————————–
Türkiye’de iki yalan sıkça yinelenir:
–Siyasi İslâm…
Oysa…
Ne siyasi olmayan bir İslâm vardır…
Ne de, bir Ülkeye milyonlarcası ile dalan, işgal ve istila eden sığınmacılık!
Düzenbazlık bir yaşam biçimidir…
Aynı zamanda toplumların hücrelerine sirayet edip, onları ölümcül bir hastalığa mahkum eden çok tehlikeli bir virüstür!
Bu hastalık..
Her siyasal kesime bulaştı…
KImi çakma Ulusalcılara…
Kendini Sosyalist- Komünist gösteren illüzyonistlere
Sosyal Demokrat-liberallere…
Ama en başta da kendini aydın(!) olarak pazarlayan zavallı ünlü tiplere!
Oysa biraz okusalar…
Biraz o komformist kast düzenlerinden çıksalar…
Biraz…
Biraz nakilci cehaletin, içler acısı fukaralığından kendilerini alıkoyup, arındırsalar…
O dakika yalın gerçekle buluşacaklar!
Ah o egolar…
O narsizmin gayya kuyusu yok mu?
Bir türlü o kuyudan çıkamıyorlar!
Siyasal İslâm…
Fiyakalı bir tanım…
Hem sizi cihatçıların şerrinden korur, ( öyle olur zannediyorlar)…
Hem de ilerici-biatçi kitle önünde alim(!) kılar değil mi?
Ne ustaca manevra!
Tıpkı sığınmacı tanımında ki gibi…
Sığınmacı…
Yani Mazlum…
Yani çaresiz..
Yani…
Yani, ailesini, vatanını geçici bir süreliğine terk edip, başka ellere kapak atan…
Yani sığınan…..
Hani başınızı eğip, adeta görünmez olan…
O elini ayağını nereye koyamaz hale gelen…
Yani gerçek sığınmacı..
Peki…
Bir ülkenin nüfusunun yarısının böyle olduğu bir örnek var mı?
Yok!
Peki…
Hepsinin…
20-30 yaş grubunda olup, sığındığı ülkenin üreme katsayısının 5 katı bir üremeye sahip olduğu, bir ülkenin olduğu?
Yok!
Bu durama…
İstila ve İşgal diyemiyorsunuz değil mi?
Ah bu korku!
Entelektüel zibidilik böyle bir şey olsa gerek!
Yazık!…
Biz Kemalist Devrimciler…
Hiç böyle çakallığa tenezzül etmeyiz…
Neden mi?
Yolunda yürüdüklerimiz…
Başta yüce önderimiz Mustafa Kemal ve toprağa verdiklerimiz olmak üzere…
Hiçbirinin bir yeri oynamadı!
Çünkü…
Biz bir kavgaya girdik mi sayı saymayız!…
Son söz:
Kardeşlerim…
Dilimizden asla GÜNDOĞDU MARŞI’MIZI ASLA EKSİK ETMEYELİM!…














