KAÇ MI KAÇA MI?
Hamalın biri sırtında, neredeyse kendinden iki kat büyük antika bir duvar saatini kan ter içinde taşıyormuş.
Tam bir sokağa dönecekken saatin arkası Temel’e çarpınca Temel çok kızmış ve hamala bağırmış;”Kardeşum sen da herkes gibu normal pir kol saati taşusana!”
***
Bugün Sözcü Gazetetesinde okuduğum bir haber nedense bana bu fıkrayı hatırlattı.
Haber şu;
İYİ Parti’den seçilip AKP’ye geçen Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, geçim derdinin konuşulduğu Bütçe görüşmelerine, kolundaki 9 milyon 200 bin lira değerinde Audemars Piguet marka saati ile gelmiş.
Haberi okuyunca aklıma önce yukarıdaki fıkra geldi, sonra da ağzımdan Temel’in sözleri döküldü; “ Kardeşim, sen de herkes gibi normal bir kol saati taşısana!”
***
Temel’e sormuşlar;” Sizin köyde hiç büyük adam doğdu mu?”
“Pildiğum kadariyla doğmamiştur.” demiş Temel ” Pizum köyde herkes bebek doğayi.”
***
Ünlü İngiliz tarihçi Thomas Fuller ;”Bir kimsenin hem büyük hem de iyi olması, pek enderdir.” demiş.
Gerçekten de BüYÜK kelimesinin yarısından fazlası YÜK’ten oluşur.
Büyük politikacı geçinenlerin çoğu da aslında milletin omuzlarında YÜK’ten başka bir şey değildir.
Ama Nebi Hatipoğlu sadece büyük politikacı değil aynı zamanda Büyük bir iş insanıymış.
Dolayısıyla; “ Affedersiniz saatiniz kaç?” sorundan çok “Ooo! Nebi Bey, saatinizi kaça aldınız?” sorusunun sorulması Nebi Bey için daha önemli olabilir.
Yani, adamın adı Nebi diye, Nuh Nebi’den kalma saat takacak hali yok ya…
***
Fadime’nin kolundaki son derece pahalı saati gören Emine merakla sormuş;
“Bu saatu nasul aldun kız?”
“Takas yaptım şekerum.” demiş Fadime; “ Ben saatçiye yarım saat verdum. Saatçu de bana bu saatu verdu!”
Konu çok pahalı saat olunca, Yiğit Özgür’ün çok sevdiğim karikatürdeki kadın gibi, insanın aklına bin türlü şey gelmiyor değil!
Örneğin, “Nebi bey de 9 milyon 200 bin liralık bir saati alabilmek için kim bilir kaç saatini harcamıştır?” gibi…
Belki de sorulması gereken asıl soru şudur;
“ Millet açlık ve yoksullukla mücadele ederken koluna 9 milyon 200 bin liralık saat takmayı içine sindiren bir kişi, acaba kolundaki saatin gösterdiği 24 saatin 1 dakikasını milletinin sıkıntılarını gerçekten düşünmeye ayırıyor mudur?”
***
Neyse; Nebi Bey gibiler, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanındaki gibi çalışmaya devam ederlerken, milletin çoğunluğu açlıktan, yoksulluktan dolayı, Barış Manço’nun
“ Zaman akmıyor sanki,
Saatler durmuş bugün!” şakısını söylüyor!
***
Durmuş deyince aklıma Dursun, Dursun deyince de şu fıkra geldi.
Haberlerde saatlerin geri alınacağını duyan Dursun, evdeki saatleri toplayıp saatçi Temel’e gitmiş ve; “Ula Temel!” demiş “Saatler geru alinacakmuş. Biz de evdeki bütün saatleru senden satın aldığimuz içun toplayup sana getirduk!”
Temel, Dursun’un cahilliğine gülerek cevap vermiş, kendinden emin bir şekilde;
“ Öyle yağma yok uşağum! Ben de duydum ama, sadece 1 saat geru alinacakmuş. Sadece birunu geru alırım, diğerlerinu geru götür!”
Bence bu tür politikacıların sizin yaşamınızdan kopardıkları saatleri geri almanın zamanı geldi.
***
Bu kez aşırı yük taşıyan, Hamal değil Temel’miş. Kamyonuna kapasitesinin iki katı yük yükleyen Temel’i durduran trafik polisi kamyonu kantara çekmiş ve ;
“Kamyonunuzda taşıyabileceğinden çok fazla yük var. Maalesef ehliyetinizi almak zorundayım.” demiş.
“ Penumle dalga geçmeyun polis pey!” diye cevap vermiş Temel gülerek “ Yani siz 20 gramluk ehlıyetu alunca mi kamyonun yükü hafufleyecek?”
***
Bizim yükümüzü 20 gramlık ehliyet değil, 20 gramlık bir başka kağıt hafifletecek:
Oy Pusulası!
***
Turgut Uyar bir şiirinde;
“Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur!”
der ya…
Yeter ki sizin yüreğiniz de onda;
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te durmaya devam etsin!
Tüm BüYÜK’lerin YÜKlerinden kurtulacağımız günler mutlaka gelecektir.
Yüreğinizden sevgi, içinizden ümit, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın!
Herkese İyi Pazarlar!
Ulvi Puğ














