Kuraklığın ayak sesleri yaklaştıkça yağmurun her damlası kulağa daha hoş geliyor.
31 Ocak sabahı Soma’ya vardığımızda bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurda bunu yaşadık, başka zaman olsa çoğumuz homurdanır, şikâyet ederdik.
Bu kez kimseden ses çıkmadı.
Oysa biz 1913’te ilk kömürün çıkarıldığı yer olan Darkale köyü’nü gezip sonra Soma üzerine çözüm seçeneklerinin konuşulacağı panel ve konferanslar etkinliğine gidecektik.
Sonuçta yağmur yapacağını yaptı, bizi bugün çoğu boş evlerle dolu bu güzelim köyü gezmekten alıkoydu.
Biz de salonun yolunu tuttuk.
Geçen ay da yazmıştım; Soma Belediye başkanı Sercan Okur, ilçesinin kaderini değiştirmeye soyunmuş bir başkan.
Başkan ne yapsın, bu ilçenin kaderi kömür madeni ve termik santralle anılıyor.
Bunlar âdeta Soma’nın can suyu.
Soma’da ilk kömür madeni faaliyeti 1913 yılında Darkale’de başlamış, sonrası başka ocaklarla devam etmiş.
Tabii kömürün ve ardından termik santralın istihdama kapı aralaması nüfusu da etkilemiş, 1957’de 30 bin civarındaki nüfus bugün yüz on bine çıkmış durumda.
Başka bir veri; Soma insanının yüzde 49’unun dedesi, babası, annesi ve şimdi kendisi olmak üzere bu kurumlarda çalışmış.
Ancak karbon yakıtlarda sona doğru gelindiği de başka bir gerçek.
Çünkü çevreye verilen zarar ve sık iş kazaları artık insanları canından bezdirmiş gibi.
Bu yüzden de bu sektörden çıkmanın seçenekleri tartışılıyor.
Bu arayış esasında bütün maden kentlerinde; Zonguldak, Ermenek, İliç’te de var.
***
Paris İklim Anlaşması 2030’lu yılların ortalarında karbon yakıt üreten işyerlerinin bitmesini öngörüyor. Türkiye de bu antlaşmaya imza koyan ülkelerden.
Ancak bunun gereği ve planlaması yapılıyor mu?
Ne yazık ki hayır!
Soma Belediye Başkanı Sercan Okur ise bunun farkında olan yöneticilerden.
Ve bu arayışları, maden dışında ekonomik seçenekler üreterek çıkılması konusundaki çabası bundan olsa gerek.
Fakat bu işin başka bir zorluğu daha var; o da her iki kişiden birine ekmek kapısı olmuş bu işletmelerden çıkmanın bu koşullarda zorluğu.
Merkezi hükümetin bu işin yanında durmaması bir yana, herhangi bir planlamanın içinde olmadığı da görülüyor.
Böyle olunca sıradan Somalının haklı bir endişeyi taşımaması düşünülmez herhalde.
Öyle ya evdeki bulgurdan olmak da var.
Anlaşılan yerel idareciler de seçenekleri tam belirlemeden “tesis kapatan” yaftasını yemek istemiyor.
Görüldüğü gibi üzerinde gidilen bir ince çizgi var.
301 ölümlü olayda bile pek çok Somalının sorduğu ilk soru, “Acaba burayı kapatırlar mı?” cümlesini olmuş.
Milletvekili A. Vehbi Bakırlıoğlu bu gerçeği belirttiği anda doğrusu irkildim.
Demek ki pek çok romana konu olan çağdaş insanın çaresizliği kavramı bu olsa gerekir.
Gene de çıkış yolu elbette rasyonel olanı yerine getirip madenden sonra da Somalıların iyi yaşayabileceği olanakları araştırmak olmalıdır.
Gördüğüm, Sercan Başkan şimdilik bunu yapmaya çalışıyor.

Yenigün Söyleşilerinin bu kez teması, Kömürün Ötesi, Adil Dönüşüm ve Yaşanabilir Kent olarak belirlenmiş.
İlk ikisi İzmir’de gerçekleştirilen bu söyleşi dizisini Yenigün gazetesinin Soma’ya taşıması son derece yerinde olmuş.
Tabii bu çalışmaya merkezi Soma’da olan Sosyal Haklar Derneği’nin çabalarını da katalım.
İki oturum olarak düzenlenen etkinlik, Soma’daki maden ve termik santral gerçeğini irdeleyip bu iki sektörden sağlıklı çıkışı tartışmak içindi.
Dolayısıyla bu konuda araştırması olan akademisyenler, uzman kişilerle Somalılar konuşmacı olarak seçilmişti.
Bütün konuşmacıların nerdeyse üzerinde birleştiği konu; kömür ve termikle birlikte Soma’daki tarımsal ekonomik etkinliğin yıllar içinde nasıl daraltıldığı gerçeğiydi.
Akademisyen Coşku Çelik, tarımın etkisizleştirilmesi ve insanların fabrikalarda çalışmaya mecbur bırakılması sürecini bütün ayrıntıları anlatırken Somalı emekli öğretmen Şadiye Ateş de bu gerçeği haykırıyordu salona; “Esasında başka işler olabilse insanlar bu işletmelerin kapsısından bile geçmez!” diyordu.
Şimdi ise bu ekonomik alanın yeniden genişletilmesi, tarımın etkinleştirilmesi, yanına turizm gibi sektörlerin katılması düşünülen başka çareler.
Gene de bütün bu çalışmaların halkın, merkezi hükümetin ve belediyenin katılımıyla tartışılması ve sağlıklı bir kamucu planlamaya dönüştürülmesi işin olmazlarından.
Ancak görünen o ki bu hükümetin böyle bir planlama gibi dertleri yok.
İlk oturumun öteki akademisyen konuşmacıları Aslı Odman ve Onur Akgül ise kömür madenlerinin olduğu yerde hava kirliliğinin kaçınılmaz olduğunu bunun da “yavaş ölüm” anlamına geldiğini, bu işletmelerin yaydığı kirliliğin üç trilyonluk bir sağlık harcamasına neden olduğu gerçeğinin altını çizdiler.
Peki bu işetmelerden nasıl çıkılacak?
Yani insanlara başka alanlarda çalışmaları için nasıl bir olanak sunulacak?
Ki ilçede yaşayanlar ekonomik “konfor”larından vazgeçmemiş olsun!
Önümüzde bir örnek var, o da Ermenek.
Mekanda Adalet Derneği’nden Hülya Çeşmeci, işte bu Ermenek örneğini anlattı.
2014’te 18 madencinin ölümüne neden olan kazadan sonra Ermenek’teki maden kapatılıp yerine başka seçenekler konuluyor.
Nedir bunlar?
Önce Ermenek’e büyük bir futbol sahası yapılıyor, dışardan takımlar gelip burada antrenman yapsın / sezona hazırlansın diye.
Kanyonlarda tur yapılması için feribot satın alınıyor.
Çağrı merkezi kurularak iş alanı yaratılmak isteniyor.
Ancak bütün bu yapılanların amaca ulaşamadığı, yeterli olmadığı görülüyor.
Çağrı merkezinde şive sorunu çıkıyor, alınan gemi büyük geliyor ve kanyonlara yapacağı turlar olamıyor.
Futbol stadı ise hayalde kalan bir işe dönüşüyor. “Beklenen” kulüpler gelmiyor.
Dolayısıyla Ermenek, iyi bir planlama olmadığı için kömürden “adil çıkışı” başaramamış bir deneyim olarak kalıyor.
Ne diyelim; Soma bunları yaşamaz, gerçekçi bir planlamayla bu adil çıkışı bulabilir.














