da eski inançlara tabi halklar arasında süregelmeye devam etmiştir.
Günümüzde kötülüklerden kurtulmak, suçluların cezalarını bulması için, kayıplarımız için; mum yakarız.
En son Kahramanmaraş depreminde kaybettiklerimiz için, Avukat Eren Can’ın başlattığı on günlük “pencerende bir mum yak” çağrısına tüm yurttan katılım sağlanmıştı.
HAMİŞ: Ben de biliyorum; mumla değişmez düzen, sorunlara çözüm olmaz. Gelgelelim kendini iyi hissettirecekse; cem evi, kilise, cami fark etmez; yak mumu dile dileğini, yap duanı…
Liéğe 7 Nisan 2023














