Köşe yazısı yazmayı nedense tellallığa benzetiyorum. Osmanlı döneminde tellallar, padişah fermanlarını ve duyurularını halka iletmek için kullanılırdı. Benim çocukluğumda bile ilçemizde belediye tellallığı yapan biri vardı. O dönemlerde Kürtçe yasaktı ve belediye anonslarını Kürtçe yapamıyordu. Türkçe yapsa kimse anlamaz, Kürtçe yapsa suç olurdu. Bu çıkmazı aşmak için ilginç bir çözüm bulunmuştu: Tellallar devreye giriyordu.
Bir şey halka duyurulmak istendiğinde tellal, elindeki tokmağı veya çanı ile sokak sokak dolaşır, avazı çıktığı kadar bağırarak duyurusunu yapardı. İnsanlar evlerinden, dükkânlarından çıkar, onu dinlerdi. Kimi zaman belediye duyurularını, kimi zaman da kayıp eşya veya insanları ilan ederdi.
Geçen hafta yazdığım köşe yazısına genellikle olumlu tepkiler aldım ama birkaç olumsuz yorum da geldi. Hepsine teşekkür edip elimden geldiğince dönüş yapmaya çalıştım. Olumlu ya da olumsuz fark etmez, her eleştiriyi ve dostane telkinleri beynimin bir köşesine not ettim. İşte bu yüzden köşe yazarlığı bana tellallığı hatırlatıyor. Çünkü bir köşe yazarı da, tıpkı bir tellal gibi, bir meseleyi yüksek sesle duyuran kişidir. İnsanların dikkatini bir konuya çeker, bir olay hakkında farkındalık yaratır.
Bu benzerliği düşündükten sonra geçen hafta kendime bir isim ararken “tellal” kelimesinin bana en uygun unvan olacağını fark ettim. O yüzden, bu yazımı da bir tellal gibi bitirmek istiyorum.
Bir Tellalın Hikâyesi
Önceki kuşaklardan anlatılan, bizim memlekette yaşanmış gerçek bir olayı paylaşayım:
Bir gün, köylerden birinden ilçeye alışveriş yapmak için bir aile geliyor. Yanlarında 15-16 yaşlarında bir oğulları da var. Çocuk, çarşıda gezinirken bir anda kayboluyor. İlçe küçük, çarşı desen topu topu yüz metre bile yok ama çocuk ortada yok. Telaşlanan aile panik içinde sağa sola bakınıyor, fakat hiçbir yerde izine rastlayamıyorlar.
Derken biri onlara akıl veriyor: “Gidin belediyeye, anons yapsınlar.”
Aile hemen belediyeye gidip durumu anlatıyor. Yetkili düşünüyor; Türkçe anons yapsa kimse anlamaz, Kürtçe yapsa suç olur. Bunun üzerine çareyi tellalı çağırmakta buluyor.
Tellal geliyor, hikâyeyi dinliyor ve sakin bir şekilde aileye diyor ki:
“Arkadaşlar, bu küçücük yerde çocuk kaybolmaz. Biraz sabredin, nasılsa bir yerden çıkar.”
Ancak anne-baba telaş içinde. Çocukları kaybolmuş, duracak halleri yok. Duyuru yapılmasını istiyorlar. Hava sıcak, yaz günü… Tellal bu ısrar karşısında biraz sinirleniyor ama emir büyük yerden. Mecburen sokaklara dalıyor ve bağırmaya başlıyor.
Tabii duyuru Kürtçe yapılıyor ama ben burada Türkçesini yazayım, çünkü burada da bir çifte standart var! Neyse…Az kaldı barış sütçü ile kapımızı çalacak.
Tellal ilçenin sokaklarında avazı çıktığı kadar bağırıyor:
“Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin! Yaklaşık bir saat önce, 15-16 yaşlarında bir çocuk kaybolmuştur.
Görenler, kendi babasının hayrına belediyeye getirsin.
Ortada mağdur bir annemiz var. Böyle bir çocuk doğurduğuna pişman olmuş perişan bu sebepten bulunması elzem, herkes kendi sevabına etrafına bir göz gezdirsin .
Bulanlar belediyeye getirsin!” Annesi dünyaya getirdiği çocuğunu doğurduğu köyüne tekrar geri sokacakmış.
Bu anons ilçede kısa sürede yankı buluyor. Herkes kahkahalar içinde ama çocuğun bulunması da uzun sürmüyor. Birkaç dakika içinde çocuk ortaya çıkıyor ve ailesine teslim ediliyor.














