Birkaç gündür şu bebek ölümleri, çeteler, bunların neden bu kadar bekletildiği konusu konuşuluyor ya, eminim sizin de benim gibi içiniz daralıyor; iyiye gideceğimize olan inanç bir kat daha öteleniyor.
Kötülük bu kadar nasıl başat hale gelir?
Demek ki geliyor, çürüme denen olgu böyle bir şey…
Ağaca kurt girmesi gibi, sonrası hücrelerin çökmesine kadar gidiyor…
***
Toplumlar da ağaç gibi, kurt girmeye görsün, başlıyor içten kemirme; en üst katlardan, sokaklara; kötü, çirkin, yanlış ne varsa ‘iyi’nin yerine makbul bir değermiş gibi yerleşiyor.
Epey bir zamandır hissetmiyor musunuz? O eskinin geçimini alın teriyle kazanan bireyi kalmadı, onun yerine ranttan, başka türlü işlerden kolay kazanmak öne geçti, bunu yapanlar el üstünde tutulur oldu.
Para, varlık, lüks insanların gözüne batıra batıra yaşanıyor.
Oysa bunlar bir zamanlar gösterilmez, ayıp sayılırdı.
***
Biliyorum klişe olacak ama buna iyi bir örnek Dilan Polat değil mi?
Bir başka örnek ise benim yaşadığım yazlık siteden:
Biliyorsunuz, 2018’de “İmar Barışı”ı çıktı, kaçak yapılar yasal hale getirildi.
Tam o aralar bizim sitede hareket başladı, üst katlara yeni eklentileri savunanlarla, imarda böyle şey olmaz diyenler arasında saflaşma başladı.
Kim kazandı, dersiniz.
Elbette eklentileri yapalım, diyenler.
Çünkü dönemin ruhu, “Sen bas git, yasa arkadan gelir.” mantığını dolaşıma sokmuştu bir kere.
***
Benzer bir cinliği çalıştığım işyerinde bir muhtardan da duymuştum.
Muhtar; Menderes ilçesinde, akrabasının evine yakın hazineye ait bir yeri çevirip içine alel acele prefabrik bir ev koyarak imar barışından yararlanmak istiyordu.
Sonra ‘başardı’ bunu, dönümlerce yerde hak elde etti.
Peki, bizim gibi yasalara uyanlara ne oldu dersiniz?
Elbette onlar her zaman olduğu gibi kaybedenler sınıfında en arkaya oturdular, suçları yasaya uymaktı.
***

Gabriel G. Marguez, “Kırmızı Pazartesi”1 romanında, olacakları görmeyip cinayete çanak tutanları ne güzel anlatmıştı!
İktidarda olanlar da aynı bunun gibi, olacakları görmeyip yasaya başta kendileri uymadı.
Hatırlayın Anayasa Mahkemesi kararlarını.
Şimdi her yerde kaçak binalar yükseliyor.
Yol bir kere açıldı mı arkası geliyor!
İşte ağaca kurt düştü bir kere…
Ondan sonra Narin cinayeti ve onlarca başka adaletsizlik zincirleme geliyor, ağaç yavaş yavaş ayakta ölüyor…
Hoş şimdilerde buna toplumsal çürüme deniyor ya, aynı şey!
Galiba ağaç içten içe kuruyor…
***
YENİGÜN YAZARLARI, TV PROGRAMCILARI,
GAZETE ÇALIŞANLARI BİR ARAYA GELDİ…
Bunca kötülüğün karşısında iyi olmanın rüzgârları da esmiyor değil.
Geçen hafta içinde Yenigün gazetesinin köşe yazarları, Yenigün TV programcıları ve gazete çalışanları birlikte yemekteydik.
Bu yemeklerin en büyük işlevi ‘o ailenin içinde olanların’ birbirini daha yakından tanımasına vesile olmasıdır.
Sayı kabarık olunca başka çare de yok gibi.
Öyle de oldu, herkes kendinden söz etti, neler yazdığını birkaç cümleyle anlattı.
Baktım, bir yerel gazete için köşe yazarlarının sayısı hiç de fena sayılmazdı.
Biliyorsunuz geçmişten beri bizde gazeteler, köşe yazısı olmadan çıkmıyor.
Benim aklıma ilk; Çetin Altan, Uğur Mumcu, Hıncal Uluç, Hasan Pulur, İlhan Selçuk geliyor. Efsane isimler…
Bunlar her gün yazan insanlardı ve konuları günlük politikaydı çoğunlukla.
İktidar ve muhalefet bu köşelerde enine boyuna irdelenirdi.
***
Yenigün’de ise siyasi yazılar yanında; tarım, sağlık, turizm, sanat, kent sorunları gibi hayatın içinden konular da var.
Örneğin Bülent Baratalı ve Aziz Kocaoğlu gibi iki eski belediye başkanı deneyimlerini aktarıyor.
Bir veteriner arkadaşımız hayvan hastalıklarını, alınması gereken önlemleri, bir başka arkadaşımız tüketici hakları konusunu işliyor.
Sanatla, kentle ilgili gelişmeler de gene bu kapsamda ele alınan konulardan.
Bu da bence yararlı bir şey.
***
Son yıllarda hepimiz, politikanın çıkmaz sokaklarında dolaşmaktan usandık malum.
Gelgelelim iktidarın yanlış ekonomi politikası, her şeyi olduğu gibi basın sekttörünü de kıskaca almış durumda.
Kâğıt, mürekkep gibi bu işin ana maddeleri el yakıyor.
Buna bir de reklam gelirlerindeki düşüşü ekleyin…
Böyle olunca işler zorlaşıyor.
Ancak hayat durmuyor, gazete yoluna devam ettiği gibi bir de Yenigün TV eklenmiş bu faaliyete.
Bu işin ana yürütücüsü Mesut Şimşek.
Onu kutlamak gerek…
Bu zorluklarla baş ettiği ve bu gemiyi yürüttüğü için.
Tabii gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hakan Dirik ve Haber Müdürü Sinan Keskin; cıvıl cıvıl genç muhabir ve editörler de bu zor işin içinde yer alanlar.
***
Gazetenin daha geçen hafta bir yurt haberi nedeniyle yaşadıkları düşünülürse bu sektörün nelerle boğuştuğu ve neleri başardığı daha iyi görülebilir.
Tabii bir de yerel basının kendi kalitesini artırmak, yerelde olan biteni doğru ve etkili bir biçimde okurlarına aktarma süreçleri var ki o da başlı başına başka bir yazı konusu.
Her ne olursa olsun, yerel basının etkili olması gereklidir…
Bu bakımdan Yenigün gazetesinin de TV’sinin de güçlenmesi, daha da gelişmesi bu kentin lehine olacaktır.
Herkesin bu bilinçle görüp bu uğraşa desteğini vermesi gerekir.
………………
1 Kırmızı Pazartesi, Gabriel G. Marguez, Çeviren: İnci Kut, roman, Can Yayınları, 2000
KAYNAK: https://yenigun.com/makale/22173297/salim-cetin/yenigun-gazetesinin-yemeginde














