Reklam Cumhuriyeti ve Yüz Eskitme Enstitüsü
Eskiden sanatçı dediğin ulaşılmaz olurdu.
İnsan sinemaya gider, perde açıldığında “Aaa o!” derdi.
Şimdi sanatçıyı görmemek için sinemaya gidiyoruz.
Sabah gözünü açıyorsun, telefon ekranında o.
Televizyonu açıyorsun, dizide başrol o.
Reklam giriyor, yoğurt karıştırıyor yine o.
Haber arası, kredi kartı tavsiye ediyor o.
Sokağa çıkıyorsun, billboardda gülümsüyor o.
Yakında apartman yöneticiliğine aday olursa da şaşırmayacağız.
Eskiden “yüzü eskir” denirdi.
Şimdi yüz eskimiyor; çünkü dinlenmeye fırsat bulamıyor.
Neden mi? Para hırsı.
Sürekli vitrinde duran manken gibiler.
Cam siliniyor, ışık değişiyor ama yüz aynı.
Masumiyet Holding A.Ş. olmuşuz.
Sabah romantik komedide âşık.
Öğlen spor ayakkabı reklamında atlet.
Akşam suç dizisinde sert komiser.
Gece cilt serumu tanıtımında pürüzsüzlük uzmanı.
Çok yönlü değil.
Çok kiralık.
Sanat mı?
Olmuş ortalık “marka iş birliği”.
Karakter derinliği mi?
Algoritma uyumlu.
Nede olsa tüketim çağındayız: Her şey satılık.
Eskiden ürün satılırdı.
Şimdi duygu satılıyor.
Aile satılıyor.
Masumiyet satılıyor.
Samimiyet satılıyor.
“Doğallık” satılıyor. (En pahalı paket.)
Bir tek utanç satılmıyor.
O da muhtemelen yakında kampanyaya girer.
Yüz Eskitme Bakanlığı Kurulsun
Artık resmi bir kurum şart.
Yüz Eskitme ve Aşırı Görünürlük Denetleme Kurumu.
Bir sanatçı haftada en fazla:
1 dizi
1 reklam
1 billboard
2 Instagram iş birliği
Fazlası olursa yüz dinlendirmeye alınsın.
Vatandaşın retinası bozuluyor; neticede o da insan.
İroni bir yana, mesele şu:
Artık hiçbir şeye hasret kalmıyoruz.
Hasret olmayınca değer de kalmıyor.
Her yüz her yerde olunca, hiçbir yüz özel olamıyor.
Modern çağın trajedisi belki de şu:
Görmekten yorulup, özleyememek.














