Kalem Yasaklı Nesneler Listesinde Kaçıncı Sırada?
1 Mayıs sabahı. Ülkenin dört bir yanında emekçiler sokakta. Talepler aynı: Ekmek, özgürlük, insanca yaşam. Ben de Türkiye Yazarlar Sendikası kortejinde yerimi almak üzere Gündoğdu Meydanı’na doğru yola çıkıyorum. Hazırlığım tam: Kalem, kâğıt, bir de bozulmamış ironi duygusu.
Biraz da yazar olmanın dayanılmaz ağırlığını omuzlayarak, memleketin derdine bir iki laf dokundurmak. Yani kalemimle yürümeye geldim;
ne kalkanım vardı ne miğferim.
Alanda yaklaşırken bir polis kontrol noktasıyla karşılaşıyoruz. Üst araması yapılacakmış.
Elbette, güvenlik önemli. Haliyle çantamı açıyorum. Kalemlerim, defterim ortaya çıkıyor.
Ve tam bu noktada, hayatımda ilk kez şu cümleyi duyuyorum:
“Kalem ve kâğıdı alana sokamazsınız.”
Bir an düşündüm: “Acaba çok güçlü bir roman mı yazdım da haberim yok?”
“Yoksa bu kalemden devlet sırları mı sızıyor?”
Meğerse bazı silahlar görünmezmiş. Kalem tetik çekmez, ama fikir ateşlermiş. Sayfa delmez, ama düzeni sarsarmış. Anladım: Bombalı kalem devrine geçmişiz de haberimiz yokmuş…
Derken yanımızdaki bazı arkadaşlar usulca kalemlerini teslim ediyor. Bazıları sessizce direniyor.
Ama içimizden biri, sesiyle hepimizi susturuyor: Abit Dursun. Turan Dursun’un oğlu.
“Kalemimi verirsem, benden geriye ne kalır?
O kalem, yıllardır içimi döktüğüm sırdaşım.
Kalemim markete bulanan öyle ucuz bir şey değil; Ucunda benim ömür var!”
Kısa bir sessizlik. Ardından kortejden sloganlar yükseliyor:
“Kaleme özgürlük!”
“Sanata, bilime, düşünceye özgürlük!”
Bu cümlelerin hedefi aslında kalem değil; o kalemin temsil ettiği her şey: ifade özgürlüğü, düşünce, üretim, yaratım… Bir kalem kime ne yapabilir ki? En fazla yazı yazar.
Ama görünen o ki, bazı yazılar kurşundan daha tehlikeli sayılıyor.
Sonunda, biraz uğraş, biraz da toplu direnç sayesinde, kalemlerimizle alana girmemize izin veriliyor.
Yani evet, kalem krizi büyümeden çözüldü.
Ama soru hâlâ havada asılı:
Bir ülkede yazarların kalemi “tehlikeli madde” sayılıyorsa, orada asıl tehlike nedir?
Bırakın yazarın kalemi cebinde dursun.
Bazen bir cümle, bin öfkeyi yatıştırır.
Ama kalemi alırsanız… o zaman yazı susar, ses yükselir.
Ve bilirsiniz, yazının sustuğu yerde çığlık başlar.














