Seninle sürerken hayat toprakta… Toprak, üzerinde oynayan çocukların, umutlarıyla birlikte tonlarca ağır tankların sürünen ayağında ezilmesine boyun eğdi…
Topraktan taze bir gülün narin yaprağı gibi uçlanan, gül kokulu çocuklar… Kırmızı yanaklı, minik parmaklı; sessiz ve durgun ve bazen yaramaz, bütün vücuduyla gülen ve ağlayan dünyalar güzeli boy boy çocuklar… Altı ve üstü paylaşılamayan toprakta en çok kurban edilenlerdi onlar… Onlar, el değmemiş kırlarda dere suyu kadar berrak, yaz güneşi kadar sıcak ve Palandöken karı gibi aktılar.
Oysa onlar, senin bedeninde geleceği kurup yaşatacaktılar…
Oysa derelerin suyu sonsuza kadar akmalıydı…
Yeni güneşler görmeliydi ağustos böceği…
Karlar altındaki sarı yaprağın ağacı yeşermeliydi yeniden…
Yeni yağmur taneleri nilüfer olup düşmeliydi suya…
Sen oldukça var her şey… Avuçlarından saldığın umudun rüzgârıyla döner dünya.
Hava, nefesinle mavi gök olur, durulur…
Umutlar hiç bitmesin diye, sen yaşamalıydın çocuklar ölmesin, dünya hep dönsün diye…
*
Sular kızıl akardı
Kan kokusunda
Çıtı bile çıkmazdı timsahın.
Bittiğinde sönen güneşin sıcaklığı
Yavru ceylan kan içerdi kıyıda
Aslanlar korkusunda…
*
O olmayacaktı,
Güneş batarken,
Ölüm yarasıyla
Dere kan akarken…
*
Avcının pususunda
Aşağıda bir ceylan
Soluyacaktı yavrusunu
İçtiği suyun kokusunda…
*
Hiç kimsenin görmediği
Ne çiçekler kurudu kuytuda…
Eli tetikte namussuz
Namussuz bir pusuda…
*
Birkaç damla süt veren
Memesini sevmişti annesinin…
Annesinin kanıyla kestiler onu memeden
Günahtır demeden…
*
Sonra…
O hiç sevmedi artık…
Balıklar ağlıyordu
Tankların geçtiği lığ gibi suda…
*
O hazan oğlunun tok günlere özleminde babanın yüreğine düşen efkârı gibi, yapraklar, rüzgârın gamlı soluğunu göğüslerinde bölüştüler.
Tenleri soluk, yüzleri çatlak, bitmiş bir baharın anısına yanarak yerlere düştüler… Terk ettiler ağacı bir başına ve çıplak…
Osman AKTAŞ














