ORMAN KANUNU
Adaletin en basit tarifi, “Herkesin hakkını alması” diye yapılır.
Ormanda yaşayan hayvanlar da adaletsizlikten şikayetçiymiş ve ormanda bir türlü huzur sağlanamıyormuş.
Sonunda ormandaki tüm haksızlıkları bitirmek, kavgalara son vermek için tarafsızlığıyla bilinen Bilge Baykuş’un başkanlığında büyük bir “Adalet Komisyonu” kurulmasına karar verilmiş.
Komisyon kurulmuş, taraflar dinlenmiş, şahitler çağrılmış. Günlerce süren duruşmaların ardından Baykuş, en sonunda herkesin hakkını alacağı, adaletin sağlanacağı o büyük ve tarihi kararını açıklamış:
“Ormanımızdaki adaleti sağlamak adına aldığımız nihai kararı okuyorum! Karara göre; aslan hakkı olanı, kaplan hak ettiğini, kurt ise payına düşeni alacak!”
Baykuşun arkasında dimdik duran aslan, kaplan ve kurdu gören tüm diğer hayvanlar hep bir ağızdan “Yaşasın adalet!” diye bağırırken, bunu duyan Tavşan, derin bir iç çekip yanındaki Maymun’un kulağına fısıldamış:
“Eyvah! Bizim payımıza yine hep korkup, hep kaçmak düşecek!”
Dün Türkiye’de öyle bir tahliye kararı verildi ki ben de “ Yaşasın adalet!” diye bağırıp havaya sıçradım.
Aslında ben havaya sıçramadım da kan beynime sıçradı.
Altı yaşındaki kızını bir müridiyle dini nikahla evlendirdiği gerekçesiyle 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel, sağlık durumu dolayısıyla ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı şartıyla yattığı ceza evinden tahliye edilmiş.
***
Doktor Temel’in muayenehanesine bir anneanne ve torunu genç ve güzel bir kız gelmiş.
Temel önce genç ve güzel kızın şikayetini dinlemiş ve “Şu odaya geçun ve soyinun!” demiş.
Temel bir saat kadar kızı muayene ettikten sonra “ Şimdu giyinebilirsinuz!” diyerek çıkmış.
Sıra anneanneye gelinmiş. Temel sormuş;”Sizun şikayetinuz nedur hanumefendiciğum?”
Yaşlı kadın, “Benim şikayetim de torunumla aynı doktor bey!” demiş ve torununun çıktığını görüp muayene odasına doğru gitmek için hamle yapmış.
Doktor Temel hemen müdahale etmiş,”Durun hanumefendiciğum, durun. Sizun soyunmanuza hiç gerek yok. Buraya gelup ağzunizu açmanuz yeterlidur!”
Soyunan hasta fıkrası yazınca aklıma ister istemez büyük devlet adamı Akın Gürlek geldi.
O da anlattığı fıkra için hakkında soruşturma açılan Rahmi Koç için,
“Adaletin terazisi kimsenin servetine, unvanına veya statüsüne göre tartmaz!” demişti.
Ben de “Peh, peh peh!” demiştim “Analar ne arslanlar doğuruyor!”
***
Normalde beyne kan gidince kafa çalışır ama ben dünkü tahliye haberini okuyunca kan beynime gitmekle kalmayıp, aynı zamanda büyük bir sıçrama da yaptığından olsa gerek kafam, Sayın Yiğit Özgür’ün çizdiği karikatürdeki adamdan daha fena karıştı.
Madem sağlık sebebiyle, cezası kesinleşmiş bir hükümlü bile tahliye edilebiliyor da henüz hakkında kesinleşmiş bir karar olmayan ve kanser tedavisi gören Beylikdüzü Belediye Başkanı Sayın Mehmet Murat Çalık neden tahliye edilmiyor?
Bu işlere bakan doktorlar da fıkradaki Temel gibi, hastasına göre mi işlem yapıyorlar?
Adaletin terazisi kimsenin servetine, unvanına veya statüsüne göre tartmıyor da işin içine tarikatlar girince mi terazinin ayarı bozuluyor?
Böyle bir yığın soru, dünden beri kafamın içinde dönüyor.
***
Çoğu insan sıkıldığı zaman kendi kendine şarkı söyler. Ben sıkıldığım zaman içimden şiir okurum.
Dünden beri Attila İlhan’nın şu dizeleri kafamın içinde yankılanıp duruyor;
“Hani bir vakitler Kubilay’ı kestiler
Çün buyurdun kesenleri astılar
Sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafam Mustafa Kemalim!”
Bak şimdi, bu mısraları yazınca da en sevdiğim düşünür Fa-Lanca’nın şu mısraları geldi aklıma;
Çıkmasın kodesten diye
Kurulur Atatürkçülerin önüne koca koca barikatlar
İyi de aynı kapıdan niye
Elini kolunu sallayıp çıkar bütün
tarikatlar
( Muhtemelen bu mısralar Fa-Lanca’nın son şiirinden olabilir.)
Neyse, bizde Orman Kanunu olmasa bile yazımızı ilk fıkradaki tedbiri alarak bitirelim:
“YAŞASIN ADALET!”
***
Ama şu anda aklıma gelen anekdotu da yazmadan edemedim.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Yalova’da bir kaplıcaya giderken arabası bozulmuş. Araban inip,” Biz yürüyerek gidelim, araba tamir edilip arkadan gelir.” demiş.
Atatürk’ün arabayla geçeceği bildirildiği için yolda bekleyen jandarmalardan biri yürüyenleri görünce”Durun!” demiş “ Buradan geçmek yasak! Biraz sonra buradan arabasıyla Gazi geçecek!”
Atatürk, jandarmaya yaklaşıp sormuş;
“ Bak bakalım, ben Gazi’ye benziyor muyum?”
Jandarma eri dikkatle baktıktan sonra, düdüğünü ağzına götürüp üst üste çalmış.
Atatürk, düdük çalmasının sebebini sorunca, jandarma eri cevap vermiş:
“ Gazi’ye benzemesine benziyorsun ama bir de on başıyı çağırayım da o görsün!”
Hani, biz de o jandarma eri gibi Mustafa Kemal’in askerleri, bu Cumhuriyetin bekçileriyiz ya…
Şimdi Gazi Mustafa Kemal Atatürk karşımıza çıkıp; “Bakın bakalım, bu Cumhuriyet, benim size emanet ettiğim Cumhuriyet’e benziyor mu?” diye bir sorsa..
Vallahi bizim düdük çalıp, bir de o baksın, diye çağırabileceğimiz on başımız bile yok!
Ve bize fıkradaki tavşan gibi korkup, kaçmak değil, ayakta kalıp mücadele etmek yakışır.
Onun için ben yazımı:
YAŞASIN CUMHURIYET!
diye bitireceğim.
İLELEBET YAŞASIN!
Ulvi Puğ














