Eve geldiğimde gece olmuştu. Anahtarımla kapıyı açtım. İçeriden televizyonun sesi geldi.
Eşim, İnci Taneleri dizisine kaptırmış. Aniden beni karşısında görünce irkildi.
-Hoş geldin, nasıl geçti, ödev verdi mi ? Soruları peş peşe sıraladı.
Kısa cevaplarla geçirdiğimi görünce ,
-Canın mı sıkıldı ? Ne oldu?
Yok bir şey iyiyim. Ödevimi düşünüyorum. Çalışmadığım yerden geldi.
O anda aklım üniversite yıllarına gitti. Gözümün önünde Hasan Sadi, dün gibi. Boynunda steteskopu, beyaz önlüğü ile Mühendislik kantinine gelir. Nabzımızı ölçen, boynunda takılı alet ile sırtımızı dinleyen doktor adayımız. “Turp gibisin , bir şeyin yok” derdi.
Bir hastalık, sıkıntı soranları, dinler, düşünür, sakince, “hocam, o konulara henüz gelmedik” cevabı gülüşmelere neden olurdu.
Eşimin sesi hayallerimin arasına girdi. “Dert ettiğin şeye bak.Geçen hafta çarşıda benim tesadüfen girdiğim, El Yazmaları Müzesi’ne git. Sahaflar çarşısına uğra. Uzun çarşının altında, Fidan han var. Sahaflar oraya taşınacakmış. Ülkemizin ilk sahafçılar çarşısı bu şehirde kurulmuş.
Eşim, kitap kurdu insanlardan birisidir. Küçük yaşta çizgi roman okumaya başlamış. annesi ders kitapları dışında kitap okumasına izin vermezmiş.
Kitap aralarına saklayarak okumaya devam etmiş. Kitaba ulaşmak kolay değilmiş. Kasaba kütüphanesini öğrenmiş, kaydını yaptırmış.Kitabı alır, okur, yenisi ile değiştirir olmuş.
Bir gün annesi kitapların arasında bir hikaye kitabı bulmuş.Kitabın üzerinde kütüphane damgası varmış.Soluğu kütüphanede almış. “Alın kitabınızı, kızımın roman okumasını istemiyorum, derslerine çalışmalı” demiş.
Benzer yaşananlara rağmen bir yolunu bulup, hep kitap okumuş. Halen evin her odasında bir kitabı bulunur. Bir kaç kitabı birlikte okur. Yatak odasındaki kitap uyku getirendir.
Evimizde kısa sürede kitaplar çoğaldı.Küçük bir kitaplık yaptırdık, doldu, taştı. Yeni kitaplık yaptırmadık.
Eşim ablasına benzemekten korkuyordu. Nihal abla kitap okumayı seven biriydi. Ama “bıktım bu kitap ve gazetelerden” diye dert yanardı. Eşi, Işık abi bir devlet kurumunda teknik eleman olarak çalışırdı.Eline oldukça iyi para geçerdi. Maaşı aldığında ilk işi yeni çıkan kitap ve dergileri almak olurdu. Oturdukları lojmanın bir odası kitap deposu olmuştu. Emekli olunca zar zor büyük şehirlerden birinde ev aldılar. Yıllar sonra kendi evleri olması güzeldi. Özene bezene döşediler.Eşyalardan çok kitap vardı. Öbek öbek kitap tepeleri vardı. Salonun üç duvarına boydan boya kitap rafları yaptırdılar. Kitapları raflara yerleştirdiler. Yine de sağda solda kitap yığınları kaldı. Kapalı balkonun yarısı eski dergi ve gazete yığınları ile kaplıydı.Yıllardır kütüphane bir evde yaşamaktalar. Nihal abla için temizlik yapmak çok zor. Evin böyle olacağından korkan eşim çoğalan kitapları dağıtmayı seçti.
Elinde okuduğu kitaplar var. Bitmeden yenileri hazırlamak gerekir. Kemal Selçuk hocanın dört kitabını sahaflardan bulduğumu, sipariş verdiğimi söyledim. İki üç güne kadar gelirler. Bulduğum kitaplar, Hüznün Kantosu, Rüyadaki Kadın, Ay Aşkları ve Başkaldırmadan Yaşamaksa Hayat. Dört kitap elli iki lira, kargo yüzelli lira. Sahafların hizmet aşkı.
Bu aşk Sahaf Jakob Mendel’de vücut bulmuş. Eşimin korkularından biri de buydu.
Çalıştığı fabrikada Ali bey isminde iş arkadaşları vardı.İşe başladığından bu yana aralıksız her gün işe gelirdi. Ali beye tatil yoktu. Eşi yalvarır, “ne olursun Ali, bu hafta sonunu bizimle geçir”. “Olmaz hanım, ben gitmezsem fabrika durur, problem çıkar.”
Hikayemi, eşime okudum. “Yazdıkların çıfıt çarşısı olmuş.Sahafa gitmene gerek yok. Kafan sahaf dükkanı olmuş, aradığını bulduysan yaz gitsin.”
Duran Çoban
11-11 2024














