“…Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı
O bizim kavuşmalarımız a yarim mahşere kaldı”
Ne zaman…
Gençliğe Hitabesi’ni dinlerken sesinden…
Tutulamamış bir sözün utancıyla görünmez olmak isterim hep…
Ne zaman…
O okuduğu bir türkü ile vurur yüreğimi…
Bir akşam sessizliğinde günbatımını izlerken derin bir hüzünle..
Elimde bir kadeh rakı…
Önümde bir avuç leblebi olur çoğunlukta…
Dilimde ise onun şarkısı…
“…Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
O gün gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni”
Çok kadın sevdi, sayısız kadın vuruldu O mavi gözlere…
O…
Fikriye gibi “ölümüne”
Seveni değil…
Kurucusu olduğu… MODERN DEVLETTE örnek olsun diye…
İzmir eşrafından…
Dil bilen, piyano çalan Latife’yi eş seçti kendisine…
Hayat bu işte…
İnsanoğlunun değişmez huyudur…
Kadın erkek fark etmez…
Eş olduğu ile bir “irtifa farkı” varsa…
Arıza çıkması kaçınılmazdır…
Nitekim, Mustafa Kemal- Latife hikayesi de öyle sonlandı…
Bir gün…
Gazi, Çankaya Köşk’ünün bahçesinde askeri ile sohbet ediyor…
Latife hanım ise balkonda Paşayı izliyor…
Sonra…
Yüksek ve hiddetli bir
ses duyulur:
” Kemal, Kemal bu ne hâl? Şimdi de eratla mı…”
Atanın gözleri çakmak çakmak olmuştur…
Öyle olunca da…
Sonucun ne olacağını bilen Yaveri Salih Bozok…
Heyecanından düşmemek için kendini zor tutar…
Yüce önderin…
Yaverine dönüp, sadece,” Salih.. ” demesi yetmişti…
Salih Bozok süratle Köşkün merdivenlerinden tırmanıp Latife Hanım’ın odasının kapısını çaldığında…
İçeriden “Girin” sesi duyulur…
Ancak…
Yaver odaya girip daha bir şey söyleyemeden..
“…anlaşıldı Salih Bey, bana biraz müsaade eder misiniz? Der, titrek bir sesle Latife hanım…
Hayatını ÜLKESİNİN BAĞIMSIZLIĞINA adadı…
Kadının özgürlüğü, modernitesi, Çağdaşlığı adına sevdasından bile vazgeçti…
Yüzlerce yıla sığacak DEVRİMLERİ on yıla sığdırdı…
Ama o devrimlerin kıymetini…
En yakın SİLAH ARKADAŞI, ARKADAŞLARI bile anlamadı, anlamak istemediler..
Her Çankaya sofrası sonrası..
El etek çekildiğinde…
Elinde rakısı…
Önünde bir tabak leblebi ile yoldaşlık ederdi yıldızlara…
“Bir fırtına tuttu bizi,
deryaya kattı
O bizim kavuşmalarımız a yarim mahşere kaldı…”














