Hayat geleceğe doğru yaşanır ama geçmişe bakarak anlaşılır diye bir söz var ya, bu hem kişisel hem sosyal ve siyasal hayat için geçerlidir. Ben de anılarımı ve gözlemlerimi yazarken hem kendi kişisel hayatımı gözden geçiriyorum hem de siyasetin pratiğinin daha iyi anlaşılması için dostlarla sohbet ediyorum.
CHP’ye meclis dışında kalınca üye olmuştum ve İl Başkanlığı ve Konak ile Bornova ağırlıklı olmak üzere tüm ilçelerde faaliyet yürütüyordum. Üye eğitim çalışmalarının yanı sıra paneller, söyleşi davetlerine de katılıyordum. Bunlar bazen ilçe yönetimlerinden geliyordu bazen de sendika ve sivil toplum örgütlerinden.
Altan Öymen’in genel başkanlığında bazı reform denemeleri yapılıyordu çok etkili olmasa da. MYK üyelerinden biri Prof. Dr. Yakup Kepenek hocaydı. Onun başkanlığında yerel örgütleri harekete geçirmek için, “CHP Halkla Birlikte Çözüm Üretiyor” başlıklı bir proje gündeme geldi. İlçe örgütlerinin davetiyle her ilçede parti üyeleri, sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla toplantılar yapılacak ve raporlar hazırlanacaktı.
İl yönetiminde de bu görev İl Başkan yardımcılarından Alaattin Yüksel’e düşmüş. O da bu yoğunlukta bir proje için zamanım yok, Engin bu işi daha iyi yapar deyip bana havale etmişti. İlçeler hazırlık yapıyor ve bizi davet ediyordu. Bazılarına yalnız gidiyordum bazılarına ise yine Fahrettin Yılmaz hocamız ve İl yönetiminde biri ile.
Yaklaşık yirmi ilçede gerçekleştirdik bu toplantıları. Parti baraj altında kaldığı için üyeler arasında Baykal’a karşı epey bir tepki vardı. Bu tepkinin bir bölümü bizim toplantılarımıza da yansıyordu kaçınılmaz olarak. Bilhassa metropol dışı ilçelerde beni tanımayanların bir kısmı bu toplantılara kuşkuyla bakabiliyordu. Acaba Baykalcı mı, üyeleri yumuşatmak için mi bu toplantılar yapılıyor diye.
Hiç unutmam Ödemiş’te çok kalabalık bir toplantı gerçekleşti. İlçe Başkanı rahmetli Emin Öztürk abimiz Baykal’a baya yakın biriydi. Belediye Başkanı şimdiki Başkan Mehmet Eriş’ti ve arada soğuk rüzgarlar esiyordu. Sinema salonu tıklım tıklım doluydu. Solanda sadece üyeler değil, eski vekiller ve mevcut PM üyeleri gibi çok sayıda yönetici de vardı.
Toplantı oldukça gergin başladı. Emin abi çok gergindi. Kürsüde sol yanımda oturmuştu, sağ tarafımda ise İl Başkan Yardımcısı Ayla Umar vardı. Emin abi ara sıra kulağıma tüyolar veriyordu. Ama terlemeye başlamıştı. Toplantı başlamıştı ki, Emin abi kulağıma yine fısıldadı. “Yüksel Çakmur gelmiş, anons etmemiz lazım salona girmesi için, aman tatsızlık çıkmasın.” Anons etmesek girmez mi? Girmez. PM Üyesi ve gecikmeli gelmesi hoşuma gitmiyordu. Ayla Hanım arayı buldu. Hocam ben İl yöneticisiyim, ben anons edeyim. Böylece alkışlar eşliğinde Çakmur salona girdi ve her zamanki gibi kuvvetli bir şekilde ellerimizi sıktı.
Detaylar aklımda ama genel olarak başarılı bir toplantı olmuştu. Salondaki gerginlik azalmış ve pozitif bir atmosfer oluşmuştu. Toplantı sonunda Emin abi elimi öyle bir sıktı ki sormayın. Ve “Engin seni genç gördüm ve endişelendim bu toplantıyı nasıl yönetecek, bunu nasıl tamamlayacağız diye düşündüm. Ama ummadığım kadar iyi yönettin, bundan sonra siyaset hayatında senin yanında olacağım hep unutma” dedi. Biz dönmeye hazırlanırken hem Emin abi hem Belediye Başkanı olmaz akşam birlikte yemek yiyelim teklifinde bulundular. Benim de hiç itiraz edemeyeceğim bir teklifti. Rakı içmeden gün bitmezdi.
O akşam ilçe yöneticilerinden biri ile (ismini anımsayamıyorum, sanırım eczacı idi), yan yana oturmuştuk. Hocam çok önemli iki iş başardınız dedi. Nedir diye sorunca da, o salonda olay çıkmadı ve yan yana gelmeyen İlçe yönetimi ile Belediye yönetimi aynı masaya oturdu dedi. Ben de mutlu oldum.
Daha sonra da her ikisi ile de temasım devam etti bir şekilde.
Bu proje için çok ilçe gezdik. Torbalı’da ilçe başkanı rahmetli İsmail Uygur idi. Bizim felsefeden mezundu. Arkadaşımızdı. Daha sonra belediye başkanı oldu. Sanırım üçüncü döneminde görevdeyken vefat etti. Toplantıyı o organize etmişti. Epey katılım vardı. Köylerden de epey katılım vardı. Zaman zaman katılımcılar söz alıyor, bana hitaben “sayın profesörüm şöyle şöyle…” diye anlatmaya başlıyordu. İsmail’i uyardım, yahu düzeltsene ben profesör değilim. İsmail ise, “ya boş ver, takıldığın şeye bak. Üniversite mi burası, adam gidecek köyünde anlatacak, parti bir profesör göndermiş, ona şunu söyledim diye.” Tamam dedim.
Nihayetinde yaklaşık 20 ilçeden topladığım gözlemleri bir rapor haline getirip İl Başkanına verdim. Selçuk Ayhan, bir bölge toplantısı yapılacağını ve bu raporun orada değerlendirileceğini söyledi. Karşıyaka’dan bir salon ayarlandı. Sonra Selçuk bana dedi ki, “hocam bu raporu il başkanı olarak benim okumam gerekiyormuş. Ama işin aslını da sen biliyorsun ve büyük emek verdin, sen de bir konuşma hazırla” dedi. Öyle de yaptık.
İl Başkanı raporu sundu, ben de parti üye yapısı ve duyarlılıklar konusunda bir konuşma sundum. Ancak biraz iğneleyici bir içerik de vardı konuşmada. Ardından Genel Sekreter Tarhan Erdem ve son olarak da Gelen Başkan Altan Öymen son konuşmayı yaptı. Benim bazı sözlerime de atıf da bulunarak.
Konuşmamı bitirip, salondaki yerime giderken, ön sıradakilerden biri önüme geçip bana sarıldı. Çok etkilendim, kendi gençliğimi gördüm sende vb dedi. Orada tanıştık. Rahmetli Selami Gürgüç’müş. Aydın eski milletvekillerinden ve bazı işadamı dernek yöneticilerinden biri.
Akşam PM üyesi Ertuğrul Günay aradı telefonla. “Engin hocam haber aldım. Konuşman biraz radikalmiş. Bizim partililer böyle şeylere alışık değildir. Salonun tepkisi ne oldu?” diye sorunca, hiç sorun olmadı dedim. Hoşlanmayanlar olmuştur mutlaka ama genel hava pozitifti bana göre diye karşılık verdim.
Ertuğrul Günay ile tanışıklığımız bu dönem oldu Bakan olunca da devam etti. Bunlar ileriki bölümlerde yer alacak.
Alaattin Yüksel ile sadece parti binasında görüşmezdik. Sıkça işyerine uğrardım ve sohbetimizi orada da sürdürürdük. Selçuk Ayhan ve sevgili rahmetli Yücel Özen de orada karşılaştığım kişiler arasındaydı.
Parti yemeklerine ve parti toplantılarına birlikte giderdik bazen. 2000 yılı 1 Mayıs mitingi Bornova Meydanı’nda kutlanmıştı. Mitinge çeşitli ilçelerden katılan o kadar çok sayıda partili ile selamlaştık ki, sonunda Alaattin Yüksel, “Engin herkes tanıyor seni ya, bu eğitmenlik sayesinde herhalde” dedi. Ardından buna köşe yazarlığı ve TV programları da eklendi tabi.
Yine Bornova’daki geniş katılımlı bir toplantıda üyelerin ilgisini görünce PM üyesi Türkan Miçoğulları da “Engin artık senin ayağının altına muz kabuğu koyma zamanı gelmiş” dedi, tabi ki sempati ve şakayla.
Ama yabana atılacak bir söz değildi tabi. Siyasette romantik dönemi yaşıyordum. Hoşlanmayanlar mutlaka vardı ama genel eğilim sempati yönündeydi. Balçova’daki bir parti yemeğinde Selçuk Ayhan eşimle karşılaşınca, “ben de bu sempatik adamın eşi kim acaba diye merak ediyordum” şeklinde bir ifade kullandı. Ben de bak hemşerisiniz ona göre deyince, Nazilli muhabbeti başladı.
Siyasetçinin parası pul, eşi dul olur diye bir söz vardır ya, benim pul edecek param yoktu ve eşim de bu işe razı olmadığı için hafta sonu ve akşam etkinliklere genellikle birlikte katılıyorduk.
Halen, bu bölümde romantik dönemdeyiz. Peki, ne zaman biter romantik dönem? Bir yere aday olunca veya aday çıkarınca… O bölümler daha önemli tabi.














