—————————–
“Sen rüzgar ben de yaprak
Estikçe savrulmuşum”
Nietzsche..
“Umut etmek, acının uzatılmış halidir!” der…
Öyle midir sahiden?
Umut etmeden…
Ona tutunup direnmeden onca kötülüğe karşı…
Nasıl hayatta kalabiliriz?
Yılların hüznünden süzülüp gelmiş tarifsiz acılara bu yorgun yürekler…
Nasıl dayanabilir?
Umut…
Sevdaların bir türlü açılamayan kapısı…
Umut..
Gençlikten geleceğe nice hayallerin köprüsü…
Belki de…
Bitmek bilmeyen acıların devamı…
“Hasretin kurşun gibi
Kalbimden vurulmuşum
Sen rüzgar ben de yaprak
Estikçe savrulmuşum”
Ağıt, yaşanılan derin acıların yansımasıdır…
Bölge ve etnik farklılıklardan ari…
Saf, temiz yürekten doğan bir Çağlayan’ın gürlemesi gibidir…
Son yıllarda…
Ağıtların ortasında kaybolduk mu ne?
Umut…
Acı…
Solucan deliğinde ki sonsuz bir sıkışmışlık…
Kısırdöngü sarmalı…
De- ja- vu..
Kadının eşi bir trafik kazasında hayatını kaybeder…
Eşini kaybeden kadın…
Yaşadığı acının yoğunluğu ile bir zaman tekrarına uğrar…
Her sabah…
Kazanın olduğu güne uyanır…
Yeniden, yeniden..
Ama her seferinde o gün…
O meşum kaza ile sona erer…
Bir Hollywood filminde geçer öykü…
Ama bizdeki gerçek hayattır…
23 yıldır…
Kumpas, iftira, yalan…
Gasp, açlık sınırı altı yaşam…
Tutsaklık, esaret, sefalet…
Çökme, çökertme…
Yoksulluk, yoksunluk…
Her sabah kalkıyoruz bir umutla…
O kazanın önüne geçmek için…
Lakin sonuç yine aynı…
Umut…
Acı…
Nietzsche?
Bence…
Direnmek…
Durmadan, ilerleye, yara, iteleye, süre…
Direnmek gerek soluksuzca…
Umut avucumuzda korumaya aldığımız bir filiz…
Durursak düşeriz…
O filiz için…
O filizi hayat toprağına ekmek ve umudu yeniden yeşertmek için korkusuzca…
Devam, Devam, Devam!…














