Her şeyin fazlası mı, yoksa bizatihi insanın kendisi mi?
Zehir dendiğinde çoğumuzun aklına hemen kimyasallar gelir. Üzerinde kafatası işareti olan koyu renkli şişeler… Ya da yılanın dişindeki. Veya akrebin kuyruğunda pusuda bekleyen bir damlacıkla gelen ölüm…
Ama ya başka bir şeyse zehir?
Bana göre bazen bir bakıştır.
Bazen bir kelimenin içinde gizlidir.
Ya “Ben senin iyiliğini istiyorum” cümlesine ne dersiniz?
Hiç düşündünüz mü, biz aslında zehri her gün kendi ellerimizle karıştırıyoruz hayatımıza?
Yaparken de büyük haz alıyoruz.
Belki de zehir, aşırı olan her şeyde saklı. Ne dersiniz?
Mesela suyu fazla içtiğimizde zehirleyebiliyor.
Yemek fazla kaçtığında beden iflas etmiyor mu?
Peki ya birini fazla seversek ne olur?
Onu da kendimizi de zehirlemez miyiz?
İzninizle, Kürtçeden çeviri yaparak bir hikâyeyle devam edeyim:
Derler ki, bir adam keçi bokuna âşık olmuş.
Ve yedi yıl boyunca koynunda saklamış.
Sonunda aşkına dayanamayıp yemiş o keçi bokunu. Şimdi diyeceksiniz:
Aşk işte…
Gülmeyin.
Doğadaki birçok bitki de aynısını yapmaz mı?
Kararında kullanılsa şifa, fazlasında ölüme sebebiyet vermiyor mu?
Biz doğaya da kendimize davrandığımız gibi davranmadık mı?
Onu da kontrolsüzce tükettik, şimdi “İklim krizi neden var?” diye soruyoruz.
Oysa şaşılacak ne var?
Dünyayı da kendimizi sevdiğimiz gibi sevdik: Tüketerek.
Peki ya insanlar?
“İnsan insana zehirdir” desem, “abartma” diyenler çıkabilir.
Ama gerçek bu:
Severken bile dövmeye meyilli bir türüz biz.
Kontrol etmek isteriz, sahipleniriz, boğarız…
Ve tüm bunları “sevgi” adı altında yaparız. Yalan mı?
Kabul etmek zor, bilirim.
Bazen çocuğumuzu bile kendi içsel boşluğumuzu doldurmak için severiz.
Yani sevgimizi sevindirmek için sevmek?
Çocuğumuz için değil de kendimiz için… Bu sözü bir düşünelim isterseniz.
Sevgiye yüklediğimiz anlam, çoğu zaman içsel tatminin başka bir biçimi oluyor maalesef.
Hani derler ya:
“Ağacın kurdu içindedir.”
Ben de diyorum ki:
“İnsanın zehri de yine insandır.”
Kötülüklerin çoğu, insanın insana yaptığı şeylerdir.
Ve tuhaftır, en çok benzer olanlar birbirini yok eder.
Kadın kadının kurdu olur.
Erkek erkeğin düşmanı…
Erkekten değil, kadından korkar çok zaman kadın.
Acı, ama gerçek.
Bu çıplak gerçeği görebilmek için tek gereken şey: Bakmayı bilen bir çift göz.
Ona da kör bakmamız engel…
Biliyorum, tüm bunlar size biraz saçma gelebilir.
Olsun.
Ben bazı şeyleri ancak biraz saçmalayarak anlatabiliyorum, huyum bu.
Zira mantıkla anlatmak zor geliyor bana.
Çünkü dünya, fazla mantıklı olanların yüzünden bu hale geldi kanısındayım.














