Bilgisayar Mühendisi, Yapay Zekâ, Matematik dahisi ve Felsefe Profesörü canım kardeşim…
Seni fail-i malum bir trafik kazasında genç yaşta kaybettik…
Eminim şimdi orada da babacığımızı şaşırtıyor, zaman zaman onunla tartışıp, onun gözlerindeki gururun yaratıcı ışığı oluyorsundur!
Kaç yıldır özlemin daha yakıcı oluyor sevgili kardeşim!…
Kitapların okurlarına ve öğrencilerine emanet….
OYUNUN ONTOLOJİSİ
Yücel Dursun
Dünyayı bir oyun olarak yorumlar çoğu düşünür. Ve onlar için dünya-oyununun derinliği “dipsiz” bir satranca benzer. Bir oyunun kurallarını biliyorken, nasıl bir oyun oynandığı ise tam olarak anlaşılamaz. Çünkü bir amacı ve sonu olmayan kusursuz bir oyun asla kendini ele vermez. Oyunun kendiliği ve doğallığı yalnızca hareketinde gizlidir. Bir oyun sonsuz temsilleri sergiler ve sınırsız olanakları içerir. Bu yüzden kişi oyun oynarken her türlü ihtimale ve tehlikeye hazırlıklı olmalıdır.
Oyun kavramı, günümüz düşünce dünyasında, sanatta, siyasette ve felsefede anlaşılmayı talep eden bir kavram olarak belirmektedir. Oyun kavramının merkezi hale gelmesi, sadece insanın yaşamını oynayan bir varlık olarak sürdürdüğünün gündelik yaşamda bilincine gittikçe daha çok varmasıyla ilgili değildir. Bunun ötesinde, felsefede de çeşitli biçimlerde konu edilen dünyevi olan ile dünyevi olanı aşan arasındaki bağlantıyı kurmaya çabalarken gelinen yeni aşamayla da ilgilidir. O nedenle insanın kaçınılmaz olarak içinde olduğu oyun üzerine, farklı bilim disiplinlerinde de daha sistemli olarak düşünülüyor, yazılıyor.
Bu kitapta Herakleitos’tan Nietzsche’ye, Heidegger’den Gadamer’e, Derrida’dan Huizinga’ya kadar uzanan felsefî bir izlekte, oyun kavramı incelenmektedir. Oyunun Ontolojisi’nde, oyunun neliği çevresindeki temel sorulara yanıt aranmaktadır: Oyun ile oyun olmayanın farkı, oyun ile ciddiyet ve oyun ile amaç arasındaki ilişki, oyun ve realite karşılaştırması, oyun alanı ve oyun çemberinin ne olduğu, oyun- yapı ve oyun- zaman bağlantısı kitap boyunca incelenmektedir.
Oyunun Ontolojisi, düşüncenin ve insanlığın geleceğine yön vereceği kuşku götürmez olan büyük bir kavramla, yeni yüzyılın insanını felsefi düzlemde buluşturmaktadır. Bu buluşmayla birlikte oyuna dair çarpıcı soruların yanı sıra, yeni ve kapsamlı yanıtlar da okurun payına düşecektir.
***
ÇÜŞŞŞ!
Gemi azıya aldılar bir kere…
Gòrüyorlar ki muhalefet cephesi yerlerde sürünüyor…
Her noktada acınası bir teslimiyet var…
Kustahlıkta sınır tanımıyorlar!
Aslında…
Bizim kuşak bunları çok iyi tanır…
Bakmayın taşların bağlandığı köyde kuduz itler gibi havlayıp, ortalığa salya saçtıklarına…
İnanılmaz ölçüde korkaklardır!
12 Eylül öncesi…
Bunların büyükleri kendilerine AKINCI adını koymuştu, ama tabi ki akıncılıkları da ” geriden”di…
Bir avuç…
Ödlek, sinsi, erkek sevicisi, çocuk istismarcısı tarikat zibidileridir…
Ancak Çakallar gibi sürü halinde dolaşıp, Akbabalar gibi leşle beslenirler…
En son ki hamleleri ise…
Milat adlı paçavrada görev yapan ağzı salyalı bir itten geldi…
Bu mahlukat…
Paçavrasında şöyle yazmış, “…. Atatürk Soyadı, Erdoğan’a verilmeli. Mustafa Kemal, bu Soyadı 100 yıl kullandı. Her yüzyılda bir lidere verilmeli ve bu teamül haline gelmeli…”
Normalde…
Bu türden bir şahıs…
Önce akıl sağlığı kontrolünden geçirilir….
Sonrasında da, ömür boyu sürecek bir karantina uygulamasına tabi tutulur, bu hastalık hücresi!
Tabi normalde!
Peki bu cesareti nereden buluyorlar, 12 Eylül öncesinin lağım fareleri?
Nereden ha?
Elbette ki bizlerden!
Senden, benden ondan!
Cumhuriyet değerlerine inanan, sözde koruyucusu olan, güya olmaya ant içmiş herkesten!
Böyle giderse yaparlar mı?
Yaparlar!
Niye yapmasınlar ki?
Meydanı boşaltılar nasıl olsa!
5 Teğmeni…
Başlarında ki 3 Komutanları ile birlikte….
“Mustafa Kemal’in ASKERİ olduklarını haykırdıkları için” ORDU’dan ihraç etmediler mi?
Ettiler!
Ne oldu peki?
Hiçbir şey!
Sadece “Belediye de iş vaadinde” bulunuldu o kadar!
Her Resmi Bayram da…
ANITKABİR’de hangi ihanet segileniyor?
“Reisin askerkeriyiz”
müptezelliği değil mi?
Biri bile kulağından tutulup, “ters kelepçeyle” gözaltına alındı mı?
Hayır!
Peki…
Cumhurbaşkanı’na hakaret suç da…
(“Giyotin Savcıları”nın ışık hızıyla soruşturma almalarından anlıyoruz)
ATATÜRK’ÜN MANEVİ ŞAHSİYETİNE HAKARET SUÇ DEĞIL Mİ?
Suçun dik alâsı!
Eee…
Giyotin SAVCI nerede?
Bakın bu gidişte…
Bir seçim olsa bile…
O SEÇİM, sizin bildiğiniz gibi bir seçim olmayacak!
Putin’in yaptığı seçimden daha mı demoratik olacağını sanıyorsunuz yoksa?
Erdoğan’ın mevcut Anayasa’ya göre nasıl aday olacağı belli…
Şu an böyle bir adaylık söz konusu olabilir mi?
Mümkün değil!
O halde…
Erdoğan’ın bu rahatlığını nasıl yorumlamalıyız?
Neye güvenip de, “… Bu can bedende oldukça” deyip, şu anki görevini ” ömür boyu” súrdüreceğini ima ediyor?
Ne düğüm düğüm olmuş bağırsak…
Ne Pisimotor epilepsi…
Ne de demans!
Bakın…
Geniş bir direniş örgütlenmeden…
Kimi, “aday dayatması” yöntemi niye yine devrede?
Ceylan derili koltuk…
Aklı da hafızayı da kireçliyor mu yoksa?
Geçen sefer… Kılıçdaoğlu dayatması…
Yeterince veri oluşturmadı mı yaşanılan bu büyük hüsran için?
Arkadaş..
Ben lider aramıyorum şahsen…
Benim ilk ve son liderim MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’tür!
Ben…
Bu UCUBEDEN kurtuluşu hayata geçirecek…
Her tarafı hasarlı ve hızla su alan DEVLET VE TOPLUM gemisini…
Batmadan sağ salim karaya ulaştıracak bir KAPTAN arıyorum!
Ve…
Tüm muhalif yolcuların…
Umutlarını emanet ettiği ehil bir kaptan olsun yeter benim için!
Anket manket…
Bırakın bu işleri arkadaş!
Adam talimat cermiş alın diye…
Yarın tüm rakiplerini içeri koymaya hazırlanırken adamımız…
Sanıyormusunuz ki ne Ekrem bırakır dışarıda, ne Mansur?
Yarın…
Bu reziller…
“Anıtkabir çok aşağıda, Şehrin içinde kaldı, onu yukarıya taşiyalım” derse ne olacak?
Oranın boşaltılıp, AVM yapsın diye 5’li çeteye verilmeyeceğinin bir garantisi var mı?
Ya ne bekleniyor?
20 yaşında ki genç… Koca bir geleceği ortaya koyarken…
Sizin kahrolası o…
En fazlasından da 5- 10 yıl daha fazla sürecek bir yaşamınız niye daha fazla önemli?
Niye ha?
Belki de…
Belki de yüzlerce yıl sürecek olan bu “gönüllü köleliği ” kabullenişte…
Bu derece bir uysal sefil olmak?
Hani, mevzubahis vatan ise…
Gerisi teferruat idi?
Yoksa VATAN MI TEFERUAT oldu?
Veya hepsi koca bir YALAN RÜZGARIYDI DA, BİZİM Mİ? HABERİMİZ YOK!…














