Beni çok mutlu eden bir karşılaşmanın anekdotunu anlatmak şart oldu.
Yıl 1996, Gaziemir Atatürk İlköğretime tayin olduk. 8 yıllık köy öğretmenliği, birleştirilmiş sınıf öğretmenliğinden bağımsız sınıf öğretmenliğine geçtiğimiz yıl.
Tayin olup geldik, göreve başladıktan sonra okul müdürüne dilekçe verdik. Tutturdum ara sınıf istemiyorum (Okul bir önceki eğitim öğretim yılında açılmış, öğrencilerin hepsi nakil öğrenciler.) diye.
İstiyorum ki ilk öğretmenleri ben olayım öğrencilerimin. Ortaokula geçince de Gülefer’in öğrencileri oldukları fark edilsin. (Nasıl bir özgüven, nasıl bir egom vardıysa?)
Müdür baktı karı koca genç öğretmenler, yeni taşınmışlar, kalıcılar… Verdi ikimize de birinci sınıf. Beş yıl çocuklar aynı öğretmende okuyacaktı, okul idaresi de sorun yaşamamış olacaktı. (Gaziemir’deki okullara eş durumu sebebiyle çok sayıda subay eşleri öğretmen atanır. Eşleri tayin olup gidince onlar da gider. Öğrenciler öğretmen değiştirmiş olur, bu durum hem veli hem de okul yönetiminin hoşuna gitmez.)
Veli ilkokulda çocuğunu beş yıl aynı öğretmen okutsun istiyordu. (Bilmeyen vardır bu ucube 4+4+4 sistemi yokken ilkokullar beş yıldı.)
Ha bir de velilerin öğretmen tercih etme furyasının başladığı yıllar.
Okullara yüklü bağışlarda bulunuyor, istedikleri öğretmene çocuklarını yazdırıyordu veliler. Parası olmayanın çocuğu da kime denk gelirse…
Okul yeni olduğu için öğretmenler pek tanınmıyordu. Bizim de genç ve istekli olma dışında bilinen bir yönümüz yoktu. Veliler birinci sınıfa kayda geldiğinde okul yöneticileri kendilerine yakın birini veya nüfuzlu birinin eşini parlatmayı marifet sanır, onu öne çıkararak para toplarlardı. (Ne yazık ki bu çirkinlik yapılmaya devam ediliyor.) Her dönem haksızlığa uğradığımızı yazmama gerek yoktur değil mi? Fırsatı buldum mu dile getiririm.
Gururla söyleyebilirim ki alnımızın akıyla, emeğimizle, nitelikli öğretmenliğimizle, farkımızla yöneticilere rağmen tercih edildik sonraki yıllarda, dönemlerde…
Mesleğimin hiçbir döneminde yönetici yalakası olmadım, muhalifleri olarak hep baş belâları oldum.
Yazıya sebep olan; güzel insan, müthiş anne Zerrin Erdoğdu, işte o ilk bağımsız, özel sınıfımın, sınıf annesiydi. (veli temsilcisi deniyor şimdilerde) Hanımefendiliğiyle, zekiliğiyle, sorun çözücülüğüyle unutulmayan velilerim arasında yerini aldı. Unutmadığım, zaman zaman okuma yazma bilerek geldiği için, diğerleri öğrenene kadar ihmal ettiğimi düşünüp üzüldüğüm Efe Can’ın annesi. Okuma yazma bilerek gelen çocuklar; sınıfta sıkılırlar, sınıf düzenini bozarlar genelde. Bir gün bile üzmedi bizi ( beni, arkadaşlarını, annesini) Efe Can. Sonraki yıllarda da hep başarılı bir öğrenci oldu.
İletişimimiz sekteye uğrasa da kopmadı sosyal medya sayesinde.
Bugün Sığacak’a gelirken aklımdan geçmedi değil. Yazacaktım görüşme isteğimi, gerek kalmadan tesadüfen karşılaştık. Güzel oldu, candan sarıldık birbirimize, yıllardır görüşmek isteyip bir araya gelemiyorduk. Elbette Efecan’dan konuştuk; kendi bilişim şirketini kurmuş, başarılı bir iş insanı olmuş. Gururlandım ilk öğretmeni olarak.
Annesi de o da kalbimin özel bir yerinde olacaklar hep.
Hamiş: Eğitim sistemimizin bozulmasında niteliksiz, liyakatsiz yöneticilerin etkisi göz ardı edilmemelidir.














