Kamuran ELBEYOĞLU
30 Ekim 2022 Pazar günü İzmir’de güvencesiz sokak emekçileri adına tarihi bir adım atıldı. Kamu personeli olarak veya özel sektörde SSK güvencesiyle çalışan emekçilerin sosyal güvenlik haklarını korumak üzere çalışan TÜRKİŞ, KESK ve DİSK gibi üç büyük konfederasyonun temsilcileri bugün ilk defa seyyar satıcısından atık toplayıcısına kadar sokaklarda güvencesiz çalışan emekçilerin sosyal güvenlik ve hukuki haklarını masaya yatırmak üzere Sokak Emekçileri ve Güvencesizler Çalıştayı’nda bir araya geldiler. Bu hem Türkiye’ye hem de dünyaya örnek olacak tarihi bir adımdır.

Cumhuriyet tarihi boyunca birçok kanunda, yönetmelikte satır aralarına sıkıştırılarak anılan milyonlarca güvencesiz sokak emekçisinin insan onuruna yaraşır çalışma ve yaşam koşullarına kavuşması bir insanlık ve yaşam hakkıdır. Bu hedef doğrultusunda statüsüz ve kayıt dışı çalışmayı önleme, sokak çalışanlarının statülerinin belirlenerek kent yaşamıyla bütünleşmesinin sağlanması ve sokakta barış ve sosyal diyaloğun güçlendirilmesine katkı sunacak sosyal politikaların geliştirilmesi gibi konular Çalıştayın ana eksenini ve tartışma konusunu oluşturdu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in açılış konuşmasında sokak emekçilerine, güvenceye kavuşmak istiyorsanız kooperatifler kurun, örgütlenin çağrısıyla başlayan Çalıştayda İzmir Seyyar Esnaf ve Sanatkârlar Meclisi, TÜRK İŞ- Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK- Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, KESK – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Yerel Yönetim Politikaları Geliştirme Derneği, Menderes Halk Meclisi temsilcileri, hukukçular, akademisyenler, araştırmacılar ve medya temsilcilerinin katılımıyla güvencesiz emek sorunu sosyal, siyasi, ekonomik, hukuki, mesleki ve psikolojik boyutlarıyla ele alındı.
Çok yönlü bir yaşam alanı olarak sokakların modern kentlerin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği bu çalıştayla bir kez daha ortaya kondu. Refah toplumu yaratmak iddiasıyla ortaya çıkan kapitalist sistem içinde dışlanan milyonlarca yoksul ve işsizin kendine geçim ve yaşam alanı yaptığı sokaklar, kayıt dışılığın ve gayri meşruluğun hâkimiyetinde giderek güvensizleşmiştir ve sorun olarak görülmektedir. Sokakların güvenliği, kentin AVM’lerine alternatif, dayanışmacı ve paylaşımcı bir yaşam ve üretim alanı sunan bu kümenin ötekileştirilmesi, yok sayılması, faaliyetlerinin, üretimlerinin yasaklanması ve arka sokakların yaşanamaz bir hale getirilmesiyle değil; bu alanın farkına varılmasıyla, sosyal ve hukuki bağlamda tanınmasıyla ancak mümkündür.
Bu farkındalık, tüm kent sakinlerinin, sokaklarda atık toplayan, sanat icra eden, gıda, tekstil ve çeşitli ürünler satan insanlarla aynı kaldırımları paylaştıklarının, dolayısıyla da aynı kaderi paylaştıklarının farkına varmalarıdır. Bu farkındalık, aynı zamanda kent yaşamının bir bütün olduğunun ve sokaklarla gökdelenlerin, büyük alışveriş merkezlerinin o kentte yaşayanların bir arada varoluşuna hizmet ettiğinin anlaşılmasıdır.
Eğer bir kentin ruhunu o kenti oluşturan insanların ortak üretim ve yaşam alanı oluşturuyorsa, sokakta yaşamını kazananları dışlamak, ötekileştirmek kentlerin ruhunu kaybetmesi demektir. Ötekisi olmadan hiç kimse var olamayacağına göre, eğer kentin ana akım emek piyasası var olacaksa, bu ancak ötekileştirilen, “kayıt dışı ekonomi” diyerek yok sayılan sokak ekonomisinin, sokak sanatlarının, sokak kültürünün kabul edilmesiyle ve bunların sistemle bütünleşmesiyle mümkündür. Ancak bu koşullarda kamucu yaklaşım ve toplumcu belediyecilik vizyonu yeniden tanımlanabilir ve uygulama alanı bulabilir. Böylece yerelden öz kaynaklarla insan onuruna yakışır iş ve yaşam koşullarının sağlanmasına yönelik sürdürülebilir kentsel gelişme hedefi gerçekleştirilebilir.
Sokakta diyalog ve barış, hukuk ve katılımcı demokrasinin, yerinden yönetişimin, huzur ve çalışma hayatının güvencesidir. İnsanca yaşam ve iş güvencesi mutlu bireyler ve huzurlu toplum demektir.














