Bir zamanlar balkon, evle dışarının, insanla gökyüzünün nefes aldığı yerdi. Şimdi çoğu camla kapatıldı; ışık içeri giriyor ama rüzgar, kuş sesi ve doğanın dili çoğu zaman dışarıda kalıyor. Oysa bir balkonun özü geçirgenliğindedir: biraz rüzgar almalı, biraz ıslanmalı, şehirle temas etmeli.
Hatırlıyorum da eskiden İzmir’in pencerelerinde cam güzeli ruhu, fesleğen kokusu bedeni onarırdı. O yıllarda ne osteoporoz ve D vitamini eksikliği bu kadar yaygındı ne de antidepresan kullanımı bu kadar gerekliydi. Bugün, belki de aynı gelenek, şehir balkonlarında yeniden filizlenmenin umudunu taşıyor.
Küçük bir saksı, bazen bir tarladan daha anlamlıdır: doğayla temas kurmanın ve kendini onarma arzusunun en sade biçimi. Balkonlar odaya dönüştükçe, bitkiler de mobilyaya benziyor; saksılar yaşamdan çok dekorun parçası oluyor. Bitkilerin “mobilya gibi” algılanması, estetiğin ticarileşmesiyle ilgili. Kapitalist sistemde doğa artık fonksiyonel değil, gösteriş ve tüketim objesi haline gelmiş.
Oysa balkonumuzu bitkisel ve şifalı bir sığınağa dönüştürebiliriz.
Kent yaşamı bizi doğadan uzaklaştırıyor; küçük dokunuşlarla balkonlar yeniden minik doğa laboratuvarları olabilir. Melisa, lavanta, nane, fesleğen, adaçayı gibi bitkiler hem görsel hem aromatik olarak ruhu dinlendirir.
Bir balkon, güneşle kurulan en doğrudan temas alanıdır. Sabah 10–15 dakikalık güneş, deride D vitamini sentezini başlatır, kemikleri güçlendirir ve bağışıklığı destekler. Aynı zamanda ruhun kimyasını değiştirir; serotonin ve dopamin salgısını artırır, içe çöken karanlığı hafifletir. Fitoterapi, sadece biyolojik değil, hafızadaki kokularla da şifa taşır: bir yaprak kokusunda çocukluğun yaz akşamı, bir saksı toprakta doğanın hatırası gizlidir.
Toplumsal şifa için yol almaya; bir apartmanda yaşıyorsanız, bir gün eve saksıda 10 farklı ve şifalı bitkiyle dönmeye ne dersiniz? Yer yok mu? Her birini bir komşunun balkonuna hediye edebilirsiniz. Bu küçük hareket, sadece bir balkon bahçesi yaratmakla kalmaz; apartmanda doğanın ve şifanın dayanışmacı yönünü paylaşmanızı sağlar.
Balkonlarımız, beton ve camın gölgesinde sıkışmış görünse de birkaç saksı bitkiyle küçük bir direniş alanına dönüşebilir. Başta da belirttiğim üzere.
Kapitalist sistemde doğa artık fonksiyonel değil, gösteriş ve tüketim objesi. Bu bağlamda küçük bir fesleğen ya da lavanta, yalnızca dekor değil; doğayla yeniden kurulan bağın, paylaşımın ve kendi kendini onarma arzusunun sembolüdür. Böylece şehir balkonları, betonun ortasında yeşeren bir yaşam ve dayanışma laboratuvarına dönüşerek kapitalizmde küçük çatlaklar yaratabilir.
Evde balkon yoksa pencere önünde bir cam güzeli ya da fesleğen betonun ortasında yeşeren direnişin sembolü olabilir.
Sağlıcakla kalın.
Şehir balkonlarında şifa: Işık, bitki, nefes – Zeki Gül – Evrensel














