Gelecek kuşakları yetiştiren, onlara yön gösterenler öğretmenlerdir. Eğitimci ve öğretmenlerin çocuklar ve gençler üzerindeki etkisi, çoğu zaman ebeveynlerinden bile fazladır. Bu nedenle hem bizleri hem de çocuklarımızı olumlu yönde etkileyen, geleceğimize ışık tutan öğretmenlere daima sevgi ve saygı duyarız. Çünkü bu sevgi ve saygıyı fazlasıyla hak ediyorlar.
Ancak, ayda en az bir çocuk kitabı, öykü, roman veya deneme kitabı okumayan bir öğretmenin, öğretmenlik bilgisine sahip olduğuna inanmam ve Öğretmenler Günü’nü kutlamam.
Elbette, çocuklara tokat atan ya da onları kötü notlarla cezalandıran bir öğretmenin de bayramı olmaz, kutlanmaz. En azından ben böyle bir öğretmenin gününü kutlamam.
Çocukların ve gençlerin zihinlerini; milliyetçilik, geçmiş çağların inanç kalıpları ve gelenekleriyle karıştırarak zehirleyen öğretmenlerin de bir Öğretmenler Günü olmamalıdır. Bu tür öğretmenlerin hiçbir bayramı, aklı başında bir insan tarafından kutlanmamalıdır.
Çocuklar arasında “varlıklı” ve “yoksul” diye ayrım yapan, ayrıcalıklı olanlara öncelik tanıyan bir öğretmene sadece bayram kutlaması değil, selam bile verilmemelidir.
Peki, o zaman hangi öğretmenlere saygı göstereceğiz, bayramlarını kutlayacağız?
Yukarıda saydığım olumsuz davranışlara karşı duran, tüm çocuk ve gençleri kendi evladı gibi sahiplenen öğretmenlerin bayramını gönülden kutluyorum.
Kendisini sürekli olarak çağdaş bilgilerle besleyen ve öğrencilerini de çağdaş bilimi anlamaya teşvik eden öğretmenlerin bayramını kutluyorum.
Öğrencilerine yukarıdan bakmayan, onlarla aynı göz hizasında duran, bir arkadaş gibi yaklaşan, içten bir diyalog kuran öğretmenlerin bayramını kutluyorum.
Öğretmenimiz Fakir Baykurt fırsat buldukça annesiyle ilgili anılarını anlatırdı. Öğretmenler aramızdayken, annesiyle ilk kez kahveye gittiği günü şöyle anlatmıştı:
“Bizim köyde bir kahve açılmıştı. İnsanlar boş zamanlarında oturup sohbet eder, cam bardaklara şeker atıp karıştırırlardı. Ben de o yıl ilkokula başlamıştım. Bir gün anneme, o kahvede çay içmek istediğimi söyledim.
Ertesi gün annem beni kahveye götürdü. Oturduk. Annem, o kahveye giden ve oturan ilk kadın oldu.
Kahveciye, ‘Oğluma bir çay getir,’ dedi. Adam çayı getirdi. Ben masayı kendime çekerken bardak devrildi, çay döküldü.
Annem kahveciye, ‘Bu masayı sil ve oğluma taze bir çay getir,’ dedi. Sonra gözlerime bakıp gülümsedi.
Oysa ben, annemin kızmasını ve bana bir tokat atmasını beklemiştim.
Öğretmen okuluna girdikten sonra birçok kez sordum: ‘Anne, o gün neden bana kızmadın?’
Her seferinde gülümsedi ama cevap vermedi.
Ben öğretmen olduktan sonra bir gün bana dedi ki:
‘Fakir, sen öğretmen oldun. O gün neden sana kızmadığımı sordun. Beni iyi dinle.
Eğer sana o gün kızsaydım, senin içindeki aslan küserdi.
Sana bir tokat atsaydım, o aslan ölürdü.
Sen öğretmen olamazdın.
Bunları hiç unutma ve öyle öğretmenlik yap.’”
Fakir Baykurt bu anısını anlattıktan sonra şöyle derdi:
“Annemin bu tavsiyesi, hayatım boyunca hem öğrencilerimle hem de çevremdeki insanlarla ilişkilerime yön verdi.”
İşte ben, Fakir Baykurt’un annesinin bu bilge yaklaşımını benimseyen, öğrencilerine sevgiyle yaklaşan tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutluyorum.
Ayrıca, 1976 yılından beri Almanya’nın Münster kentinde çocukları ve gençleri eğitim alanında desteklemek için kreşlerle, okul ve yüksekokul öğretmenleriyle iş birliği yapıyoruz ve çeşitli kurumlardan destek alıyoruz. Verdikleri bu destekler için içtenlikle teşekkür ediyor ve onların da Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.
05.10.2025
Molla Demirel














