GEBERSİN İSTENMEYEN ADAM!
Yargı sisteminin bizimki kadar gelişmediği bir ülkede, bir adam papağanına, “Gebersin istenmeyen adam!” demeyi öğretmiş.
Bu olay duyulunca da Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılanmak üzere mahkemeden bir celp kağıdı gelmiş. Celpte, duruşma günü mahkemede papağanıyla birlikte hazır bulunması gerektiği yazıyormuş.
Adam çok telaşlanmış ve komşusu olan din adamında da aynı cins papağan olduğunu ve o papağanın sadece bir kelime konuşabildiğini bildiği için gidip ona yalvarınca, duruşma günü papağanları değiştirmişler.
Duruşmada da suçu inkar edince, önce savcı papağanı karşısına almış ve papağanın tekrar etmesini umarak; “Gebersin istenmeyen adam!” diye bağırmış, papağanda tık yok.
Sonra hakim aynı sözü söylemiş, papağanda tık yok. Sonra katip, mübaşir, jandarmalar hep birlikte aynı sözü bağırmışlar, yine tık yok.
Hakim sinirlenmiş ve “Çekicimi vurduğum anda bütün salon hep birlikte bu sözü bağıracak!” diye gürlemiş.
Hakim çekici vurduğu anda salondaki 100 kişi aynı anda bağırmışlar:
“GEBERSİN İSTENMEYEN ADAM!”
Ve papağan da inadı bırakıp bildiği o tek kelimeyi haykırmış:
“AMİN!”
Bu fıkranın Türkiye’de geçmediği çok belli.
Bir kere olay Türkiye’de geçse; sanık, papağan, papağanı sanığa satan ve onlar da dile gelebilir endişesiyle evdeki kedi, köpek ne varsa sabah saatin beşinde gelinerek örgüt kurmakla suçlanarak, gözaltına alınırdı.
Papağana ters kelepçe uygulamak biraz zor olsa da böylece devletin bekasının tehlikeye atılması mutlaka önlenirdi.
Papağan, duruşma gününe kadar, geçecek bir yıllık sürede, “Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum!” demeyi ve bülbül gibi ötmeyi öğrenirdi.
Sonra müteahhitinden, genel başkanına kadar en az yüz kişi daha “Mutlaka beni kastetmiştir!” diyerek ayrıca şikayetçi olurdu.
En önemlisi de Türkiye’de hiçbir din adamı, netice okuldaşı olan bir cumhurbaşkanının aleyhine çalışıp, papağanını değiştirmezdi.
Bizde bu konuda bilinen tek olay var o da şöyle:
Temel, her gün gazete bayisinden bir gazete alıp, sadece ön sayfasına bakıp gazeteyi çöpe atıyormuş.
Sonunda gazeteci dayanamayıp sebebini sormuş.
” Sadece pir ölüm ilanuna pakayrum.” demiş Temel.
Gazeteci ; ” Ama ölüm ilanları 16. sayfada olur.” deyince, Temel cevap vermiş;” Penum paktiğum herifun ilanu mutlaka pirinci sayfada olacaktur!”
Bunda da gazetenin tarihi bilinmediği için olayın hangi tarihte geçtiğini ve Temel’in hangi önemli insanı kastettiğini çözmek mümkün değil.
Vaktiyle, “Gözaltı Torbalarınızı Aldırın” diye bir yazı yazmıştım. Yazıdan muradım genç ve güzel görünmek için gözlerinizin altında oluşan torbaları aldırmak değildi.
Muradım, bir sabaha karşı, hangimizin gözaltına alınacağı belli olmayacağı için, sizlere içinde, pijama, diş fırçası, kullandığınız ilaçlar vb. olan yani deprem çantası benzeri birer gözaltı torbası aldırtmaktı.
Bu projem nedense hayata geçirilmediği için, pazar günü gidip gözaltı torbası bulma imkanınız olmadığından, biz yine de yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için tedbirimizi alalım.
“Allah, Sayın Cumhurbaşkanımıza başımızdan eksik etmesin!”
Hepinizin, birinci fıkradaki papağan gibi, canı gönülden, “AMİN!” dediğinizi duyar gibiyim.
Yüreğinizden sevgi, içinizden ümit, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın!
İyi Pazarlar!
Ulvi Puğ













