sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Ödülün Hükmü

Seyfi Elçiboğa Ekleyen Seyfi Elçiboğa
Nisan 1, 2025
in YAZARLAR
0
Ödülün Hükmü
0
Paylaş
49
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Düşünüyorum da eskiden ödül dediğimiz şey, sanki gözümüzün önünde sallanan bir havuçtu. Ulaşılacak bir tepe, dokunulacak bir el, belki bir dua vardı. Tanrı’nın merhameti, mahallelinin övgüsü, ailenin gülümsemesi… Hepsi bir yerde bitiyordu. Şimdiyse koşuyoruz ama yolun sonu yok. Her adım bir sonrakinin borcuna dönüşüyor. Tanrı’yı Wi-Fi’a, mahallelinin takdirini beğeni sayılarına emanet ettik. “Tamam” diyen yok; hep “daha çok” diye fısıldayan bir ses var kulaklarımızda. Peki nereye kadar? Belki de kendimizi unuttuğumuz için. Makine gibi çalışmayı öğrendik ama soluk almayı, durmayı, bakmayı… Sürekli bir tatminsizlik içindeyiz. Aldığımız her şey, bir sonraki “alma”nın açlığını büyütüyor. Sanki ruhumuzdaki boşluğu, yeni telefonlarla, takipçi artışlarıyla doldurmaya çalışıyoruz. Ama o boşluk, hep daha da derinleşiyor.

Şu an kendi yarattığımız bir labirentte kaybolmuş gibiyiz. Tıpkı eski telefonlar gibi: Yavaşlarsan çöpe atılıyorsun. Dinlenmek lüks, hata yapmak affedilmez. Oysa insan hata yapar! Yorulur, tökezler, bazen çay demlerken dalar gider. Ama sistem bize diyor ki: “Durmak yok. Durağansan ölüsün.” Peki ya kalbimiz? O Excel tablosuna sığmıyor ki. Bir gün batımını izlerken içine dolan o şey, hiçbir hücreye yazılamaz. Üstelik bu koşuşturmada kendimize bile yabancılaşıyoruz. Sabah aynaya baktığımızda gördüğümüz yüz, “yapılacaklar listesi”nin arkasında kayboluyor. Sosyal medyada paylaştığımız o mükemmel fotoğraflar, gerçekte hissettiklerimizi bile gizliyor. Kim olduğumuzu unutup, algoritmaların bize biçtiği rollere bürünüyoruz.

İnsan sonsuza kadar koşacak bir robot değil ki. Bir yandan “başarılı” olmak için kendimizi parçalıyoruz, bir yandan da “Neden?” diye soruyoruz içimizde. Sistem bize “özgürlük” vaat ediyor ama özgürlük için ne vaktimiz var ne nefesimiz. Hep bir sonraki maile, toplantıya, bildirime yetişmek zorundayız. Sosyal medyada anı paylaşıyoruz ama o anı yaşamıyoruz bile. Garip değil mi? Bir selfie çekmek için gün batımını kaçırıyoruz. Üstelik bu verimlilik takıntısı, zihnimizi köreltiyor. Sürekli “multitasking” yaparken, hiçbir şeye tam anlamıyla odaklanamıyoruz. Bir kitabı sonuna kadar okuyamıyor, bir sohbeti derinleştiremiyoruz. Zekâ dediğimiz şey, Google’a hızlı yazılan aramalara indirgenmiş durumda. Düşünmek yerine, hazır cevapları kopyalıyoruz. Oysa gerçek zekâ, bir sorunu çözmek değil, o soruyu nasıl soracağını bilmekti belki de.

Toplum da değişti. Artık komşunu tanımıyorsun, aynı asansörde bile göz temasından kaçınıyorsun. Dayanışma yerine “ben kaç tane kursa gidiyorum” yarışı, sabır yerine “hızlı teslimat”. Yaşlılar “işe yaramaz”, yavaş insanlar “tembel” ilan ediliyor. Oysa insanlık hep kusurlarıyla güzeldi. Şimdi kusur dediğin şey, CV’den silinmesi gereken bir leke. Değersizleşme hissi her yanımızı sarmış. Kendimizi sürekli başkalarının ölçütleriyle tartıyoruz: Kaç para kazandın? Kaç takipçin var? Kaç kilo verdin? Oysa bir insanın değeri, sayılarla ölçülebilir mi? Bir anne, çocuğunu uyuturkenki sabrıyla; bir dost, zor günde gösterdiği dayanışmayla değer kazanmaz mı?

Peki ne yapmalı? Belki de ilk adım, “Dur” diyebilmek. Dağa çıkmak değil mesele; içimizdeki o telaşı susturmak. Telefonu sessize alıp kuşları dinlemek. İşleri “halletmek” yerine, çayı yudumlarken çayın tadını almak. Birini severken “ilerde evlenir miyiz” diye düşünmek yerine, o an elini tutmanın sıcaklığını hissetmek. Yabancılaşma denen o karanlık perdeyi aralamak için, önce kendimizle barışmalıyız. Hatalarımızı kucaklamalı, yorgunluğumuzu kabul etmeliyiz. Unutmamalı: Bir makine değiliz. Tökezlersek, bu “arıza” değil, insan olduğumuzun kanıtıdır.

Teknolojiyi atmak değil derdim; onu avucumuzda değil, cebimizde tutmak. Beğeni sayılarına değil, gülümsemelere bakmak. “Verimlilik” denen o koca yalana inanmayı bırakıp, bazen hiçbir şey yapmamanın kıymetini hatırlamak. Mesela bir çocuk gibi: Düşeceksin, kalkacaksın, üstün kirlenecek ama oyunun tadına varacaksın. Çocukken öğrendiğimiz o saf merak duygusunu yeniden keşfetmek… Belki de “zekâ kaybı” dediğimiz şey, aslında merakın kaybıdır. Sürekli cevaplar peşinde koşarken, soru sormayı unuttuk. Oysa en güzel keşifler, “Acaba şu neyin nesidir?” diye bakarken çıkar karşımıza.

Toplumsal olarak da değişmeliyiz. İnsanları “ne iş yapıyor” diye değil, “nasıl birisi” diye sormalıyız. Yaşlı teyzeyi dinlemek, parkta ağlayan çocuğa şeker vermek, işten erken çıkıp arkadaşınla sahile inmek… Bunlar devrimdir aslında. Çünkü sistem bizi koşturdukça ayakta kalıyor. Biz durdukça, gerçekten yaşadıkça, o çark yavaşlıyor. Değersizleşme hissini yenmek için, birbirimize dokunmalıyız. Bir garsonun gülümsemesine teşekkür etmek, bir sokak müzisyenine para bırakmak, bir yabancıya “Günün nasıl geçti?” diye sormak… Küçük görünen bu adımlar, aslında insanlığımızı geri kazandırır.

Belki de ödül dediğimiz şey, hiç aramadığımız yerlerde. Yağmurlu bir günde ıslanan ayakkabılarda, annenin anlattığı eski bir hikâyede, sabah uyandığında duyduğun o huzur sesinde… Koşmayı bıraktığımız anda belki fark edeceğiz: Ödül, zaten yanı başımızdaymış. Biz sadece gözümüzü kapatıp durmasını bilmiyormuşuz. Belki de gerçek ödül, bu çılgınlığın ortasında bir nefes alıp, “Ben buyum; kusurlarımla, yavaşlığımla, hatalarımla…” diyebilmek. Çünkü insan, bir proje değil. Tamamlanması gereken bir şablon değil. İnsan, ancak olduğu gibi kabul edildiğinde gerçekten “var” oluyor.

01.04.2025

Seyfi Elçiboğa

Post Views: 146
Önceki yazı

Volkan Konak

Sonraki Gönderi

Çocuklara nasıl güven inşa edebiliriz?

Seyfi Elçiboğa

Seyfi Elçiboğa

Sonraki Gönderi
Çocuklara nasıl güven inşa edebiliriz?

Çocuklara nasıl güven inşa edebiliriz?

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.