Önceki hafta (2 Mart Pazartesi) Sosyal Demokrasi Derneği’nin, Sosyal Demokrasinin Tarihsel Gelişimi adıyla gerçekleştirdiği anlamlı bir etkinliği vardı.
Tabii konu sosyal demokrasi olunca akla ilk gelen ve merak edilen yüzyıllık CHP ve bundan sonra yapacakları oluyor.
Bu da partinin 2028 seçimlerinde izleyeceği yola çıkıyor.
Bu politika; aynı zamanda sosyal demokrat görüşün de güncellenmesi, bir anlamda günümüze uyarlanması anlamına da geleceği için önemli.

Konuşmacılar; Prof. Dr. Meryem Koray ve Prof. Dr. Tanju Tosun 1800’lü yıllardan bu yana sosyal demokrasinin geldiği noktayı kısaca özetlediler ama esas konu bugün idi.
Bugüne bakıldığında ise demokrasi adına bütün ülkenin, parti olarak da en çok CHP’nin hiç de mutlu olmadığı belli.
Yaşanan pratikleri biliyoruz.
Onca isim hapiste, partinin kapatılması ise an meselesi.
Esasta istenen ana muhalefette olan CHP’nin ‘silik ve küçük’ bir muhalefet partisi olarak yola devam etmesi.
CHP’nin mücadelesi bu kadarıyla da kalmıyor, kendi içindeki Kılıçdaroğlu ekibiyle de başı dertte.
Bu küçük grubun, Kılıçdaroğlu lehine yapıp ettikleri var.
Öbür taraftan da AKP’nin izlediği politika ve çeyrek asırlık iktidar nimetlerini de unutmamak gerekir.
***
Akademisyen Prof. Dr. Seda Demir Alp, YetkinPort sitesindeki makalesinde AKP’nin izlediği bu yollardan biri olan, “otoriter pazarlık” kavramını anlatıyor.
Hocaya göre bütün otoriter yönetimler sonuç itibariyle seçmeni ikna ederek iktidarının sürmesini sağlıyor.
AKP de bu yolu izleyenlerden.
Peki bu otoriter pazarlık nasıl gerçekleşiyor?
Kısaca, vatandaşa sağlanan ya da transfer edilen ekonomik faydayla.
Bu sağlandıktan sonra da iktidara “rıza üretimi” olarak dönen bir döngü bu.
“Bunlar nedir?” diye soracak olursanız:
İmar afları ve sosyal yardımlarla alt kesimler; ruhsat ve arsa değerlerinin artması, konut üretimiyle orta sınıflar; büyük ihale ve uygun kredi teminiyle üst sınıflar; bu işin failleri…
Yani alan razı satan razı hesabı.
Ülkede demokrasi, insan hakları gibi değerler çoğu zaman bu hercümerç içinde görülmüyor bile.
Ancak Hoca, burada yaşanan bir handikabı da belirtiyor; o da bu ekonomik transferlerin krize tosladığı, deyim yerindeyse suyun bittiği.
Ekonominin iyi gitmediği, enflasyonun umulanda daha yüksek çıktığı, tarımın yüzde 8 küçüldüğü gibi bir dolu işaret bunu gösteriyor zaten.
Bu durumda AKP’nin de işinin kolay olmadığı söylenebilir.
***
PEKİ CHP’NİN ŞANSI…
Hükümet için kötü senaryolar var da CHP de gül bahçesinde salınarak yürümüyor!
O da zorda.
Çünkü partinin geleneksel tabanı, işçiler eski tadında değil, sendikalar güçsüz.
Geriye bu partiye Cumhuriyet değerleriyle laikliği savunan orta üst yaş grubundaki yurttaşlar kalıyor.
Bu kesim yüzde 25’i biraz geçiyor.
O halde yeni bir taban gerekiyor CHP’ye.
Aslında plazalarda çalışan, beyaz yakalılar diye adlandırılan grupla gençlerin bu partide olmaması için bir neden yok.
Çünkü iki grup da modern yaşamı savunuyor.
Ancak işin zorluğu, bu iki grup da sosyal medya kullanıcısı, dolayısıyla bireysel takılıyor.
Örgütlenme ve bir partinin çatısı altında olmaları özel çaba gerektiriyor.
Gezi Direnişi sırasında bu iki grubun beceri ve zekâsı bir hayli takdir toplamış, Asi Şehirler yazarı David Harvey’in1 deyişiyle kentlerdeki “yurttaş ile yoldaş” olan bu kesim hepimizin beğenisini toplamıştı.
***
CHP’NİN VAZGEÇMEYECEĞİ KAVRAMLAR
Adil bölüşüm, eşitlik, adaletin tam sağlanması, güçler ayrılığı vb. sosyal demokrasinin temel kavramları.
Tabii bu ilkeler ve kavramlar ‘otoriter pazarlık’ etrafında rıza üretmeye yatkın kesimlerin gözünde soyut olmaya aday kavramlar olarak da görülebilir.
Üstelik sağ söylemin demokrasinin temel değerlerinden önce kalkınmayı yeğlediği bir başka gerçek var.
CHP’nin sayılan ilkelerden sapmayacağı biliniyor.
Bunların yanına ekleyeceği başka ilkeler de olmalı:
Nedir bunlar?
İklim kriziyle hızlanacağı varsayılan göç, çevre, yapay zekâ, aşırı silahlanma.
Ayrıca özellikle kentlerde sık karşılaşılan yoksulluk kavramı da bunlardan biri. Yoksulluk makro düzeyde hükümetlerin sorunu ama kentlerde belediyeler bunları yardımlarıyla kısmen çözebilir.
Ayrıca belediyelerin üzerinde duracağı sosyal belediyecilik de zengin bir uygulamalar alanı gibi.
Yerel yönetimlerin kreş, huzurevleri, tanzim satışlar, ekmek üretimi, kent lokantaları gibi uygulamaları olduğunu biliyoruz.
Ancak bunlar daha çeşitlenmeli ve özgün modellere doğru gitmeli.
Tanju Hoca’nın haklı serzenişiyle söyleyelim; koli dağıtmak ve iftar sofrası kurmakla sosyal belediyecilik yapılamaz. Halkla beraber, tasarrufu ve dayanışmayı içeren yardım projelerini hayata geçirmek gerekiyor.
Bu noktada Sosyal Demokrasi Derneği İzmir Şube Başkanı Cengiz Onur’un toplantı sırasında sıraladığı temennilerini hatırlatmış olalım.
Onur; “Ekonomiyi, sosyal adalet ve refahı, işleyen demokrasiyi ve ulusal çıkarları en iyi sosyal demokratlar bilir.” diyordu.
Biz de onun temennisine katılarak yazıyı noktalayalım.
…………………..
1 Asi Şehirler, David Harvey, Çeviren: Ayşe Deniz Temiz, inceleme, Metis Yayınları, Mart 2013, 240s.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/27616443/salim-cetin/sosyal-demokrasinin-hal-ve-gidisi














