BU REKTÖR SOYADI GİBİ:
Adam Milli Savunma Üniversitesi Rektörü. Adı: Erhan Afyoncu. Okuyan da kelli felli, birikimli, liyakatiyle mekiini hak eden biri diye düşünür.
Heyy haatttt! Bu zat, Avrupa UEFA kupası 1/8 final mücadelesinde Türkiye Milli Futbol Takımı’nın Avusturya’yı 2-1 yenmesi üzerine, adeta afyon yutmuş gibi, cuş u huruş’a gelerek sosyal medyadan aşağıdaki paylaşımı yapmış.
Gerçek: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ll. Viyana kuşatmasında “kızıl elma” için can verip, şehit olmamış, kuşatmanın başarısız olmasından dolayı, suçlu bulunmuş ve idam edilmiştir.

Beyninin epeyce boş olduğu ki dolu yanının da algılarla doldurulduğu anlaşılan Merih Demiral, attığı golden sonra malum simgesel işaretle yaptığı gösteriyi savunurken, “Bir Türk olarak sevincimi göstermek istedim…” dedi.
Böyle bir açıklamayı yapan kişinin samimiyetini, bir çok insan doğaldır ki bu şahsın özyaşamında arıyor. Bunlardan biri de sayfasını ilgiyle izlediğim, Haydar Denizci dost.
Bakın Haydar Denizci bu konuda hangi bilgilere ulaşmış.
“Bu iş artık, gabak tadı vermeye
başladı..
Şu Merih Demiral “şeceresine”
Bir bakalım dedik..
Ne gördük dersiniz.?
Babası Laz,
Annesi Boşnak,
Eşi İsviçreli-Arnavut,
Çocuğunun adı Kais,
Oynadığı lig Suudi Profesyonel Ligi.
Hasstir lan Trişka..!
Türkmüş..Bozkurtmuş..!
Türklüğü de ayağa düşürdünüz lan.!”
Haydar Denizci
N.B: Tabii ki hiçbir kimse nerede, nasıl, hangi inanç ve kültürel özelliklere sahip bir aile, çevre, ülke, içinde doğacağını, ırkını, inancını önceden belirleyemez. Kişi de bunlardan dolayı asla suçlanamaz. Ama kişiden yetişkin hale geldikten itibaren benimsediği kimliğe, sosyal ve kültürel değerlere uygun yaşaması beklenir.

.
Bugün 2 temmuz! Örgütlü faşist kötülüğün 2 temmuzdan günlerce, aylarca önce Sivas’ta planlamaya başladığı insanlık dışı korkunç, karanlık senaryo, örgütlü faşist kötülüğün kanlı,siyah örümcek elli işbirlikçileri eliyle 2 temmuz 1993’te Sivas Madımak Otel’inde uygulamaya koyulmuş; her biri yazar ve çizer, ozan, şair, tiyatrocu, sinemacı, balet ve balerin, gazeteci, genç, yetişkin, yaşlı; yürekleri insan ve doğa sevgisi ile dopdolu, eğitimli, birikimli, sanatın değişik dallarının gerektirdiği beceri ve yeteneği olan; özcesi en bizden birileri olan 33 güzel insanımız hunharca yakılarak yok edilmiştir.
Yakılarak yok edilenlerden biri büyük halk ozanımız Nesimi Çimen’di.
“Öyle ağırım ki kendime
Sen benden gittin gideli
Terim küs olmuş tenime
Sen benden gittin gideli
Öyle bıkmışım ki kendimden
Kurudum düştüm dalından
Sanki ruhum çıktı canımdan
Sen benden gittin gideli
Bir cezam var idi bin oldu
Yaz baharım döndü kış oldu
Sen benden gittin gideli. “
MAZLUM ÇİMEN
Ne zaman okunsa ya da türküsü dinlense insanın yüreğini acıtan, içine işleyen dizeler, türküler vardır. Onlar daha çok büyük acıların ardından yakılır, söylenir, yazılır. Yukarıdaki dizeler de öyledir, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen tarafından babası için yazılmıştır.
Ülkemiz tarihsel olarak ne yazık ki ardında sayısız yürek acıları, ağıtlar bırakan buna benzer kanlı vahşetlerin, trajedilerin, büyük acıların arenası gibidir.
Ülkemiz insanlığı, bu insanlık dışı, hunharca işlenmiş vahşetlerin hesabını soramadıkça, bir avuç örgütlü oligarşik hergelenin ayakları altında debelenmeye devam edecektir.
Madımak kurbanlarının anısına sonsuz saygıyla.















