…)1(…
Konduğun ağaçlarda yalancıdır o bahar
Nereye uçarsan uç, mevsim her yerde sonbahar…
.
Güneş çekmişti yüzüne buluttan kara peçeyi,
Kırık kanatla gittin buralardan… unutup geceyi
Ya oralı değildin ya da yaralı…
.
Dizildi düştüğün göç yollarına
Işıksız bir şiir, bahtı karalı…
*
Bir yerlerde… Derin uykusuna yatmadan önce
Soyunmuştu ala kaftanını kınalı keklik…
İçindekiler avazındayken o anın,
Çeşmesini arayan kuru, suskun dudaklar
Önsözünü okumadaydı onu anlatan romanın…
*
Her hecesi ayrıydı sözcüklerden,
El değmemiş yarası gibiydi kahramanın
İlk mısra başlamadan çırılçıplak
Düştüğü sayfanın utangaçlığında bir aşk…
.
Dalgalandı gölgeyi yutan deniz,
Farkında değildi içinde boğulan sevincin…
Bugünü eleyip, süzüp ferdayı üstten
Şiirden el çeker gibi gidiyor…
… Gidiyor gök renginde bir güvercin…
*
Yazılması bitmeden umudun
Çıkağı aranan yolların yonca yapraklarına,
Çoktan girmişti sevda
Geriye dönüşsüz figan mısralarına…
.
Hâlâ o kavşakta, buğulu bir bekleyişin
Hasret büyüyordu ısrarlı gölgesinde;
Eriyordu içinde kısık aralı gözler
Hüznün sularından akseden bir gidişin…
…)2(…
Yara kaynıyorsa derinde,
Neye yarar, çaresizdir dualar…
Kopar can defterinin en içindeki sayfa
Bir kara mürekkep onu en koyu azapla boyar…
.
Uyumuyordu merhametsiz endişe,
Büyüyordu göç yolları koynunda;
Takviminden düşürüyordu şiirlerini tanın
Eline geçirdiği hoyrat zamanın…
.
Öykünün ilgisiz ağacını alıp yanına,
Kondurup sincabı ve ıstırabı bin bir dalına
Zordu uyanış belirsiz bir yarına…
Bir de amansız fırtına… Bıçak gibi vurur
Sekseni aşkın satırla yaralanmış
Şiirin göbek kordonuna…
.
Devrik mısralar bir bir düşerken
Son sözleri beklemeden selasetten;
Yaralı sessizliği duyulur şiir ağacının
Gizli gözyaşlarıyla düştüğü felaketten…
.
Bir yanda kök ağlar…
Bir yanda gövde ağlar…
Bir yanda serpilmiş onca yaprak…
.
Tam belinden kırıp sözlerin en güzelini
Çoğaltıp şiirdeki yaşları, keyif devşiren kimdi?
Hey sen yırtıcı kuş, romanın kötü kaderi!
Bu öğünde hangi kuşun hakkını yemedesin…
.
Ve sen ki gökçe güvercin aldanıp yeni göğün rengine
Hâlâ hangi sabaha gitmedesin…
…)3(
Kış basıp yağıverse, ay vurup parlasa kar,
Bir gün güneşle erir toprağa sessiz akar.
Ayrı düşse sineden bir gonca gül çehresi,
Gider el bağlarında aydan habersiz kokar…
*
Buralardan ırayıp giderken cümle bilir ki;
İçinde ağlayan sözcüklerdi bu katarın rayında…
Kral kompartımanında
Dostlarla akşam beş çayında
Uyutmamalıydı kara trenin ateşini ateşçi.
.
Şiir ağacında av kuşu…
Eli av tüfeğinin namlusunda avcı…
*
Bir haykırış yükseldi trenin marşandizinden;
Yere döküldü saçmalar havalanan av kuşunun izinden
Uzak bir dala atladı sincap, şaşkındı ve delidoluydu…
Tren gidişini ateşçiye borçluydu…
*
Sürerken hayat… Bir evde, bir odada şimdilik…
Boyası dökük duvarda asılıydı beyaz bir gelinlik…
*
…bilinmez nedendir, belli ki değişmez bir devrandır,
Önce şair ölür sonra birbirine çarparak durur
Kopuk vagonları katarın… Ve yığılır yere şiir…
Sol kenarından katlı sayfaya kadar
Okunduğu bellidir sonu meçhul romanın…
*
Şu sözler arabelleğine alınır cihanın;
-sen göç kuşu değilsin ah güvercinim ah!
Tan vaktinden önce çıkma yollara…
Mavi ışık olur Kervankıran’ın;
Ne arayanın kalır ne bir soranın…
Osman Aktaş / göç/17 Eylül 2013














