Ş. Nilay Ak 26/11/22
“İçimde çok büyük bir ağlamak var. Bir ağacın altında oturarak hem kendime, hem bütün insanlara, hem börtü böceğe, kurda kuşa. Bin yıllık gözyaşıyla ağlamak istiyorum.”
Nazan Bekiroğlu
Çocukken izlediğim bir çizgi film aklımda..
Karıncaların üzerine basarak eğlenen bir çocuk vardı, köpük balonlarını patlatır gibi seke seke üstlerinde gezerken onu uyarmak isteyen arkadaşını da duymadı. Karıncalar ölen akrabalarına bakıp ağlıyor -ilk kez karınca ağlaması görmüştüm, gözü yaşsızdı ancak ağladığına emindim- canlarını kurtarmaya çalışıyorlardı işgal yerinden. Çocuk, onların ne acısını görüyor ve anlıyordu ne de yaptığının kötülük olduğunun bilincindeydi… Ağacın altına oturdu ve kendi eğlencesine günlerce gülmüş gibi geldi bana, sonra bir sabah uyandığında o ağacın dibinde küçücüktü. Hayır, ağaca göre değil ; bir insana, bir çocuğa göre küçücük. Bir kediye, köpeğe, karıncalara göre bile küçücük kalmıştı. Hayvanlara zarar veren insanların küçülmüş olduğu, hayvanların devleştiği bilmediği bir dünyadaydı. Karıncaların bacakları arasından kaçmaya çalışırken, birinin ayağının yüzüne doğru gelişini gördü. Çocuğun korkudan büyüyen göz bebeklerine bakarken ben -gözünde karıncayı gördüm-, kan ter içinde uyandı kabusundan çocuk.
Bugün belki pedagoglara sorsak, bu görseli doğru bulmayabilirler çocuklarda travma yaratabileceği için.. Belki de öyledir. Ancak hayvanlarla empati kurabilmeyi öğrettiği de kesin. Çok küçüktüm. Bilmeden zararım olmuştur elbette ama gördüğümde karıncaları atlaya zıplaya geçiyorum üzerlerinden.
Kadına şiddetle mücadele ettiğimiz günde, en acımasız şekilde hayvana şiddetin görüntüleri düşüyor ekranlarımıza… dün bir çocuk, bugün bir hayvan, öbür gün kadın, yarın ormanlar doğa… bitmiyor. İnsan!’ın kendinden başka, yaşayan her şeyle derdi bitmiyor!
Kendinden fiziksel olarak güçsüz gördüğü canlıya hükmetme hakkını kim verdi ? Canını alma hakkını kim verdi? Kim seni öldürdüğün hayvandan değerli kıldı?
Cehalet, ego, eğitimsizlik… taaa aileden başlayan… sevgisizlik … sosyal, ekonomik problemlerle toplumca sürüklenmek zorunda bırakıldığımız bunalım… vicdansızlık… normalleştirilen şiddet… ve önü sonu cezasız kalması… verilen cezaların ise caydırıcı nitelikte olmaması..
İnsan denen varlık! O üstün varlık, savaşları çıkaran, bombalar patlatan, ormanları yakan, küfürleri basan, çalan çırpan, aldatan, acıtan, o üstün varlık!
Bir kediden, köpekten bir ağaçtan kuştan daha çok yaşamayı hak eden miyiz gerçekten?
İçinde kötülük barındırabilen ve duygu, düşünce, konuşma ve hareket kabiliyetiyle bu kötülüğü her yere yaymayı başarabilen tek canlı değil mi insan?
Yaşamsal bir içgüdüyle yavrusunu ya da yuvasını korumak için değil, ekosistemin bir parçası olup da yaşamı devam ettirmek için avlanmak zorunda kalmaktan değil, durduk yere! Canı istedi diye bir şeyler canını sıktı diye -uydurma yeteneği de olduğundandır ki -bir sürü saçma bahane ile bir başka canlının canına kastedebilen tek canlı değil mi insan?
Ben insanlığımdan utanmaktan yoruldum. Ama bu utancı yaşatmaktan yorulmadılar. Hiçbir sıfat yakışmıyor onlara. Benim söyleyebileceklerim de benim dilime.
Vicdansızca tüm şiddet eylemlerini yapan katil de, göz yumanın da, cezasını veremeyenin de payı yok mu; o canların, huzurun, umudun, geleceğin, insanlığın katledilmesinde?

Merhametsiz bir toplumuma dönüştüğümüzü görsek de umudumu yitirmiyorum. Çünkü her kötülüğün karşısında durarak, daha da büyüyen bir iyilik de var.
Bazen bu çok büyük bi direnç, dağın tepesine tırmanırken dizlerinizden sesler gelmeye başlar vidası atmış gibi, kaslarınız pıt pıt eder parçalandığını hissedersiniz, dur artık çıkacağım yerimden der gibi yapar kalbiniz bazen, ama o tepedeki manzarayı hayal edersiniz, hayalinizdeki resimden ne kadar iyi olduğunu, az önce tükettiğiniz nefes yerine alacağınız en temiz nefesi hayal edersiniz… komutu verir zihniniz yeniden bütünleşir beden ve devam…
Devam, bunun da mücadelesine devam, insandan başka canlıların da yaşam hakkı olduğu gerçeğini anlamaları için, yapılan merhametsizliklerin cezasız kalmaması için, koruyabilmek için, insan olmayı utanç görmemek için sürecek mücadele. Yine birlikte.
Çünkü böyledir, bir adam bir köpeğin kafasını ezer, ancak binlerce insan bir araya geldiğinde bunun çirkinliği konuşulabilir ve ses getirecek kadar isyan edilebilir hale gelir… o hayvanların çıkaramadığı ses de biz olacağız! Takip ederek, sorgulayarak, kötülüğün cezasız kalmasına seyirci olmayarak, bir tas su bir kap mama koyup o canlara, bir kez olsun o masum gözlerine sevgiyle bakarak… Bizim bildiğimiz, inandığımız insanlık, vicdan bunu söylüyor bize.
“Hayvanlara zarar veren her insan küçülüyor “, insanlığından küçülüyor hem, insanlığı küçültüyor! Kabuslarında devler kedilerin pençelerinde, kuşların gagalarında asılı kalmadıklarından mı bu yani? Sanmam ama, keşke karıncalar ezebilseydi onları!
İçimiz bu kadar ezilmezdi.














