sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

“TANRIKULU’NUN DÜŞÜNCESİ” Mİ “CHP’NİN BUGÜNKÜ FELSEFESİ” Mİ?.

Halil Ergün Urgan Ekleyen Halil Ergün Urgan
Ekim 15, 2022
in YAZARLAR
0
“TANRIKULU’NUN DÜŞÜNCESİ” Mİ “CHP’NİN BUGÜNKÜ FELSEFESİ” Mİ?.
0
Paylaş
0
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Geçen hafta Halk TV’de İpek Özbey’in programında CHP’nin “olgun” takımından Sezgin Tanrıkulu, diğer konuklar devletin bakanlıklarının ve bürokrasisinin tarikatlar tarafından paylaşıldığını bu tarikatların isimlerini vererek dile getirince “Ben tarikatların isimlerini vererek konuşmayı doğru bulmuyorum. Bu tarikatlara inancı gereği katılmış milyonlarca insan var.” deyiverdi. Üstelik diğer katılımcıların kendisine yönelik (biraz da şaşkınlık içeren) tepkilerine karşın bu düşüncesini savunmaya devam etti. Tarikat ve cemaatleri meşru gördüğünü, yapılması gerekenin inancın devlet işlerine karıştırılmaması gerektiğini (sanki mümkünmüş gibi) savunmaya çalıştı.

İlk bakışta Sezgin Tanrıkulu’nun tarikatlara iyi niyetle katılmış insanlar incitmeme “duyarlılığının” bir dışavurumu gibi görülebilecek bu söz aslında üzerinde epey düşünülmesi gereken bir anlayışı ifade ediyor. Onaylama ya da onaylamama durumundan bağımsız olarak bu sözler, özellikle Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin geldiği noktayı daha cesurca ifade etmenin bir karşılığıdır. Günler geçmesine karşın CHP’den bu konuda eleştirel bir ses gelmemesi de özellikle “manidar”dır.

12 Eylül sonrasında ülkeyi, burjuva siyasetini ve tabii ki halkı yeniden dizayn etme planları bugün büyük ölçüde başarıya ulaşmış görünüyor. Sosyalist solun büyük gövdelerinin neredeyse tümü parlamenterist bir çizgiye çekilmiş; üyelerinin ve yandaşlarının, sistemin ve “sistemin sol kanadı” görünümlü CHP’nin izin verdiği örgütler, üyelikler ve sınırlar içinde örgütlenmesine izin verilmiştir. Böylece ister birer parlamenterist partiye dönüşme şeklinde olsun ister CHP’lileştirme şeklinde olsun en büyük tehlike uzun yıllar sistem için bir tehlike olamayacak kadar ehlileştirilmiştir.

Cumhuriyetin belki de en sahip çıkılması gereken iki yönü, eldeki olanaklarla olabildiğince sanayileşme ve eğitimde pozitif temelleri esas alma ile eleştirilebilir aksaklıkları olsa da laiklik ilkesi terk edilmiştir. Dinin Tanrı’yla kul arasında kalması gereken, inanma ve inanmama, ibadet etme ya da etmeme gibi inanç ve ritüellerin kişilerin devlet karşısında değerlerini belirlememe tavrı yerine eğitimi önce adım adım, sonra hızlı biçimde dinselleştirme süreci yaşanmıştır. Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından olan Sümerbank, SEKA vb. gibi KİT’ler önce özel sektöre devredilmiş, ardından çoğu imha edilmiş, yerini zaman içinde kira getirisi ya da değerlenen gayrımenkul bedeli dışında hiçbir toplumsal artısı olmayan “inşaat patlaması”, faturası nakit ödemeler şeklinde açıkça ya da vergiler biçiminde kamufle edilen “yap-işlet-devret“ otoyolları ve köprüleri, bir yandan da “ithal ekonomisi” olarak ifade edebileceğimiz bir ekonomik savurganlık dönemi almıştır. Tarımda ve sanayide üretim giderek düşmüş, üretim sektörü yerine “paradan para kazanma” rantiye sistemi desteklenmiştir. KİT’lerin peş peşe pazarlanması ve dışarıdan gelen parasal takviyelerle “Ne diye üretelim ki, paramız var, dışarıdan alırız.” biçimindeki zihniyet egemen kılınmıştır.

Sistemin geleceğinin en büyük garantisi elbette gençliğin istenen biçimde eğitilmesi ve düzene bağlanmasıdır. Cumhuriyetin getirdiği eğitim sistemi; her ne kadar Diyanet’in ve İmam-Hatiplerin CHP eliyle kurulmuş olduğu gerçeğiyle çelişiyor gibi görünse de bugün vardığımız yere göre bilime, pozitif düşünceye çok daha uygundu. Atatürk CHP’si, Diyanet’i ve İmam-Hatipleri, tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerine karşı Cumhuriyet’in bünyesi altında bir güvence gibi düşünmüş olmalıdır. Gerek Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır.” , gerekse “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi tercih edin.” sözlerinden bu sonuca varabiliriz.

Atatürk dönemi CHP’sinin cemaat ve tarikatları masum birer dinsel grup olarak görmedikleri, bu tür örgütlenmeleri Cumhuriyeti yıkmaya dönük fitne örgütleri olarak gördükleri -bu yazının sayfalarını şişirmemek için ayrıntıya girmiyorum- dönemin tarihini bilen ya da inceleyen herkesin malumudur. Özellikle 1950 sonrası sağ iktidarların toprak ağaları ile el ele vererek bu tür tarikat ve cemaatlere önce oy için tavizler vererek, ardından kendi bünyelerine alarak ve bu bünye içinde giderek güçlenmelerine seyirci kalarak, son aşamada ise kaderlerini onlarla birleştirerek bugünkü noktaya kadar geldiğimiz tarihsel gerçeklerdir.

Gelinen noktada Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in yönetimindeki kimi makamlar ve din işlerinden sorumlu kişiler, millî bayramlarda bile onun adını anmama, andığında ise ona lanet okuma cesaretine sahip olmuştur. Medyadan izleyen herkesin malumudur ki Cumhuriyet’i kuran CHP’nin bu cesaret karşısındaki “ses çıkarma ve tavır koyma cesaret”i bu kişilerin yarısı kadar bile değildir. CHP’nin bu konuda da genel tavrı “Aman provokasyona gelmeyelim, iktidara gelince her şeyi düzelteceğiz!” tavrıdır.

Gelelim yazımızın başına. Sezgin Tanrıkulu’nun canlı yayındaki tavrı, sözleri, varılan noktada CHP’nin nereden nereye geldiğinin canlı örneğidir.

Birinci olarak, şu gerçeğin altını açıkça çizelim ki bugünkü CHP ve Kılıçdaroğlu, uzun yıllar süren Baykal dönemi CHP’sinin aksine “gerçekten” iktidar olmak istemektedir.

Bu nedenle AKP öncesi sağ iktidarları ve özellikle AKP’yi iktidara taşıyan ve uzun yıllar iktidarda kalabilmelerini sağlayan “süreçleri, taktikleri, politikaları” anladığım kadarıyla ciddi ciddi incelemekteler. Ve yine sanırım (%99 oranında sanırım) sağ iktidarların gücünü toplumun dine olan bağlılığından, dine sahip çıkanlara gösterdiği “teveccüh”ten kaynaklandığı düşüncesine varmışlardır.

Bu konuda laiklik adı altında yaşanan bütün uygulamaların faturasının, iktidarda hangi parti olursa olsun CHP’ye çıkarıldığını görmektedirler. Böylece “kendi geçmişiyle hesaplaşma” ve “içten” olduğunu kanıtlama derdine düştüğü bir öz eleştiri telaşına düşmüştür CHP yönetimi. Tek tek olaylardan hareketle CHP’nin geçmişine yönelik organize ve çok yönlü saldırılar karşısında bugünkü CHP, aldığı yaraları öz eleştiri bandajıyla kapatma ve halka yakınlaşmanın; onu dinci partilere, tarikat ve cemaatlere bağlayan bağları zayıflatmanın yolu olarak kendisinin bu tür tarikat ve cemaatlerin dayatlamaları karşısında sessiz kalma, mücadelelerini bunların oluşturduğu toplumsal zihniyetle mücadele yerine tarikat ve cemaat yurtlarında çocuk taciz ve tecavüzlerine karşı çıkma, bunların izinsiz olarak sürdürdükleri faaliyetler karşısında mızmızlanma düzeyinde tutmaktadır. Tarikat ve cemaatlerin bugünkü CHP için “meşru, kaçınılmaz hatta gerekli” olduğu artık nettir. Bunu fark eden tarikat ve cemaatlerin de CHP’ye eski gözle bakmadıkları, ayrı bir gerçektir. Bu yakınlaşma ve kimi zaman flörtleşmenin simgesidir Tanrıkulu’nun açıklaması.

Ekmeleddin İhsanoğlu faciası, Abdullah Gül’ün olası cumhurbaşkanlığı konusunda uzun süre açık ve net tavır almama, hatta çok uzağa gitmeyelim, direkt günümüze gelelim, bugün iktidar olmanın temel yolu olarak işçi ve emekçi yığınlarla birleşme, onları en geniş yığınlar hâlinde saflarında örgütleme olanakları bu kadar fazlayken seçimler yaklaştıkça neredeyse bütün enerjisini “5 sağ partiyle ille de ittifak” çabalarına yoğunlaştırmasına ve topluma da bu partilerle birlikte “ülkeyi kurtaracağı” düşüncesini şırınga edip durmasına bir bakalım ve düşünelim.

CHP’nin yıllar sonra ilk defa “iktidar olmak” istemesi ve bu konuda açıkça görülür bir çaba sahibi olması, toplumda özellikle kendi taraftarları açısından bir umut olarak görülmesi kötü bir şey değildir elbette. Hatta sağ partilerle ittifaklar da hemen üzeri çizilmesi gereken olasılıklar değildir. Nesnel koşullar kimi zaman ihanet olarak bile görünebilecek durumları kimi zaman zorunluluğa dönüştürebilir. Yeter ki, bir taraf, iktidar olma uğruna kendi genetik yapısından vazgeçmesin. Bu nedenle CHP’nin, iktidar uğruna, Cumhuriyet’in zaten fazlasıyla silinmiş olan kırmızı çizgilerinin “son silicisi” olma gibi bir işlevi üstlenmesi olasılığı üzerinde de doğrusu düşünmemiz gerekiyor. İktidarı Demokrat Parti’ye kaptırmamak için Köy Enstitülerinin kapısına kilit vurma kötü sicilinin, bu partinin tarihindeki en kötü anılardan olduğu gerçeğini unutmayalım. Keşke “helalleşme”ye buradan başlasaydı!..

Not: Bu yazıyı, CHP’nin iktidara yürüyüşüne bir çelme takmak amaçlı, kötü niyetli bir yazı olarak görecek, damgalayacak CHP’li şeyhler ve müritlere de bir sözüm olacak. Bir Batılı düşünürün dediği gibi: “Ne kadar anlatırsanız anlatın, anlatabildikleriniz karşıdakinin anlayabildiği kadardır.”

Post Views: 203
Önceki yazı

AKP, Meclisi sansürle açtı ama biz susmayacağız!.

Sonraki Gönderi

İzmir’de Sokak hayvanları için çalıştay düzenlendi.

Halil Ergün Urgan

Halil Ergün Urgan

Sonraki Gönderi
İzmir’de Sokak hayvanları için çalıştay düzenlendi.

İzmir’de Sokak hayvanları için çalıştay düzenlendi.

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.