İki yıla yaklaşan çözüm sürecinin bir türlü elle tutulur, somut bir görünürlüğe kavuşmaması, özellikle Kürt toplumunda çözüme ilişkin bir güven erozyonuna neden olmaya devam ediyor. PKK’nın silah bırakma seremonisinin üzerinden tam bir yıl geçti. Silahların sustuğu o törende, bir yıl sonrasına dair hayal ettiğimiz Türkiye maalesef bu değildi.
Beklentimizi bu denli büyüten en büyük neden, elbette Devlet Bahçeli’nin Ekim 2024’teki üst perdeden yaptığı açıklamayla doğrudan ilişkilidir. Buna bağlı olarak, devlet ile Öcalan arasında yürütülen görüşmelerden sızan “çözümün bir provokasyona uğramadan hızla bir mutabakata varılması” yönündeki bilgi de bu yüksek beklentide etkili olmuştu.
Gelinen aşamada Kürt tarafı ahlaki üstünlüğü ele geçirmiş, verdiği bütün sözlerin arkasında durmuştur; örgütünü feshetmiş ve birçok stratejik alanı boşaltmıştır. Buna mukabil devletin, gereken veya beklenen güven verici adımları atmakta çok geç kaldığı ortadadır.
Peki, bütün bunlara bakıp çözümün büsbütün sona erdiği sonucuna varabilir miyiz? Elbette hayır. Bu devasa, kronik sorunun çözümünün kolay olamayacağı gerçeği, siyasetin ve bürokrasinin hantallığı ile sorunun büyüklüğü arasındaki makas farkından kaynaklanmaktadır.
“Bir çözüm var mıdır, yok mudur?” gibi kesinlik içeren bir soru sorulacaksa, kanımca vardır. Başka ülkelerin deneyimlerini göz önüne aldığımızda, çözümün uzun bir maraton olduğunu kabul etmek gerekir. Hatta bu maratonun %50’sinin halledildiğini görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yılı aşan en büyük korku sendromu olan çatışmalı Kürt sorununun “çatışmasızlık sürecine evrilmesi”, yolun en netameli (tehlikeli/sıkıntılı) bölümünü geride bıraktığımızı gösteriyor. Her şeye rağmen içinde bulunduğumuz bu çatışmasızlık sürecinin kıymetini bilelim; son bir buçuk yıldır her iki taraftan da cenazelerin gelmiyor olması hayati bir önem taşımaktadır. Bu süreç, aynı zamanda her iki taraf için bir tür “rehabilitasyon” işlevi de görmektedir.
Çözüm sürecinin yavaş ilerlemesine dair birçok sebep ileri sürülebilir ancak en önemli iki ana sebebi de eklemek gerekiyor:
Legal Siyaset Korkusu: Kürt siyasetinin yasallaşması; yani Öcalan’ın toplumsal ve siyasal ilişkilerde özgürce görünür olması ve Selahattin Demirtaş’ın Kürt legal hareketinin başına geçme ihtimaliyle birlikte, iktidarın oluşabilecek öngörülemeyen siyasal iklimden korkmasının payı büyüktür.
Küresel Jeopolitik Denklemler: Dünyanın ve küresel jeopolitiğin kısa ve uzun vadede neler getirip götüreceğinin matematiksel hesaplarına hapsedilmesi; başka bir deyişle, bu öngörülemeyen jeopolitik içinde net bir tutum belirlenememesinin, iç siyaset parantezinde de önü tıkadığı düşünülebilir.
12/07/2026 İmran Adsay













